22 Temmuz 2021 Perşembe

Kemal Türkler Necati Abacı anması

 

Atilla Atala


İki önemli ismi saygıyla anıyoruz


KEMAL TÜRKLER NECATİ ABACI

Necati Abacı'yı anıyoruz


Turgay Yıldız'ı Kaybettik

 

Günümüzde artık sayısı çok az olan siyasi parodileriyle bilinen tiyatro sanatçısı Turgay Yıldız'ı ne yazık ki kaybettik. 




17 Temmuz 2021 Cumartesi

Fotoğraftaki Çocuk Öldü

 



İstanbul'da tarihi bir sokakta elindeki gazeteleri gösterip 'Yazıyor yazıyor' diye bağırarak çektirdiği fotoğraf ile meşhur olan 72 yaşındaki Hayreddin Baş hayatını kaybetti. 

Küçükayasofya'daki Şehit Mehmet Paşa Sokağı'nda 1958 yılında, bir çocuk elinde gazetelerle koşturarak "Yazıyor, yazıyor" diye bağırırken fotoğraflanmıştı. Herkesin "O çocuk" dediği Hayreddin Baş, 6 Temmuz günü 72 yaşında yaşamını yitirdi. 

Baş, 1949 yılında İstanbul'da doğdu. Çocukluğunu geçirdiği Küçükayasofya'da 9 yaşındayken okul öncesi ve sonrası eline gazeteleri alıp "Yazıyor, yazıyor" diye bağırarak gazete satıyordu. 1958 yılında Hürriyet muhabiri Hilmi Şahenk, meşhur gazete satan çocuk fotoğrafını çekti. Fotoğraftaki çocuk Hayreddin Baş'tı. 


KAYNAK: ODATV

5 Temmuz 2021 Pazartesi

Saygıyla Anıyoruz

 


TEMMUZ AYINDA YİTİRDİĞİMİZ İKİ BÜYÜK USTAMIZI AZİZ NESİN VE RIFAT ILGAZ'I

SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ

1 Temmuz 2021 Perşembe

Sivas 1993- Unutmadık

 


Atay Sözer


Coşkun Göle


Sivas ellerinde sazım tutuşur
Söz tutuşur canım türkü tutuşur

25 Haziran 2021 Cuma

2021 Rıfat Ilgaz Roman Ödülü Atay Sözer'in

 


Cide Belediyesi tarafından günümüzde toplumcu gerçekçi edebiyatı yaşatmak ve yazınımıza yeni yazarlar/yapıtlar kazandırmak amacıyla, Türk edebiyatının çınarı Rıfat Ilgaz adına düzenlenen roman yarışması sonuçlandı. 20 Nisan’da başvurusu sona eren yarışmaya 68 roman dosyası katıldı. Seçici Kurul, uzun soluklu bir çalışma sonucunda Homur yazarlarından Atay Sözer’in “Dünyanın En Kötü Avukatı” adlı romanını birincilik ödülüne layık gördü.

Feyza HEPÇİLİNGİRLER, Eren AYSAN, Öner YAĞCI, Mehmet SAYDUR ve Hidayet KARAKUŞ’tan oluşan Seçici Kurul, korona virüsü nedeniyle 25/06/2021 Cuma günü online olarak yaptığı toplantı sonrasında “Dünyanın En Kötü Avukatı” romanının günümüzün ülkeyle ilgili önemli bir sorunsalını, dinsel örgütlenmenin tırmandığı yerleri, vardığı boyutu işlemesi; sağlam bir kurguyla örüntüsünde kadın sorununa değinmesi, alaysamalı bir dil kullanarak gerçekçi bir anlatımla romanlaştırması açısından 2021 RIFAT ILGAZ ÖDÜLÜ’ne değer görüldüğünü açıkladı.

Ödül Töreni 9-11 Temmuz’da düzenlenecek olan Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Festivali’nde yapılacak.


ATAY SÖZER KİMDİR?

12 Tem­muz 1959 yı­lın­da İstan­bul’da doğdu. MSÜ Si­ne­ma-Tv Bö­lü­mün­den mezun oldu. Si­ne­ma­da yö­net­men yar­dım­cı­lı­ğı yaptı, çe­şit­li si­ne­ma ve Tv di­zi­si­nin se­nar­yo­su­nu yazdı. Cum­hu­ri­yet, Ev­ren­sel, Gır­gır, Öteki İstan­bul gibi ya­yın­lar­da mizah ya­zar­lı­ğı ve ka­ri­ka­tü­rist­lik yaptı. “Mo­bi­dik” çocuk der­gi­sin­de ya­zı­lar yazdı.

Ar­ka­daş­la­rıy­la Homur Mizah Grubu’nu kurdu, bu çatı al­tın­da Homur, Ho­mur­cuk, ve Kır­mı­zı Metal Ka­rın­ca çocuk der­gi­le­ri­nin edi­tör­lü­ğü­nü yaptı. “İstan­bul Ger­çe­ği” in­ter­net ga­ze­te­si ya­zar­la­rın­dan­dır.

Kirpi (Sulhi Dölek’in ro­ma­nın­dan uyar­la­ma), İçim­de­ki İnsan (İrfan Yal­çın’ın Fa­re­yi Öl­dür­mek ro­ma­nın­dan uyar­la­ma) si­ne­ma film­le­riy­le Ku­run­tu Aile­si, Ben Ol­say­dım, Biz Bize Ben­ze­riz, Dünya Hali, Ze­ki-Me­tin­ce, Has­ta­ne, Ay­şe­cik, Çiçek Taksi, Ah Polis Olsam gibi Tv di­zi­le­ri­nin se­nar­yo­la­rı­nı yazdı.

Bir Kap­lum­ba­ğa­nın Ha­ya­tı, Elden Ele İstan­bul ve Kitap Kaç­kın­la­rı se­nar­yo­la­rıy­la Kül­tür Ba­kan­lı­ğın­dan yazım ve yapım des­tek­le­ri aldı.

Ya­yın­lan­mış Ki­tap­la­rı:
Gül­la­bi­ci
Laz Gü­ver­cin
Dam­dan Düşen Baş­ba­kan
Ka­fa­daş­lar (Çocuk Ki­ta­bı)
Da­lın­dan Düş­me­yen Yap­rak (Çocuk Ki­ta­bı)
Kitap Kaç­kın­la­rı 1-Gü­zel Atlar Ül­ke­si (Çocuk Ki­ta­bı)
Kitap Kaç­kın­la­rı 2- Söy­len­ce De­dek­tif­le­ri (Çocuk Ki­ta­bı)
Kitap Kaç­kın­la­rı 3-Düş­ler Ki­ta­bı­nın Şif­re­si
Dün­ya­yı Kur­ta­ran Arı (Çocuk Ki­ta­bı)
Ben Sizin Bil­di­ği­niz Sı­nav­lar­dan De­ği­lim (Çocuk Ki­ta­bı)

Ödül­le­ri:
İnkı­lâp Ya­yı­ne­vi “Aziz Nesin Gül­me­ce Öy­kü­sü” ödü­lü- “Gül­la­bi­ci” adlı ki­ta­bıy­la 1996
Ak­şe­hir Nas­red­din Hoca Gül­me­ce Öy­kü­sü Ya­rış­ma­sı “Ba­şa­rı Ödülü” – 1996
Çağ­daş Ya­şa­mı Des­tek­le­me Der­ne­ği, Rıfat Ilgaz Gül­me­ce Ya­rış­ma­sı Özen­dir­me Ödülü” 1997
Çocuk Hak­la­rı Ka­ri­ka­tür ya­rış­ma­sı Ba­şa­rı Ödülü, 1978
Abdi İpekçi Ka­ri­ka­tür ya­rış­ma­sı, ikin­ci­lik ödülü; 1984
Ak­şe­hir Nas­red­din Hoca Öykü Ya­rış­ma­sı 2.Ödülü 2007
19.​Nehar Tüb­lek Ka­ri­ka­tür Ya­rış­ma­sı-Bi­rin­ci­lik Ödülü
23.​Adana Film Fes­ti­va­li, Se­nar­yo Ya­rış­ma­sı “Allah’ın Adamı” se­nar­yo­suy­la Mu­zaf­fer İzgü Ödülü
2021 Rıfat Ilgaz Roman Ödülü, Dünyanın En Kötü Avukatı







15 Haziran 2021 Salı

 


İki Uzun Gün ve Bir Uzun Yürüyüş

Yapım:Birleşik Metal-İş

Senaryo: Kamil Ateşoğulları

Seslendiren: Ümit Dolu

Kurgu: Gürşat Özdamar

Haziran 2016

İKİ UZUN GÜN VE BİR UZUN YÜRÜYÜŞ

10 Haziran 2021 Perşembe

Karikatürist Kaan Ertem Hayatını Kaybetti

 


1968 yılında istanbul'da doğan Kaan Ertem, küçük yaşlarından itibaren elinden kalem düşürmemesinin karşılığını 1983'de ünlü karikatürist Semih Balcıoğlu'nun eleştirisiyle beraber Bulvar Gazetesi'nde yayınlanan ilk karikatürüyle aldı. Kaan Ertem, Limon mizah dergisinde başladığı 1988 yılına değin beş yılını kendisini karikatür çizme konusunda geliştirmeye ayırdı. Bu tarihten itibaren önce Limon, ardından da Leman ve L-Manyak dergilerinde çalışmaları yayınlandı.

1995 yılında Marmara Üniversitesi Resim-İş Bölümü'nden mezun oldu ve İstanbul Teknik Üniversite'deki yüksek lisans eğitimini tamamlamadan buradan ayrılarak eğitimine nokta koydu. Ertem, çizdiği karikatür ve çizgi roman öykülerinde ağırlıklı olarak şehir hayatı içinde sıkışıp kalmış insanların yaşantılarını ve yaşama bakışlarını konu edindi.

Yarattığı pek çok karakter ve başlıkta toplumun hemen her kesimden insan tipleri yer aldı. 1992 yılında Limon'da hazırlamaya başladığı Öğreten Adam ve Oğlu, kendi tecrübelerine dayanarak hayatın detaylarını oğluna ısrarla öğretmeye çalışan bir baba ve onu pek umursamayan oğlu karakterize edildi. 

1994'den itibaren çizdiği Erkut Abi ve ilk kez 1996 yılında yayına giren Zıçan Adam tiplerinde ise, yapılan bireysel ve toplumsal hataları cezalandırma içgüdüsü öne çıkartıldı. Ertem'in bir diğer başarılı bant karakteri ise Leman'da uzun yıllardır çizdiği Erdener Abi oldu.

Marjinal bir karakterizasyonla sunduğu bu karakterini yanı sıra, L-Manyak dergisi için yarattığı Ezik Şarkıcı Altuğ adlı birer sayfalık maceralar yaşayan bir| başkası izledi. Ayrıca Ocak 1996 tarihli ilk sayısından itibaren yaklaşık bir yıl boyunca L-Manyak dergisinde 2001 Feza Fatihleri başlıklı devamlı öyküsü olan mizahi bir bilimkurgu çizgiroman hazırladı. Çizerin yayınlanmış üç karikatür albümü bulunuyor: 1995'de Dengeli Beslenme, 1997'de Öğreten Adam ve Oğlu ile 2001'de basılan Erdener Abi. 

KAYNAK :Gazete Duvar


5 Haziran 2021 Cumartesi

İbrahim Güngör'ü Anarken




1979 yılının 6 Haziran'da henüz 20 yaşındayken faşist katillerce işkence edilip katledilip bir battaniyeye sarılıp bir köşeye atılan karikatürcü dostumuz İbrahim Güngör'ü anıyoruz katileri hala aramızda. Fali meçhullerin yavaş yavaş belirmeye başladığı bu günlerde umarız İbrahim'in katilleri de belirlenir.
İbrahim'i kuzeni Serhat Tomur'un yazdığı bir şiirle anıyoruz.

HAYKIRAN ÇİZGİLER

sakallı bir aydınlık!
karanlıkta upuzun 
ellerinde savaşmıştı
uluyan çizgilerle 
ve kırılırken kalemi
kanamıştı yapayalnız
ellerine gömmüştü 
hesapsız ve arkasızca
karanlıktaki köpeklerin
en zalim havlamalarını
battaniyeye sarılı güneş! 
sakalı terli
kimsesiz ve sıcak
bakıyordu çaresiz
dağlattığı yüreklere
ellerinde hür 
çizgiler haykırmıştı
sahipsiz
/ ı ş ı t a ca k t ı 
i n a d ı n a   k a r a n l ı ğ ı…/
SCREAMING DRAWINGS 
A light beard!
The longest in the dark
On its hands, had fought 
with the drawings howling
And while its pen 
had been broken
Bled all alone
Buried in its hands
Without calling to account 
and unbacked
The most cruel barking 
of the dogs 
in the darkness
The light into the blanket!
Its beard was sweaty 
Alone and warm
Looking at the hearts 
that was branded, helpless
On its hands, the free drawings 
had screamed, unclaimed 
/ w o u l d   i l l u m i n a t e   t h e   d a r k n e s s 
b y   h i s   p e r s i s t e n ce … / 
Çeviri: Serhat Tomur


İbrahim en son Hababam Sınıfı Tatilde filminde
oynamıştı




Çizim:Erdoğan Karayel

Bir karikatür dostunu yitirdik

 Bir karikatür dostunu Mimar Kudret Gül’ü kaybettik.

Yakın dostu olan ilk Türk filmini çeken Fuat Uzkınay’ın oğlu mimar, karikatürcü Erdoğan Uzkınay’ın vefatından sonra dağınık haldeki karikatür arşivini toparlayıp çeşitli yerlerde sergilemişti, HOMUR olarak Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde 2001’ de açtığı sergiye destek vermiştik.

Kudret Gül’ü ve Erdoğan Uzkınay’ı bir kez daha anıyoruz.


Portre:Erdoğan Karayel

Nazım Hikmet Kültür Merkezi
sergi açılışında Kudret Gül




2 Haziran 2021 Çarşamba

Prof.Dr.Barış Baklan Söyleşisi

 

HOMUR'un da çizerlerinden olan  Prof.Dr. Barış Baklan'ın Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi ONLİNE ÇARŞAMBA ETKİNLİKLERİnde "Hekimlik, Sanat, v.s." üzerine Öğretim Görevlisi Didem Öz'le yaptığı söyleşi.




Barış Baklan Söyleşi

2 Haziran'dan 3 Haziran'a Orhan Kemal ve Nazım Hikmet

 


2 Haziran'dan 3 Haziran'a Orhan Kemal ve Nazım Hikmet  

70x100 cm, Kağıt Üzerine Akrilik,2021, İstanbul, Ressam Haydar Özay


2021'in haziran ayına doğru yaklaşırken, 3 Haziran 1963'ü Nazım Hikmet'i  ve 2 Haziran 1970'i Orhan Kemal'i  birlikte hatırlayan  bir resim, ressam Haydar Özay'ın Orhan Kemal ve Nazım Hikmet resmi, Gezi Resmi'nin ressamı  Haydar Özay'ın kapsamlı şekilde ele aldığı Nazım Hikmet resimleri sergilere dönüştü, posterleşti, kartpostallara  PTT pullarına yansıdı. Pandemi koşullarında paylaştığı Engels ve Rosa Luxemburg resimlerinden sonra bu resminde Nazım Hikmet ve Orhan Kemal'i birlikte hatırladı ve resmetti.

Ressam Haydar Özay  hafızalarında yer eden  konuları  seçiyor,  sıradışı mekanlarda atölyeler kuruyor. 2006'da Şan Tiyatrosu harabesinde 70 metrekarelik Büyük İstanbul Resmi'ni  yaptı. 2015'te Mimarlar Odası terasında bir atölye oluşturarak bu çizgisini sürdürdü. Bir yıl boyunca çalışarak tamamladığı Gezi direnişinde hayatını kaybedenleri bir araya getiren 50 metrekarelik anıtsal Gezi Resmi İle bir tarih ressamına dönüştü. Gezi'nin Ressamı, Nazım Hikmet ressamı olarakta biliniyor son yıllarda.

Geçtiğimiz aylarda yaptığı Engels ve Rosa Luxemburg resimleri de büyük ilgi gören Haydar Özay,büyük devrimcilere olan ilgisini   sürdürürken, bir yandanda edebiyatı, şiiri, tiyatroyu resim dünyasının merkezine  koymuş görünüyor.

    Ressam Haydar Özay anlatıyor:  

    Nazım Hikmet ve Orhan Kemal'in bir arada , eski cumbalı evler, gecekondular gramofon, lamba, kedi ve kitaplar , denizin,martıların, Galata Köprüsü değil Unkapanı Köprüsü ve Bozdoğan kemeri gibi ayrıntıların olduğu bir İstanbul manzarası önündeler. Orhan Kemal'in yaşadığı ve kitaplarına yansıyan bir yere işaret ediyor bu bakış. Küçükpazar, Cibali, Balat gibi semtlerin olduğu bir yer

    Nazım Hikmet rüzgarda salınan bir söğüt ağacının dallarıyla birlikte. bir hatıra olarak giriyor resme sanki. Nazım Hikmet, Orhan Kemal'in kitaplarına ve ona olan sevgisini gösteriyor. bir karanfil uzatıyor. .Orhan Kemal dört tane kitap tutuyor. İki cildin yanında Orhan Kemal yazıyor. Bu ciltlerden birisinin bize görünen yüzünde el yazısıyla   Bereketli Topraklar Üzerinde yazıyor. Kemal cildi olan diğer cildin Bereketli Topraklar Üzerinde'nin devamı olan Gurbet Kuşları olduğunu düşündüm. Yine bu iki kitabın altında 3,5 yıl yazan ve ölümsüzlük işaretli Nazım'la ilgili hapishane anılarını anlatan, Orhan Kemal'in 1965'te yayınladığı Nazım Hikmet'le 3.5 Yıl isimli anı kitabı.

     2 Haziran 1970'i ve  3 Haziran 1963'ü beraber hatırlayan  mütevazi bir başlangıç saydığım bu ilk Orhan Kemal ve Nazım Hikmet resmim, umarım yeni resimlerle devam eder, bir sergiye, sergilere ve bir kitaba doğru ilerler.

31 Mayıs 2021 Pazartesi

Karikatürist özgür değil!


Homur Mizah Grubu Çizeri Ressam Karikatürist Atilla Atala ile karikatür sanatının Türkiye’de geldiği nokta üzerine konuştuk. Karikatüre yıllarını veren usta kalem bu grubun içerisinde çizmeye devam ediyor. Aynı zamanda bir fotoğrafçı... Heykel ve İlistürasyon üzerine de çalışmalar gerçekleştiriyor. Geçtiğimiz haftalarda 11.17 Sanat Galerisi’nde ‘Cazın Görsel Ritmi’ sergisini sanatseverlerin beğenisine sundu. Çok sayıda karma ve kişisel sergiye katıldı. Çalışmalarına yönelik kendisine sorduğum soruları içtenlikle yanıtladı. Türkiye’de karikatürün özgür olmadığını dile getiren Atala, “Karikatüristin tepesinde tepeden inme hukuksuz kanunlar Demokles’in kılıcı gibi duruyorsa az özgür, çok özgür diyerek özgürlük kavramından bahsedemeyiz” dedi.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

D.G.S.A. Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu İç Mimarlık/Endüstri Tasarımı Bölümü mezunuyum. Mezuniyetimden sonra ortağımla kurduğum ajansta iç mimarlık, çevre tasarımı, fuar standı tasarımı, grafik tasarım, reklam çalışmaları yaptım. Uzun zamandır uğraşım olan resim, karikatür ve bir gösterge, bir anlatım dili olarak kullandığım fotoğraf çalışmalarıma devam etmekteyim. Heykel, illüstrasyon çizimi çalışma konularım arasında. Çok sayıda resim, karikatür ve fotoğraf sergisine katıldım. Bir vakıf üniversitesinde öğretim görevlisi olarak görev yapmaktayım.


Karikatüre olan ilginiz nereden gelmekte, çevrenizin şu anki bulunduğunuz başarılı konuma ulaşmanızdaki etkisi ne düzeydeydi?


Karikatüre, resme ilgim çocuk yaşlarımdan beri var. Karikatüre ilgim sanırım sorgulayıcı ve eleştirel bakış açımdan ve bu anlayışımı görsel dille aktarma isteğimden gelmekte. Başarılı konum diye düşüncenizi aktarmışınız; teşekkür ederim. Her alanda olduğu gibi kişi çevresiyle beslenir ve çevresinin olumlu etki ve desteğiyle gelişimini sürdürür bana da eş, dost ve yakın arkadaş çevremin de elbette katkısı büyüktür.

FİKİR AKTARAN İLETİŞİM SANATIDIR

Resim ve karikatür arasında nasıl bir ilişki var?

Öncelikle her ikisi görsel sanatlar içinde yer almaktadır. Karikatür resmin içinden çıkmış abartılı vurguları mizahi yolla hedeflemiş, fikir aktaran bir iletişim sanatıdır diyebiliriz. Belki çok kısa birkaç cümleyle farkını şöyle söyleyebiliriz; karikatürist mesajını net ve kısa bir anda iletebilmeli, fikriyle ikna etmese bile sorunu mizahi bir anlayışla ifşa etmeli, dudakta veya zihinde gülümseme yaratmalı. Ressam ise resmiyle kendini ifade ederken duyumsatır, hissettirir ve izleyende farklı algı kapıları açar ve yaptığı resim izleyende izleyenin algısı, bilgisi kadar farklı duygu ve düşüncelerle yaşar.

Size göre karikatürün tanımı nedir?

Karikatürü şöyle tanımlayabilirim; semantik ve estetik birliktelikle görsel, mizahi iletişim sanatı. Ustamız Turhan Selçuk’u anarak onun tarifini de söyleyebiliriz; “grafik mizah”


Çizgilerinizi oluştururken, nelerden ilham alıyorsunuz neleri kendinize konu ediniyorsunuz?

Toplumsal, ekonomik ve politik sorunları kendime dert edindiğim için bunları konu ediniyorum ve bunları izleyenlere mizah yoluyla izah etmeye çalışıyorum.


DÜŞÜNSEL DERİNLİK ÖNEMLİ

Her karikatürist, her karikatürü çizebilir mi?

Her karikatürü derken sanırım içeriksel, anlamsal açıdan soruyorsunuz. Evet, çizer fakat o çizimin başarısı yani iletişim gücü ne kadar samimi olduğuyla ilgilidir. Her sanat dalında olduğu gibi karikatürde de samimiyet ve düşünsel derinlik önemli.



Türkiye’de karikatür ne kadar özgür?

Belki soruyu özgür mü diye sormalı mı? Özgür değil. Karikatüristin tepesinde tepeden inme hukuksuz kanunlar Demokles’in kılıcı gibi duruyorsa az özgür, çok özgür diyerek özgürlük kavramından bahsedemeyiz.

Politika ve karikatür arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

Politika öncelikle kişisel, toplumsal, çevresel vb. hak ve özgürlükler açısından sorgulanması gereken bir olguysa o zaman bu alandaki çelişkili yanları yakalayıp mizahi bir dille düşündürerek çizgiye dökmek karikatüristin başat amacı olmalı.

Çizim stiliniz ve seçtiğiniz konular yıllar içerisinde hiç değişim gösterdi mi?

Odaklandığım konular değil ama zaman içinde anlatım dilim değişim gösterdi ama ilk çizimlerimden beri muhalif düşüncelerimi mizahi yolla yazısız karikatür dediğimiz grafik anlatımla ifade etme gayretim değişmedi.

Bugüne kadar nerelerde çizdiniz. Hangi karikatür sergilerine katıldınız, kısaca başarılarınızdan söz eder misiniz?

Çizme fırsatı, motivasyonu diyerek katıldığım ve ödül, sergileme aldığım yarışmalar oldu. Homur Mizah ve Karikatür Grubu çizeri olarak Homur ve Homurcuk mizah dergilerinde çiziyorum, yine aynı gruptan çizer arkadaşlarımla birlikte 2012 yılında İBB Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen Otobüs oyununa da sahne görselleri olarak karikatür çizimleri yapmıştık. Kadın cinayetlerine yönelik bireysel duyarlılık geliştirmek ve toplumsal farkındalık yaratmak adına yazılmış olan “Mor Tabutlar” kitabını resimledim. “Canavar mı Yok mu?” oyununun gölge oyunu çizimlerini yaptım. Çok sayıda sergi organizasyonuna katıldım.



Mizah ve Karikatürün gerilemesi, karikatür dergilerinin okurlarının azalması gibi olumsuz durumların arkasında sizce ne gibi sebepler var?


Sosyal medyada karikatürlerle, fotomontajlarla, capslerle mizahi yolla muhalif, eleştirel fikirler her zamankinden çok dolaşmasına rağmen sorunuzdaki olumsuz durumların bence tek sebebi, antidemokratik sansür anlayışı.



İLHAM KAYNAĞIM BİZANS İKONALARI

Geçtiğimiz günlerde 4’üncü kişisel serginizi İstanbul’da gerçekleştirdiniz. Bize kısaca çalışmalarınızdan ve caza olan ilginizden söz eder misiniz?

Evet, 4. kişisel sergim sevdiğim, dinlediğim, izleyebildiğim caz sanatçılarının portreleri, caz ikonları üzerineydi. İlham kaynağım Bizans ikonalarıydı. O ikonalardaki tasvirler üzerinden tanrıya yöneltilen saygıyı, solo doğaçlamaların getirdiği bireysellik ve ortak çalışlardaki birlikteliği göz önüne alarak performans anlarındaki portreler aracılığıyla caz müziğine yöneltmeyi istedim. Bu süreçte modernizmden çağdaş sanata doğru yönelen bir dille cazdaki ritim olgusuna yine cazın derin renkleriyle görsel bir vurgu amaçladım. Caz müziğine ilgim gençlik yıllarımda oluştu, özellikle cazın kökenleri, tarihi, temel özelliklerinden olan doğaçlamalardaki özgürlüğü ve grupta var olan dayanışmacı kolektif duygusu beni etkileyen unsurlardı. Belki ilk sergimdeki bu slogan ifademi özetleyebilir; “Caz; kutsanan bireyselliğin kusursuz kolektivizmi”


Gelecek sergi ve projeleriniz nedir?

Salgın şartları izin verirse bu yaz Bodrum, Dibeklihan’da kişisel bir resim ve heykel sergim olacak. Ayrıca Homur Mizah ve Karikatür Grubu ve fotoğraf etkinlikleri yaptığımız Red Fotoğraf Grubu’yla çalışmalarım devam edecek.


KAYNAK:www.ilksesgazetesi.com

24 Mayıs 2021 Pazartesi

Kutlu Adalı Cinayeti Aydınlanıyor


Sedat Peker, bugün yayınlanan videosunda Kutlu Adalı cinayeti için Mehmet Ağar ve Korkut Eken'i işaret etti. Oysa konu ilk kez gündeme gelmiyor, cinayetin perde arkası yıllardır biliniyordu.

Ülkücü mafya Sedat Peker, bugün Mehmet Ağar ve Korkut Eken'i Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı'nın cinayetiyle suçladı.

Konu bu videonun ardından bir kez daha gündeme gelirken, iddialar ilk kez gündeme gelmiş değil.

Orhan Gökdemir, Kutlu Adalı cinayetini ve arkasındaki perdeyi 2005 yılında yazdığı kitapla aralamış, cinayetin ayrıntılarını yazmıştı.

Kitabın ilgili bölümünü soL okurlarıyla paylaşıyoruz:

KUTLU ADALI CİNAYETİ

Artık "korsan adası" olarak anılan "Yavru vatan" çete ilişkileri için mükemmel bir mekan olma özelliğini koruyordu. Adanın bu tarafından kaçan Rumların mallarına el koyarak zenginleşenlerin çokluğu yüzünden "Türk milliyetçiliği" zaten revaçtaydı. "Ana vatan"ın kaymağını yedikleri için milliyetçi olan çetecilerle hızla kaynaşıp, siyasi muhalifleri birbirinden öğrendikleri yöntemlerle yok etmeye ve korkutmaya başladılar. Amerika Türkiye’ye, Türkiye de yavru vatana suç ihraç ediyordu. Kıbrıs, çete için korunaklı bir limandı, burada da "huzurun bozulmasına" asla müdahale etmediler.

Gazeteci Kutlu Adalı huzur bozanlardan biriydi, yönetenler hakkında sert yazılar yazıyordu. Gerçi Kutlu Adalı "minik kontrgerilla" örgütü olarak bilinen "KKTC Sivil Savunma Teşkilatı"na üyeydi, milliyetçiliğinden kuşku duyulmuyor olacak ki resmi çevrelerde kendine iyi bir yer edinmişti. Ancak yine de sorunlar yaratmaktan geri durmuyordu. Rauf Denktaş’a muhalifti, onun hakkında yazdığı "Minaredeki deli" başlıklı yazı yüzünden evi kurşunlandı. Sonra Kıbrıs’ta faaliyet gösteren bir dizi paramiliter örgütleri suçlamaya başladı;  "Kıbrıs Barış Harekatı"ndan önce birçok cinayetin onlar tarafından işlendiği ve Rumların üzerine atıldığını iddia etti. Bu "vatanseverler" için "ihanet" demekti.

Kendisinin de üyesi olduğu Sivil Savunma Teşkilatını da itham edince, Türkiye’de iç savaşın alevlendiği günlerde onun da üzeri çizildi; "Kutlu Adalı KKTC’nin başkenti Lefkoşe’de 6 Temmuz 1996 gecesi evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü. Adalı, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin yayın organı Yeni Düzen gazetesinin köşe yazarıydı. Kutlu Adalı’nın cenaze törenine binlerce kişi katıldı. Adalı için 20 sendika genel grev yaptı, esnaf kepenk kapattı. Suikastı Türk İntikam Tugayı (TİT) üstlendi. 12 Eylül 1980 öncesinde TİT, Çatlı’nın sağ kolu Rıfat Yıldırım’ın ETKO’su gibi aşırı sağcı cinayet şebekelerinin yer aldığı illegal örgütlerden biriydi." Tıpkı Türkiye’de işlenenler gibi cinayet profesyonelce hazırlanmış tam bir çete işi idi. Adalı cinayetinin işlendiği gece sokak lambalarının sigortaları sökülmüştü. Adalı, Kıbrıs’ta başlattığı iç savaşın kurbanı olmuştu. 

Adalı’nın öldürüldüğü günlerde Adada tanıdık simalar da bulunduğu daha sonra anlaşıldı; üstüne üstlük cinayet şu kayıp olan Uzilerden biriyle işlenmişti, hani Ertaç Tinar’ın Emniyet’e hibe ettiği Uzi’ler. 

Kıbrıs, bombalama ve siyasi cinayet haberleriyle sarsıldığı günlerde, gazeteci Kutlu Adalı da faili meçhul bir cinayete kurban gitmesi üzerine Meclis’te tıpkı bizde olduğu gibi bir araştırma komisyonu kuruluyor. Gerisini izleyelim: "Komisyonun ulaştığı en önemli noktalardan birini Adalı cinayetinin Uzi marka silahla işlendiği oluşturuyor. Uzi silahların Türkiye’ye satışını gerçekleştiren Hospro şirketinin sahibi Kıbrıslı Türk işadamı Ertaç Tinar. Çetenin ‘Reis’i Abdullah Çatlı’nın bu tarihlerde adada bulunması ise cinayetin üzerindeki sis perdesini daha da yoğunlaştırıyor." Adalı’nın ölümü de yaşamı gibi kuşkuluydu. 

İşin içinde başka "Kıbrıs bağlantıları" da vardı: Asil Nadir. İlişkileri açığa çıkaran ise popüler bir emniyetçiydi.

Turkısh Report, Avustralya’da yayınlanan bir Türk gazetesi. İstanbul Emniyet Müdülüğü’nde Emniyet Amiri olan ve bir dönem Necdet Menzir’in Özel Kalemi’nde çalışan Celal Akbulut gazetenin yazarlarından Erol Mütercimler’e Ağar’la ilgili bilgilerini aktarıyor: "Akbulut, Ayşegül Nadir’in kaçakçılık suçundan kurtarılması için Asil Nadir’in, o sırada Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar’a 300 bin dolar gönderdiğini ve Ayşegül Nadir’in serbest bırakılmasının sağlandığını ileri sürüyor...

Akbulut’un iddiaları bununla bitmiyor. Türkiye’den taşınan uyuşturucudan Mehmet Ağar’ın pay aldığını ve Ağar’ın, Panama bandıralı bir şilebe sahip olduğunu ileri sürüyor." 

Akbulut, zamanın Mali Şube Müdürü Salih Güngör’ün Ayşegül Nadir’e karşı yürüttüğü operasyonda yer almış, Nadir’in serbest bırakılması üzerine Güngör ile tartışmış ve görevinden kendi isteğiyle ayrılmıştı. Emniyet Amiri Akbulut, Uyuşturucu Baronu Hüseyin Baybaşin’le aynı bilgileri veriyor, bir uyuşturucu kaçakçısının ünlü bir polis şefi ile ilgili bilgilerini doğruluyordu. Haberin dergide yayınlanması üzerine Ağar, haberi tekzip etti. 

Gelelim Kutlu Adalı’nın öldürmeden önce uğraştığı konuya. Kıbrıs’ta çetenin bir kolu tarihi eser kaçakçılığı ile uğraşmaktaydı. Herhalde Nadirlerle böyle tanışmışlardı. Çete üyeleri Magosa yolu üzerindeki şimdi müze olarak kullanılan 1520 yıllık St. Barnabas Kilisesi’ni 14 Mart 1996 gecesi soymuştu. Adalı, kiliseyi soyanların "Kıbrıs MİT"i de denilen Sivil Savunma Teşkilatı elemanları olduğunu iddia ediyordu. Sivil Savunmacılar ile Abdullah Çatlı’nın arası da iyiydi; Anavatanda ortak tanıdıkları ve dostları vardı. Aynı bayrak için çarpışıyorlardı. Adalı cinayetini Türk İntikam Tugayı(TİT) üstlendi. TİT, Türkiye’deki ana çetenin kod adıydı!

Asıl olan ise Milliyetçi kamu görevlilerinin Kıbrıs’la ilişkilerinin gönül bağından öte olması. Adaya yatırım yapıyorlar, para akıtıyorlardı. Her birinin birer "kıyı bankası" sahibi olduğu da Susurluk’un ardından ortaya çıktı. "Korsan adası" olarak anılan KKTC, "Susurluk adası" adını da işte o günlerde bileğinin hakkıyla aldı. 

Batık bankaları ile sık sık gündeme gelen Kıbrıs, uyuşturucu, silah ve kara para işlerinin içine o kadar batmıştı ki aynı işten nemalanan Cumhurbaşkanı ve milletvekillerinden söz ediliyordu. Susurluk’un sınırları genişliyordu. "Avcı, Eymür’ün KKTC’deki First Merchant Bank’ değişik bir isimle ortak olduğunu öne süren ilk kişiydi. ‘Ağar da şoförünün kardeşi aracılığıyla ortaktı’. Eymür ise bir iddiayı dile getiriyor ve şimdiye kadar hiç telaffuz edilmemiş iki ismi ilk kez bu kitabın yazarlarına açıklıyordu. ‘bankanın ilk ortakları Engin Civan ve eski bir Merkez bankası başkanıdır’. Eymür bu bankanın yasal ortaklarından biri olan Hakkı Yaman’dan kendilerine yardımcı olan bir kişi diye bahsediyor ve Yaman aracılığıyla komşu bir ülkede yeni bir banka kurdurup buradaki terör örgütlerinin kara parasını kontrol etmeyi hedeflediklerini belirtiyordu. Ama bu banka kurulmadı."

Aslında Kıbrıs’la bağlantılar yeni değildi. 1. MİT Raporu’nda Mehmet Ağar’ı telefonla arayan Halil Peril adında bir kişiden söz ediliyordu. Rapor uyuşturucu kaçakçısı Halil Peril’in, Kıbrıs’lı "baba" Con Aziz (Aziz Mehmet Kent)’in adamı olduğunu bildiriyordu. Con Aziz, Baba Nadir’in dostuydu. Halil Peril ise yalnız Kuzey Kıbrıs’la değil Güney Kıbrıs’la da irtibatlıydı. Zamanın Rum Lideri Kipriyanu ve Rauf Denktaş Londra’ya gittiklerinde onun evinde kalacak kadar Peril ile samimiydiler.

Olayın özeti şöyle: “Çetenin bir kolu da tarihi eser kaçakçılığı yapıyordu. Hakkâri, Bitlis, Van, Kars, Malatya, Amasya, Kayseri ve Çanakkale’de kaçak kazı yaptırıyorlardı. Elde edilen tarihi eserler İstanbul Bakırköy’de bir ülkücünün bürosunda satılıyordu! Kazı yaparken Çanakkale’de iki kez yakalandılar. Ancak onları kimse durduramıyordu. Çok üstlerine gelinirse hemen silaha sarılıyorlardı.

Magosa yolu üzerindeki 1520 yıllık St. Barnabas Kilisesi 14 Mart 1996 gecesi kimliği bilinmeyen bir grup tarafından soyuldu. Kilise artık bir müze olarak kullanılıyordu ve o soygunla birlikte kilisedeki birçok değerli eşya kayıplara karıştı. Soyguna katılanların KKTC’nin istihbarat örgütü Sivil Savunma Teşkilatı’ndan olduğu söyleniyordu. ‘Kıbrıs’ın MİT’i’ ile Abdullah Çatlı’nın yakın ilişkisi olduğu da iddia ediliyordu.

Bu olayı araştıran gazeteci Kutlu Adalı, 7 Temmuz 1996 akşamı Lefkoşa’da evinin kapısının önünde vurularak öldürüldü. Cinayeti, TİT(Türk İntigam Tugayı) üstlendi ve cinayet ‘fali meçhul’ olarak kaldı. Ama Adalı’yı vuran kurşunların Uzi marka bir silahtan çıktığı kesinleşti.”

KAYNAK: haber.sol.org.tr

12 Mayıs 2021 Çarşamba

Kutlu Adalı Bir Faili Meçhule Kurban Gitmişti

 


Suç örgütü liderinin ifşaatlarıyla gündeme gelen 1996 yılında  Kıbrıs'ta bir faili meçhule kurban giden gazeteci Kutlu Adalı anısına düzenlenen karikatür yatışmasının albümü.





Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği - Türkiye Karikatürcüler Derneği işbirliğiyle, "Kutlu Adalı - Faili Meçhul" ve "Kayıplar - İnsan Hakları" konulu iki ayrı karikatür sergisi Lefkoşa'daki AKM’nde açıldı... Sergilerin açılışına, Türkiye Karikatürcüler Derneği Başkanı Canol Kocagöz davetli olarak katıldı... (01-05 Eylül 1996 Lefkoşa)
 


“Kutlu Adalı-Faili Meçhul” konulu karikatür sergisi, Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği ve Türkiye Karikatürcüler Derneği işbirliğiyle, İstanbul'daki “Evrensel Kültür Merkezi”nde açıldı...  (15-30 Ekim 1996 İstanbul-Türkiye)
 

“Kutlu Adalı-Faili Meçhul” karikatür sergisi, Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği ve Türkiye Karikatürcüler Derneği işbirliğiyle, İstanbul'daki “Marmara Üniversitesi-İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu”nda açıldı... (13-30 Aralık 1996 İstanbul-Türkiye)








30 Nisan 2021 Cuma

1 Mayıs İşçi Bayramı Kutlu Olsun

Yalçın Çetin


Tonguç Yaşar



Coşkun Göle

Barış Baklan
 
Aslı Alpar



Fotoşop:Arif Kökçe

20 Nisan 2021 Salı

Genco Erkal Savunuması

 



GENCO ERKAL'DAN MANİFESTO GİBİ SAVUNMA

Cumhurbaşkanına hakaretten yargılanan Genco Erkal'ın savunması


 Evet bu paylaşımlar benimdir. 60 yıldır politik tiyatro yapıyorum. Dünyada ve ülkemizde gördüğüm haksızlıkları, baskıları, adaletsizliği, bağnazlığı eleştiriyorum. Doğal olarak bu duruşumla askeri ve sivil tutucu iktidarları rahatsız ediyorum. Bu benim görevim. Bir yararı olacağını düşünmediğimden hiçbir zaman hakaret yoluna başvurmadım.  Başkanlık sistemine karşıyım. İfade özgürlüğünün kısıtlanmasına, insanların düşünceleri yüzünden hapis yatmasına karşıyım. Doğanın yok edilmesine, betonlaşmaya karşıyım. Yoksulları daha yoksul kılan çarpık ekonomik düzene karşıyım. Laik bir ülkede din olgusunun sürekli öne çıkarılmasına, siyasi malzeme olarak kullanılmasına karşıyım. Bunları hem sahnede hem de sosyal medyada sürekli anlatıyorum ama asla hakaret yok. Paylaşımlarımın neresinde Cumhurbaşkanına hakaret görülmüş anlayabilmiş değilim

14 Nisan 2021 Çarşamba

Nuri Kurtcebe'ye hapis cezası

 Karikatürist Nuri Kurtcebe cumhurbaşkanına hakaretten Fethiye 1.Asliye mahkemesi tarafından 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Değerli arkadaşımızın yanındayız.

Erdoğan Karayel

Öznur Kalender



HOMUR'dan Kamuoyuna




                                              SİYASİ İKTİDARA AÇIK MEKTUP

 Halkımızın “kuru soğana muhtaç olduğunu 2007” yılında  DİSK Birleşik Metal İş Sendikası ile beraber yaptığımız HOMUR Mizah Gazetesi ile gündeme getirmiştik. 

14 yıl sonra Halkımızın kuru soğana muhtaç olduğunu fark eden  siyasi iktidarı KURU SOĞAN SEFERBERLİĞİ nde Homur Mizah Dergisi Olarak yürekten desteklediğimizi bildirir bundan sonra HOMUR okuyarak faaliyetlerini planlarlarsa halkımıza zaman kaybettirmemiş olurlar.

Siyasi iktidara ve erki elinde bulunduranlara iyi HOMUR okumaları tavsiye ederiz.

                            HOMUR

                            Mizah ve Karikatür Grubu


                                                                                               HOMUR 62                                                    HABERİN TEPKİLERİ

SOL HABER

GAZETE DUVAR