15 Mart 2019 Cuma

Duvarları Delen Çizgiler



İLETİŞİM KURAN İNSAN TUTSAK EDİLEMEZ 
                                                                                                                                   

Görülmüştür Ekibi’nin girişimiyle,  İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Homur Mizah ve Karikatür Grubu’nun destekleriyle bir çizgi ve karikatür sergisi projesi ortaya atıldı. Serginin çağrısına demokrasi, özgürlük ve insan hakları için mücadele ederken tutsak düşen ressam ve çizer meslektaşlarımız; bulundukları Bolu, Gebze - Kocaeli, Burhaniye - Balıkesir, Gaziantep, Elbistan - Kahramanmaraş, Edirne, Kocaeli, Tekirdağ,  Tarsus – Mersin,  Şakran - İzmir ve Trabzon’daki hapishanelerde yarattıkları eserlerle katıldılar.

“Duvarları Aşan Çizgiler” adını verdiğimiz bu karikatür sergisi, içeride ve dışarıda aylar süren emek sonucu izleyiciyle buluştu. Meslektaşlarımız bu sergiyle mahpusluk ve hapishane sorunlarının dışına çıkarak, ülke ve dünya sorunlarını da eserlerinde işleyerek, bizlerden nasıl haberdar olduklarını, dünyanın sorunlarını üstlerinde taşıdıklarını gösterdiler. Çizdikleri güzel eserlerle “İletişim kuran insan tutsak edilemez” sözünü dışarı haykırdılar.

Ayrıca meslektaşlarımızın eserleriyle açılan bu sergi, ütopyalarını yaşama geçirmek isterken özgürlüklerine el konularak zindanlara atılan, dört duvar içinde yaşamaya mecbur bırakılan bir avuç insanın, hayatlarını ve davranışlarını korumak için; burjuva diktatörlüğünün duvarlarını çizgi ve karikatürle, küçük küçük delikler açarak lime lime yaptığını, yer yer yıktığını hatta bizlere duvarları parçalayarak hayata nasıl müdahil olunacağını gösterdi.

Duvarları çizgilerle yıkan meslektaşlarımız, çeşitli hapishanelerde yarattıkları eserlerinden oluşan bu sergiyi, hayatını savaşsız- sömürüsüz bir dünya için “DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK” mücadelesine adayanlara armağan ederek, yeni sergilerde buluşmak dileklerini ilettiler.


HOMUR Karikatür ve Mizah Grubu         

Güncel Sorunlar



İmamoğlu CNN TÜRK'e katıldı

YSK'nın son hali

Beka sorunu
KARİKATÜRLER: Atay SÖZER




Yeni Zelanda'da dinci terör
Canol KOCAGÖZ

12 Mart 2019 Salı

Turhan Selçuk'u Anıyoruz




YİTİRİŞİMİZİN 9.YILINDA USTAMIZ TURHAN SELÇUK'U 
SAYGI, SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ





Coşkun Göle

Hülya Erşahin

Atay Sözer






7 Mart 2019 Perşembe

Canol Kocagöz Röportajı






Ege Telgraf Gazetesinde Çizgilerle Sınıflar Tarihi kitabını 39 yıl sonra yayınlanan karikatürcü arkadaşımız Canol Kocagöz'ün ropörtajı yayınlandı.


25 Şubat 2019 Pazartesi

Sabahattin Ali 112 Yaşında

41 yıllık kısa yaşantısına üç roman, on öykü, iki şiir kitabı ve yedi kitap çevirisi sığdırmış olan yazar 25 Şubat 1907’de Edirne Eğridere’de dünyaya geldi. Sadece edebiyata değil Türk müziğinin onlarca güzel bestelerine de sözleriyle ilham kaynağı oldu.
Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mim Uykusuz’la birlikte çıkardıkları Marko Paşa dergisi aralarında Homur’un da olduğu çeşitli mizah hareketlerine örnek oldu.

Çizim:Atilla Atala

1948 yılında Bulgaristan sınırında bir adam öldürülüyor. Bu adam; romancı, öykücü, şair ve bugüne değin çıkmış en yürekli mizah dergisi olan Marko Paşa'yı çıkartanlardan biri olan Sabahattin Ali’den başkası değildir.
Kim öldürmüştü bu değerli yazarı? 
Tüm faili meçhuller gibi rivayet çeşitliydi.
Resmi açıklamaya göre onu sınır dışına kaçırmak isteyen Ali Ertekin adlı bir kaçakçı, onun goministliği karşısında milli duyguları tahrik olup gereğini yapmıştır!
Bir başka rivayete göre, sorgu sırasında dayanıksız çıkmış ve işkencecilerin elinde kalmıştır!
Gerçeğe daha yakın bir söylentiye göre de derinliklerinden gelen boğuk bir ses;
“Sınırdan bırakın, sonra arkasından vurun” komutunu vermiş, bu emir hemen yerine getirilmiştir.

Bu yıl ölümü üzerinden 70 yıl geçtiği için eserleri telif yasasına göre serbest kaldı. Bu yüzden ne yazık ki tüm yazıları yağmalanmaya başladı her yayınevi onun eserlerini sorumsuzca yayınlıyor artık, kaliteye bakmadan.

Bugün onun 112. yaşını kutluyoruz…
İyi ki doğmuşsun Sabahattin Ali…

19 Şubat 2019 Salı

EŞEK KULAKLI MİDAS



Cerattepe sayısı kapsamında hazırladığımız HOMUR dergisindeki Eşek Kulaklı Midas çizgi romanı animasyon haline geldi...

Homur Mizah Grubu, Yeşil Artvin Derneği, Çekmeköy Gönüllüleri Vakfı, Artvinliler Kültür Dayanışma Derneği ve Yeditepe Tiyatro tarafından hazırlanmıştır....

Senaryo : Atay Sözer
Çizen     : Hüseyin Soylu
Animasyon: Mehmet Dal

Dublaj Stüdyosu : Sestanbul
Dublaj Yönetmeni ve Anlatıcı:Cemal Erdoğan
Kral Midas:Kahraman Sevri
Fırıncı:Volkan Berke Yürür
Müşteri:Ahmet Doster
Karl Marks:Birol Çarıkçı







15 Şubat 2019 Cuma

HOMUR SAYI 87


HOMUR 20.yaşıyla beraber 87.sayısına ulaştı. Bu kez Artvin Barosu için çıkıyoruz ana konumuz Cerrattepe... Redaksiyon Yayıncılık'dan çıkan HOMUR Artvin Çevre Platformun'un 5 ilde (İstanbul Ankara İzmir Bursa Artvin) yapacağı eşzamanlı basın açıklamalarında dağıtılacak....

İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYIN






Kadıköy ve Artvin Basın açıklamaları











     

  ARTVİN HALKINA VE KAMUOYUNA
DUYURULUR
               
Değerli Basın mensupları, 
Ülkemizin çevre dostu yurttaşları,
Ülkenin her yerinde yaşam mücadelesi veren değerli Artvinliler,

Uzunca bir süredir Cerattepe konusunda gelişmeler ile biriken sorunları, 16 Şubat olaylarının yıldönümünde yine bütün ülkedeki hemşerilerimizle ve doğa dostları ile paylaşmak, bilgilendirmek gerekli olmuştur. Her durumda başvuracağımız ve sığınacağımız tek yer sizlerin tertemiz vicdanı, Cerattepe için çarpan yüreğinizdir. 

Öncelikle günün önemini bir kez daha hatırlıyoruz. 16 Şubat 2016 günü, tek suçu iyilik olan sadece “Cerattepe varsa Artvin var, yoksa biz de yokuz” diyen Artvin halkının, şiddete, zulme uğradığı gündür. 25 yıla yaklaşan bu mücadele tarihinde toma’lar, plastik mermiler, robot kılıklı binlerce polis-jandarmayla ilk kez karşılaştığımız gündür. Biber gazının beyazının da turuncusunun da görüldüğü, hastanenin çocuk servisine de, ciğerlere de bol keseden doldurulduğu gündür. UNUTMAYACAĞIZ! Zalimi de, halka yapılan şiddetin acımasızlığına isyan edip ağlayan polisleri de, Anadolu’nun hamuruyla yoğrulmuş, kahramanca toprağını koruyan halkımızı da. Bizler yaşam alanlarımızın yok edilmesine, ülkeyi teslim alan bir avuç küfürbaza peşkeş çekilmesine karşı durmaya devam edeceğiz. Yapılan zulmü reddediyoruz. Halen alanda her türlü bilimsel faaliyetlere bile izin vermeyenleri vicdanları ile baş başa bırakıyoruz. “Zulmü her kabul edişin, daha büyük zulümleri doğuracağını” iyi biliyoruz. UNUTMAYACAĞIZ ! Yaşama hakkımızı yürüttüğümüz mücadele ile elde edebileceğimizi, biz direndikçe haramilerin direncinin nasıl düştüğünü hatırdan çıkarmayacağız. “Zulüm ile abad olanın akıbetinin berbat olacağını” sözde hemşehrilerimize hatırlatmaya devam edeceğiz. Her Artvin’li için varlığını borçlu olduğu ormanı merası, ağacı kuşu ne kadar kutsalsa, korumak için mücadele de o denli kutsaldır. Bir gün hak, hukuk elbet ülkemizde, dağlarımızda ve Artvin’imizde de bir bahar esintisi gibi esecek, hiç bir kuşun sonsuza dek uçamayacağını herkes görecektir. Biz Cerattepe doruklarındaki ladin ağaçları gibi dik durmaya devam ediyoruz. Artvin’e ve Artvin’liye bu zulmü reva görenlerin de işbirlikçilerin de unutulmamasını diliyoruz. 3 yıl önce 16 Şubatta biz devletin kamu idaresinin ve güvenlik güçlerinin bir şirketin çıkarlarına kul edildiğini gördük. Ve üç yıl önce devletin acımasız zulmünü gördük. UNUTMUYORUZ. 

Cerattepe mücadelesinin bittiğini söyleyenler, böyle olmasını isteyenler, bu yağmadan pay almaya çalışanlar, ihanetlerine ortak arayanlar var elbette. Ancak Artvin halkının çeyrek asırdır büyük azim ve kararlılıkla sürdürdüğü Cerattepe mücadelesinin aynı azim ve kararlılıkla sürmekte olduğunu bir kez daha duyurmak istiyoruz. Hukuksal olarak halen 730 kişi ile başvurduğumuz Anayasa Mahkemesi başvurumuzun incelenmesi devam ediyor. Maden şirketinin 32 hektarlık alan için ÇED izni almış olmasına rağmen 240 hektarlık alan için işletme izni almış olmasına karşı Rize İdare Mahkemesinde açmış olduğumuz dava ise 2018 yılı Aralık ayında sonuçlanmış olup bu yasadışı izin verilmesi işleminin iptaline karar verilmiştir. Bu karar başından bu yana maden şirketinin ÇED izni alınan alanla yetinmeyeceği, bir kanser hücresi gibi yayılacağı ve bütün Artvin coğrafyasını işgal ederek bize yaşam alanı bırakmayacağı yönündeki söylediklerimizin ne kadar haklı olduğunu göstermesinin yanı sıra mücadelenin bitmediğini, mücadele edenlerin mutlaka kazanacağını, yaşam hakkı mücadelesinin kutsal bir mücadele olduğunu göstermesi açısından büyük önem taşımakta olup bütün halkımız için bir moral ve motivasyon kaynağı olmuştur. Yine hukuksal olarak Cerattepe bölgesindeki su kaynaklarımızın Artvin halkına sorulmadan, duyulmadan, el altından maden şirketine verilmesi ile ilgili olarak önümüzdeki pazartesi günü davamızı açıyoruz. Yine askıya çıkarılan ama planları gizlenen uygulama imar planı ve mevzi imar planı ile ilgili davalarımızı da açmak üzere olduğumuzu duyuruyoruz. Planlama yapıp ta planı gizleyen bir belediyeye sahip olduğumuz için ne desek bilemiyoruz. Gerek hukuksal yollardan gerekse sivil mücadele anlamında hiçbir mücadeleden vazgeçmiş değiliz, aynı inanç ve kararlılıkla mücadeleye devam ediyoruz. 

Bu vesile ile su kaynaklarının maden şirketine verilmesine ilişkin davamızla ilgili kısa bilgi vermek gerekli olmuştur. Hatila vadisi köylerinin kadim sularından olan büyük dere suları geçmiş belediye döneminde köy halkının izni ile alınarak şehir isale hattına 4.5 km hat ile bağlanmış, Hatila köylüleri şehir merkezinin su ihtiyaçları nedeniyle büyük özveri göstermiştir. Bu su kaynaklarının yeni dönemde önce belediye başkanlığı tarafından terk edildiği ve bu suların DSİ ve Artvin Valiliği tarafından maden şirketine verildiği öğrenilmiştir. Asıl önemlisi maden şirketinin ÇED raporunda maden alanında yer altı ve yerüstü sularının kullanılmayacağı, içme sularının  damacanalarla, kullanma sularının tankerlerle taşınacağı taahhüt edilmesine rağmen, Artvin halkının kullanımına sunulmuş olan su, bu suda kadim kullanım hakları olan Hatila köylülerine sorma gereği bile duyulmadan maden şirketine kamu idaresi tarafından, hukuk ve adalet çiğnenerek verilmiştir. Bu basın açıklaması ile bir kez daha Artvin Valiliğinden bu hukuksuzluğa bir son vermesini talep ediyor, bir maden şirketinin değil Artvin Halkının yanında yer alması gerektiğini hatırlatıyoruz. Yapılan yasa dışıdır ve bu yasadışılığa valilik makamının alet edilmesi kamu idaresine bakışımızı ve güvenimizi tümüyle sarsacak niteliktedir. Nitekim bundan az bir zaman önce de Mersivan kayak tesislerinin sularının yine maden şirketine verilmiş olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Yarın başka hangi değerlerimizin maden şirketine habersiz ve gizlice peşkeş çekileceğinin kaygısını yaşamak istemiyoruz.  

Yine merkezi idarenin talimatı ile hareket eden valilik makamının yanı sıra Artvin halkının kendisinin seçtiği ve aynı zamanda en büyük sivil yönetim birimi olan Artvin Belediyesinin hangi hakla kadim hak sahibi köylüleri ikna ederek ve büyük masraflarla 4.5 km isale hattı döşedikten sonra alınıp Artvin Şehir merkezine kazandırılan bu suyu terk ettiğini merak ediyoruz. Acaba suyumuz mu fazla geldi, fazla ise su kalitesi giderek düşmüş olan ve iki ayrı beton şirketinin çimento artıkları ile sürekli kirletilmekte olan  ve şehir merkezine basılması için büyük paralar harcanan Çoruh’taki keson kuyulardan alınan sudan vazgeçilmeyip neden öncelikle bu Büyükdere suyundan vazgeçilmiştir. Suyun alınmasından vazgeçildiğine göre terk edilmek yerine köylülere iade edilmişmidir. 4.5 km isale hattı nasıl bir anlaşma ile maden şirketine verilmiştir. Bütün bunları merak ediyoruz. Bu konuyla ilgili olarak yazdığımız bilgi edinme dilekçesine neden halen cevap verilmemiş olduğunu da merak ediyoruz. Yine hergün onlarca en olmadık mesajları bile anons sistemi ile duyuran Belediyenin, bu gün yapılan bu basın açıklamasını yazılı başvurumuza rağmen hangi sebeple duyurmadığını da merak ediyoruz.   

Esasen yeni bir yerel yönetim seçimlerinin yapılacağı bu günlerde aday olan ayrımsız bütün siyasi partileri yöneticileri ve adaylarını ilimizin çevre sorunları ve çözüm önerileri, şehir planları, planlama ve yönetim anlayışları ve ilimizin gelecek vizyonu ile ilgili düşüncelerini açıklamaya davet ediyoruz. Bütün partilerin düşüncelerini açıklaması halinde bunu kamuoyu ile paylaşmayı planlıyoruz.  
Maden şirketinin dava konusu edilen işlerinden başka halen Hatila Milli Parkına ulaşan derelerdeki kirlenmelerin olağanüstü boyutlara ulaştığını, bu alanda tarım ve hayvancılığın yapılamaz hale geldiğini, ÇED raporlarında atık suların sızdırmaz kuyularda tutularak vidanjörlerle alınacağının taahhüt edilmesine rağmen vadiye bırakıldığını, yakında galerilerin havalandırma borularının Kafkasör üzerinden şehir merkezine verileceğini ilgili kamu kurumlarına duyuruyor, çözüm bulunmasını istiyoruz. Bütün bu kirliliğin ülkemizin en önemli milli parklarından birisini hedef aldığını defalarca duyurmamıza ve şikayet etmemize rağmen bu ilde görev yapan Milli Parklar Müdürünün ne iş yaptığını anlamakta güçlük çekiyoruz. Çevre İl Müdürlüğü ile DSİ Bölge Müdürlüğünü göreve davet ediyoruz. Bu şikayetlerimizi söylememize rağmen Valilik makamının sessizliğini anlamıyor ve kabul etmiyoruz. Yine ruhsat alanı dışında Cerattepe kavşağında maden şirketi güvenlik güçleri ile ülkenin güvenlik güçlerinin aynı kulübelerde nöbet tutarak bölgede yaşam alanları olan köylülerin geçişini bile engelleyen bir tutumla bir hukuksuzluğu 3 yıldır sürdürdüklerini defalarca söylememize rağmen bunun düzeltilmemiş olmasını kabul etmiyoruz. 1750 m kodunda ülkenin jandarmasını maden şirketinin karavanasına mahkum eden anlayışı kamuoyunun taktirine sunuyoruz. 

Valilik makamının sessizliği demişken, Artvin’e atandığı gün elinde yasak kararnamesi ile gelen önceki valinin gidişi ile bir nefes alacağımızı düşünerek yeni atanan valimizin gelişini sevinçle karşılamış ve bu düşünce ile yaklaşık 1 ay önce kendilerinden randevu istemiş olmamıza rağmen 1 aydır halen randevu verilmemiş olmasını üzüntüyle karşıladığımızı belirtmek istiyoruz. Daha üç yıl önce ülkenin Başbakanının 5 bakanı ile karşılayıp 5 saat düşüncelerini dinlediği ülkemizin en saygın sivil toplum kuruluşlarından birisi olan Yeşil Artvin Derneğinin randevu talebinin kabul edilmemesinin bize bir şey kaybettirmeyeceğini kamuoyunun taktirine sunuyoruz. 

Mücadeleyi bütün illerdeki Artvinlilerin katılımı ile oluşturulan Artvin Çevre Platformunun öncülüğünde sürdürüyoruz. Bu gün bu basın açıklaması ülkemizin bir çok ilinde aynı saatte yapılmakta olup ülkenin her yerinde yaşayan bütün Artvinlilerin ve çevre dostlarının ortak mücadelesi olarak büyüyerek devam ediyor. Bu mücadelede hukuk ve adaleti yanımızda görmeyi de çok bekledik. Anayasanın 56. Maddesinde sağlıklı bir çevrede yaşamak bir hak olarak, ancak çevreyi korumak her yurttaşa aynı zamanda görev olarak verilmiş olmasına rağmen gerek Artvin’de bu görevi yerine getiren ve mücadele edenler ve gerekse bir çok illerde yaşayan Artvin’liler yargılanma ve cezalandırılma tehdidi ile karşı karşıya kalıyor. Üç yıl geçmiş olmasına rağmen halen 2016 Şubat olayları ile ilgili yeni davalar açılıyor. Bu kapsamda Ankara’daki eylemlerde yargılanan ve cezalandırılmasına karar verilen Artvinliler Vakfı Başkanı Demir Akın’a sevgiler gönderiyoruz. 

Bu mücadele bir özveri, yaşam mücadelesi ve vatan sevgisi olarak devam ediyor. Yine bu mücadele üç kuruş çıkarları için maden şirketi ile  işbirliği yapanlara rağmen 80 yaşında bile dimdik bu mücadelede yer alan ve bir adım gerilemeyen Hacı Ali Keklik’lerin ve Erzade Teyzelerin omuzlarında ve daha minicik çocukların yüreklerinde yükseliyor. Ülkenin her yerindeki yıkım  projelerine karşı dayanışma ile bu yağma düzeninden kurtulacağımıza inanıyoruz. Bu anlamda bu gün uzun bir çaba ve emekle hazırladıkları dergiyi bizlere ulaştırarak bu mücadeleye katkıda bulunan Homur Dergisi’ne, çalışanlarına, bu yayını ücretsiz basanlara teşekkür ediyoruz.   
 
Cerattepe mücadelesi 25 yıldır süren bütün dünyada örnek olmuş bir sivil toplum hareketi ve eşsiz bir mücadeledir. Yaşamı yok eden bu gözü dönmüş doğa katliamına karşı Artvin halkının mücadelesi her zorluğa karşı  sürecektir. Bu mücadeleye bütün Artvinlileri, çevre dostlarını, ülkenin gerçek yurttaşlarını bekliyor, Artvin Çevre Platformu adına Yeşil Artvin Derneği olarak saygılar sunuyoruz.16.02.2019

YEŞİL ARTVİN DERNEĞİ






3 Şubat 2019 Pazar

Sarsüre Karşı Yürüyüş Belgeseli


Sinema emekçileri 1977'de yeni sansür tüzüğünü protesto etmek, özgür sanatı savunmak ve sosyal haklarını almak için uzun bir yürüyüş yapma kararı aldılar. Böylece sinemanın 60 yılı aşan suskunluğuna da bir son verilecekti. Oyunculardan, set işçileri ve yönetmenlere kadar 400'ü aşkın sinemacı 5 Kasım günü Ankara'ya kadar 3 gün sürecek bir yürüyüş başlattı.Halkın şaşkın bakışları ve desteği altında yürüdüler. Bu belgesel 100 yılı aşan sinemamızın unutulan fakat en onurlu dönemlerinden biri olan sinema emekçilerinin yürüyüşünün hikayesidir.

Yollara Düştük / We Hit The Road (Yön: Deniz Yeşil - 2014)

31 Ocak 2019 Perşembe

Çizgilerin gücü büyüktür

Alpaslan Savaş- http://haber.sol.org.tr/yazarlar/alpaslan-savas

Geçtiğimiz Pazar günü İstanbul Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde bir karikatür sergisi açıldı. Karikatürist Canol Kocagöz’ün “Direnişten Greve” isimli sergisi üç katlı kültür merkezinin duvarlarını birer mizah dergisi sayfasına dönüştürmüş durumda.

Serginin başlangıcı Kavel grevinin yıldönümüne denk geliyor. Türkiye işçi sınıfının grev hakkı kazanmasında önemli rol oynayan Kavel grevini anmayı ve bugün işçilerin sürdürdüğü mücadeleyi güçlendirmeyi amaçlıyor. Sergide sadece sendika dergilerinde ya da gazetelerde yayımlanan karikatürlere değil, belki bir mitingde işçilerin taşıdığı pankarta, belki bir fabrika önünde işçilere dağıtılan bildiriye ya da önünde grev çadırı kurulmuş bir fabrikanın duvarına çizilmiş işçi karikatürlerine rastlayabilirsiniz.


***

Çizgilerin gücü gerçekten büyük. Sınıfsız sömürüsüz bir dünya için işçi sınıfının mücadelesini anlatan onca çizer, ressam, sayısız ürün var.

Bu gücü karşı cephe de biliyor. Sermaye sınıfı bir propaganda aracı olarak çizgileri kullanmak konusunda geri durmadı. Bir toplumsal sistem olarak sosyalizmi gerçek dışı gösterip aşağılayan, kapitalizmi insanlık için tek çözüm olarak gösteren sayısız propaganda afişi, karikatür, resim yapıldı. Bu üretimler kimi zaman popüler kültürün içi boşaltılmış yoz mizahını temsil eden dergiler olarak, kimi zaman bir soğuk savaş enstrümanı olarak karşımıza çıktı.




Öte yandan çizgiler en büyük ilhamı hep sınıfsız toplum fikrinin gücünden aldı. Bunun en iyi örnekleri, Sovyetler Birliği’ndedir. Eşitlik ve özgürlük idealine inanmış halkçı, aydınlanmacı, komünist çizerler üretimleriyle Rusya’daki işçi devletine güç verdiler.

Sovyet afiş ve posterleri gerçek birer sanat eseridir. Ekim devriminde Bolşevik partinin sloganları işçilere, köylülere, askerlere biraz da bu posterler sayesinde ulaştı. Basit ve anlaşılır olduğu kadar güçlü de olan bu çizimler Bolşeviklerin kitleleri devrimin saflarına çağırmasını kolaylaştırdı.

Sonrasında da böyledir. İç savaş sırasında fabrikalara, köy meydanlarına, çiftliklere asılan afişler, halka dağıtılan resimli bildiriler, açlık ve sefalete rağmen devrimi korumak ve yeni bir toplum kurmak için ortaya konan iyimserliği yansıttı. Sovyet çizerler, ikinci savaşta faşist Alman ordularına karşı anayurt savaşı veren halka ve cephedeki askerlere moral vermek için çalıştı. Yeteneklerini ve yaratıcılıklarını kimi zaman cephede kimi zaman cephe gerisinde bu ortak amaç için kullandılar. İkinci savaş sırasında Sovyetlerin kullandığı silahlarla kıyaslanan siyasi karikatürler, Sovyet anayurt savunmasının önemli bir gücü oldu.



***

1954 yılının Nisan ayı. İstanbul Demir ve Madeni Eşya İşçileri Sendikası, elindeki olanaklarla kendi adını taşıyan bir Haber Bülteni çıkarmaya karar verir. Bültenin amacı işçileri hakları konusunda bilgilendirmek ve sendikanın propagandasını yapmaktır. Kısa adı Demir-İş olan sendikanın hazırladığı haber bülteninin her sayısında karikatürler de yer alır. Oldukça amatör çizimlerdir ancak bu karikatürlerin ana karakteri olan Mıstık isimli işçi kimi zaman hükümeti, kimi zaman patronları, bazen de başka sendikaları hicve alır.

Mıstık karakterinin karikatürlerinin yer aldığı Demir-İş Haber Bülteni 1954’ten 1956 yılına kadar teksirle çoğaltılarak on sayı yayımlandı. Karikatürlerin üzerinde bulunan K.T. imzasının kime ait olduğu ise hâlâ bilinmiyor. Üzerinde en fazla durulan ihtimal, bültenin yazılarının çoğunu kendi imzasıyla hazırlayan sendika başkanı Kemal Türkler’e olduğu yönünde.

O karikatürleri Kemal Türkler mi çizmiştir bilemeyiz ama 46 sendikacılığının tozu dumanı henüz dağılmışken, yeni bir çıkış arayan sendikaların işçilere seslenmede çizginin gücünü kullanmaya ihtiyaç duydukları ortadadır.



***

Türkiye’de çizgilerin işçi hareketine çok daha etkin biçimde dahil olması esasen solun ve sendikal hareketin yükseldiği 1970’li yıllardadır. Hazırlanan pek çok broşür, bildiri ve kitapçıkta yer alan anlatımlara çizgiler bu dönem daha fazla eşlik etmeye başladı.

Dev-Yol hareketinin öncü kadrolarının yer aldığı Tüm İktisatçılar Birliği’nin 1974-77 yılları arasında yayımladığı ve akıllarda TİB broşürleri olarak kalan “Resimli İşçi Dizisi” hemen başta sayılabilir. Pahalılık, Sınıflar, Grev, İşsizlik, Gelir Dağılımı, Emperyalizm gibi başlıklarda toplam 13 ayrı resimli broşür, ele aldığı konuyu bir öykü etrafında karikatür ve çizimlerle destekleyerek basit bir şekilde anlatıyordu. Büyük bölümünün Yıldırım Koç tarafından yazıldığı hikayeler Selçuk Demirel tarafından resimlendirildi.

1975 yılında Süleyman Üstün’ün kaleme aldığı, Tan Oral’ın çizimlerini yaptığı “Resimlerle İşçi Sınıfı Tarihi” de unutulmamalı. Vardiya yayınlarından dört ayrı cilt olarak yayımlandı ve birçok sendikada işçi eğitimlerinde kullanıldı.

Bir de işçi sınıfının Ali ile Fitnat’ı var. Tevfik Çavdar’ın yazdığı, Engin Ergönültaş’ın resmettiği “Ali ile Fitnat” serisi, 1980 yılının Ağustos ve Eylül aylarında iki ayrı broşür olarak Petrol-İş tarafından basıldı. “Ali ile Fitnat artı değer öğreniyor” ve “Para babaları ülkemizi nereye götürüyor” isimli resimli broşürler 12 Eylül darbesinden hemen önce işçilerle buluştu.

***

Serginin açılışında Canol Abi’yle beraberdik. 12 Eylül’den hemen önce Türkiye Maden-İş Sendikası’nın A-B-C tipi işçi eğitim kitapçıklarının yeni baskıları için iki yüzden fazla çizim hazırladığını, darbeden sonra bu çizimlere bir daha ulaşamadığını anlattı. 13 yıl kayyumda kalan sendikanın birçok değerli malzemesi gibi bu çizimlere de bir daha ulaşmak mümkün olmamış. Tesellisi ise yine darbenin kesintiye uğrattığı “Çizgilerle Sınıflar Tarihi” çalışmasının 39 yıl sonra aynı sendikanın devamı olan Birleşik Metal-İş tarafından basılması olmuş.

Canol Kocagöz’ün “Kavel’in Anısına Direniş’ten Greve” sergisi Şubat sonuna kadar NHKM’de olacak, İstanbul’da olanlar kaçırmasın derim.

Fabrikanın duvarına grev resimleri çizen karikatüristle başladık, maden ocaklarının kapısına sergisini taşıyan ressamla bitirelim.

İşçi sınıfı için üretenlere, sınıfın sanatçılarına saygıyla…



 

24 Ocak 2019 Perşembe

Zorunlu emekliliğe ayrılan Şebnem Korur Fincancı son dersini verdi


KAYNAK:
Cansu PİŞKİN (Evrensel)


Evrensel yazarı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalındaki 41 yıllık çalışma hayatının son dersini verdi. Prof. Dr. Fincancı, “İnsan Hakları ve Hekim Sorumluluğu” başlıklı son dersinde, “Bu bir son değil. Her sonun devamında yeni başlangıçlar vardır, umut vardır” dedi.

Kürt illerindeki sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla, Barış İçin Akademisyenler tarafından hazırlanan “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzaladığı için yargılanan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, 19 Aralık 2018’de görülen duruşmasında “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi kararında, Fincancı’nın TCK 53/1 gereği belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına da hükmetti. Fincancı, istinaf mahkemesine taşınan karar onaylandığı taktirde, hak mahrumiyetinden dolayı emekli dahi olamayacağından zorunlu emekliliğe ayrıldı.

MESLEKTAŞLARI VE MÜCADELE ARKADAŞLARI YALNIZ BIRAKMADI
Yaş haddinden emekli olmasına yedi yıl kala zorunlu emekliliğe ayrılan Prof. Dr. Fincancı için, 1997’de Ana Bilim Dalı Başkanı olduğu, birkaç kez görevden alınmasına karşın mahkeme kararıyla geri döndüğü üniversitesinde emeklilik töreni düzenlendi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kemal Atay Amfisi’nde düzenlenen törene TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, TTB önceki dönem başkanı Raşit Tükel, İHD Eş Genel Bakanı Eren Keskin, İHD İstanbul Şu e Başkanı Gülseren Yoleri, Prof. Dr. Gençay Gürsoy, oyuncu Jülide Kural, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ümit Biçer, Uluslararası Af Örgütü, Sağlık Emekçileri Sendikası (SES), İstanbul Tabip Odası temsilcilerinin de aralarında bulunduğu mücadele arkadaşları, meslektaşları, hak savunucuları katıldı.

HOMUR 2000 yılında hakkında soruşturma
açılan Fincancı'yı kapak yapmıştı
Çizim:Yılmaz Baş

‘ZAMANSIZ EMEKLİLİK’
Prof. Dr. Fincancı’nın emeklilik töreni, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Alkan’ın konuşmasıyla başladı. Alkan, Fincancı’nın emekliliğini “zamansız” olarak değerlendirdi. Fincancı’nın asistanlığını da yapmış olan Alkan, “Şebnem hocanın çalışkan ve bilgili olması benim için hep örnek oldu. Benim için asıl öne çıkan özelliği ise dost olması.” dedi. Alkan’ın ardından Prof. Dr. Nadir Arıcan söz aldı ve Fincancı’nın biyogrofisini sundu. Arıcan, “Bu konuşmayı 10 yıl sonra yapmayı planlıyordum. Hatta ona ilişkin planlarım da vardı. Çok zamansız oldu. Şebnem hocanın ilk asistanıyım, bununla da gurur duyuyorum.” diye konuştu.

‘HEKİM, HASTASININ AVUKATI OLAMAYACAKSA HEKİMLİK YAPMASIN’
Prof. Dr. Fincancı, törenin ardından ‘İnsan Hakları ve Hekim Sorumluluğu’ başlıklı son dersini verdi. Herkese açık olan derse öğrencilerinin yanı sıra Fincancı’nın meslektaşları, hak savunucuları, siyasetçiler de katıldı. 1992’den bu yana ders anlattığını ve her ders günü heyecan içinde uyandığını anlatan Fincancı, “Bu bir son değil. Her sonun devamında yeni başlangıçlar vardır, umut vardır.” dedi. Nazım Hikmet’in “Yaşamaya Dair” isimli şiirinden şu dizeleri okudu:

“Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
             beyaz gömleğinle bir laboratuarda
                              insanlar için ölebileceksin,
             hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
             hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
             hem de en güzel en gerçek şeyin
             yaşamak olduğunu bildiğin halde.”



Fincancı, “Böyle bir hayata soyundum bütün ömrümce” dedi. “Kimdir hekim” diye soran Fincancı, “hekimliği öğrendiğim isimlerden biri” dediği Rudolf Virchow’un “Hekim zor durumdakilerin olağan avukatıdır” sözünü hatırlattı: “Hekim hastasının avukat olmayacaksa, hastasının haklarını savunmayacaksa hekimlik de yapmamalıdır. Yine Virchow der ki ‘Siyaset bütüne yönelik tıptan ötesi değil’. Tıp siyasetin ta kendisidir çünkü biz yaşama müdahil oluyoruz ve böylece tam da siyasetin ortasında duruyoruz.”

‘HEKİMLİK BİLGİNİZİ İNSAN YARARINA KULLANMAKTIR’
Adli tıp çalışmalarını yürütürken sağlık savunuculuğu rolünü üstlendiğini anlatan Fincancı, “Görevimi yaparken insanın örselenmesini ortaya koyma mecburiyeti hissettim. Asistanlığım döneminde Türkiye Komünist Partisi Başkanı olduğu söylenen Mustafa Hayrullahoğlu’nun işkence dosyası tartışılıyordu. Benim büyük hocalarım falaka izlerimden başka bir şekilde oluşmayacağı açık olan izler için zıplayarak olmuştur dedi. İşte ben o gün, böyle söyleyemeyecekleri kanıtlar üzerine çalışacağım diye kendime söz verdim.” dedi. Fincancı, 1990’da Doçent olarak çalışırken Adli Tıp Müdürlüğüne sürülen ilk hekim olduğunu anımsattı: “Baki Erdoğan’ın raporunu yazdıktan sonra 1996’da dönemin adalet bakanı beni arayıp bana ‘Sen de dev-solcuymuşsun’ dedi. Nedenini sordum; Baki Erdoğan da dev-solcuymuş... Her rapor düzenlediğimin örgütüyle bir iltisak geliştirsem ömrüm yetmez. Şimdi kafaları karışıktır ama son cezayı PKK propagandası yapmaktan aldım. Yakındır ‘FETÖ’ye de bağlarlar. Savaş henüz sonlanmamışken Bosna’ya gittik; çabamız dünyanın her yerine temas etmekti. İnsanların ne yaşadıklarını, nasıl yaşadıklarını bilmek zorundayız. Hekimlik bilginizi insan yararına kullanmaktır.”

Konuşmasında öğrencilerine de teşekkür etmeyi unutmayan Fincancı, “Birlikte mücadele ettiğimiz bütün yoldaşlarıma, dostlarıma, insan hakları mücadelesinin yılmaz savaşçılarına, en çok da öğrencilerime çok teşekkür ediyorum, sorularıyla önümü açtıkları, öğretmenim oldukları için iyi ki varlar, iyi ki varsınız.” dedi. Prof. Dr. Fincancı, konuşmasının bitiminde dakikalarca ayakta alkışlandı.


Fotoğraf: Evrensel

‘İŞKENCEYİ KANITLAMADA KURTARICIMIZ OLDU’
Fincancı’nın dersinin ardından serbest kürsüye geçildi. Hak alanında ve hekimlik görevinde Fincancı ile birlikte mücadele eden yol arkadaşları konuşma yaptı. İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “İnsan haklarında emeklilik olmaz. Şebnem de emekli olamayacak. Bu mücadele içinde eğlenceli insanlar olabileceğimizi Şebnem nezdinde gördük. Burası bir soykırım coğrafyası. Bu sistemi sorgulayan insanlardan biri Şebnem hoca. Devlet yasalarında işkenceyi yasaklamıştır ama bir devlet politikası olarak işkenceyi uygulamaktadır. Bu işkenceler arasında en yaygını da cinsel işkencedir çünkü kanıtlaması güçtür. İşte bu tip durumlarda Şebnem Korur Fincancı kurtarıcımız olmuştur.” dedi.

‘ZOR DÖNEMLER ZORLU İNSANLAR ÇIKARIR’
Prof. Dr. Gençay Gürsoy ise şöyle konuştu: “Zor dönemler geçiriyoruz ve zor dönemler zorlu insanlar çıkarır. Onlardan biri de Şebnem Korur Fincancı. Aynı ağır ceza mahkemesinde yargılandık. TTB başkanı olduğum için suçumun etkisi artmış gibi garabet bir gerekçe ile ortalama ceza miktarından fazla olarak 2 yıl 3 ay ceza verildi. Benim duruşmam Şebnem’den önceydi. Hiç olmazsa orda birincilik bende dedim. Ancak birkaç gün sonra Şebnem de aynı mahkemede yargılandı ve beni sollayıp 2 yıl 6 ay ceza aldı. Aramızda 20 yıl kadar yaş farkı var fakat ben ondan çok şey öğrendim. Türkiye böyle kadınlara sahip olduğu için kendisiyle övünmelidir.”

Son alarak söz alan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da, Fincancı’nın tüm anlatılanların yanında çok da iyi bir hayvan sever olduğunu söyledi: “Şebnem Korur Fincancı dünyaya ve insanlığa gelmiş en büyük şanslardan biridir.”

15 Ocak 2019 Salı

Canol Kocagöz Karikatür Sergisi







Karikatürist Canol Kocagöz'den Kavel Direnişi anısına "DİRENİŞTEN GREVE" karikatür sergisi 
Fotoğraf:Muhittin Köroğlu



Emek sömürüsünün tarihi, aynı zamanda işçi direnişlerinin tarihidir. Bu mücadele belirler hayatı. Sermayenin yaşamın her alanına saldırısı, varlığını sürdürebilmek için devam ediyor. Elbette, işçilerin buna karşı mücadelesi de. Zaman zaman zayıflasa geri çekilse de her daim tek umut işçilerin mücadelesinde, kazanımında.

28 Ocak 1963 günü başlayan Kavel işçilerinin grevi de işte böyle umut oldu işçilere. Gücünü haklı olmaktan alan Kavel işçileri, ülkemizde grev hakkını kullanabilmenin öncüsü oldu ve bugün Kavel grevcilerinin türküsünü söylemeye devam ediyor işçiler.

“Direnişten Greve”sergisi, Kavel grevini anmayı ve aynı zamanda bugün mücadele eden direnen işçilerin mücadelesini güçlendirmeyi amaçlıyor.

Sergide yer alan çizgiler ile karikatürler, işçi sınıfının çizerlerinden Canol Kocagöz’e ait. Karikatürlerini grev çadırlarında, direniş alanlarında, fabrika duvarlarında sergileyen Canol Kocagöz’ün bu sergisi de sömürüyü, direnen işçileri, grevleri ve işçi sınıfının mücadelesine duyduğu inancı ve sevgiyi anlatıyor.

Bu sergide yer alan karikatürler, direnişlerde, grevlerde, işgallerde yaratıldı ve hayata geçirildi; işçilerin evi olan mekanlarda, sendikalarda, siyasi mücadele yürüten dergi ve yayınlarda, fabrika duvarlarında, grev çadırlarında, günlük gazetelerde ve işçi-emekçilerin mizah gazetesi Homur’da yer aldı; işçilerin mücadele ettiği, direndiği pek çok yerde direnişlere grevlere eşlik etti.

“..toplumu geriye götürmeye çalışan sınıfsal güçlere karşı her zaman refleksli ve atak olan karikatür daima emekten yana ve taraflı. Aynı zamanda tavizsiz ve neşeli.
Karikatür toplumsal hayatımızın hiç solmayan çiçeği.
Dağlarda meşe ağacı kadar sağlam, köklü ve daima ayakta.
Bazen de yağışı bekleyen kardelenler kadar saf, canlı ve
özgür…” çizgiler, “Direnişten Greve” sergisiyle Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde.


TARİH/SAAT
27 Ocak 2019 Pazar 18:00

YER
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi

Bahariye Caddesi Ali Suavi Sokak No: 7 34714 Kadıköy İstanbul


7 Ocak 2019 Pazartesi

CHARLIE HEBDO katliamının yıl dönümü...



7 ocak 2015 tarihinde CHARLIE HEBDO mizah dergisi dinci İŞİD  militanları tarafından basılarak basın tarihinin en kanlı katliamlarından birini gerçekleştirdi. Hayatını kaybedenleri bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Charlie Hebdo saldırısında öldürülenler

Jean Cabut (Cabu)
1938 yılında doğdu. 1960’da dergiye öncülük eden Hara-Kiri dergisine dahil oldu. 1970’lerden beri çizgili röportajın öncülüğünü yapıyordu. Televizyonda “Cevap Hakkı” programında çalıştı. Mon Beauf kötü karakterinin yaratıcısıydı. Caz müzik tutkunuydu.

Georges Wolinski
80 yaşındaydı. Cabu ile birlikte Fransa karikatüristlerinin öncülerindendi. 1960 yılında Hara-Kiri dergisine girdi. 1969’da Charlie Hebdo’nun kurucularının arasına katıldı. Légion d'honneur Nişanı sahibiydi. Tiyatro ve sinema alanında da yazarlık yaptı. “Aptallar Kralı”, “Bu kadınlar hep aynı şeyi düşünüyor”, “Kadınlar Köyü” kitaplarının yazarıydı.

Stéphane Charbonnier (Charb)
1967 yılında doğdu. 2009'da derginin yayın yönetmeni oldu. 2011 yılında "Şeriat Hebdo" özel sayısından sonra, büronun kundaklanmasıyla birlikte polis koruması altındaydı. Hem kendisi hem de binada bulunan koruma memuru öldürüldü.

Bernard Verlhac (Tignous)
1957 yılında doğdu. Dergi dışında, Marianne dergisi, Fluide glacial, L'Express, VSD, Télérama ve L'Humanité yayınları için yazıyordu. 2008 yılında, yazı işlerinin tehdit almasına neden olan Daniel Leconte’un “Aptallarca sevilmek ne kadar zor” belgeseli nedeniyle Wolinski, Cabu ve Cavanna ile birlikte Cannes Festivali’ne katılmıştı.

Bernard Maris (Bernard Amca)
Ekonomist ve köşe yazarı. Paris 8 Üniversitesi’nde Avrupa Araştırmalar Enstitüsü öğretim üyesiydi. France Inter radyosunda program yapıyor ve bazı gazetelerde yazıları yayımlanıyordu. 2002 Genel Seçimler için Yeşillerden adaydı.

Philippe Honoré (Honoré)
1941 yılında doğdu. Honoré, dergi için düzenli olarak çiziyordu. İlk karikatürü 16 yaşındayken Fransa’nın en önemli bölgesel gazetelerinden Sud-Ouest’da yayımlandı.

Mustafa Ourad
Dergide düzeltmenlik yapıyordu. Henüz Fransa vatandaşlığı elde etmişti.

Michel Renaud
Clermont-Ferrand Belediyesi eski müdürlerindendi. Bir etkinlikle ilgili fotoğrafları Cabu'ye bırakmak için dergiye gelmişti. Derginin misafiri olarak toplantıda yer alıyordu

Elsa Cayat
Psikoanalist. Derginin köşe yazarıydı. 54 yaşındaydı.

Frédéric Boisseau
Dergiye tamirat için gelmişti. Lobide öldürüldü. 42 yaşındaydı.

Franck Brinsolaro
Polis memuru. Ölüm tehditleri alan Charb'ın koruması olarak atanmıştı. 49 yaşındaydı.

Ahmed Merabet
Polis. 42 yaşındaydı. (HK)

3 Ocak 2019 Perşembe

GÜLRİZ SURURİ'Yİ KAYBETTİK



Geçtiğimiz yılın son günü Türk Tiyatrosunun temel taşlarından Gülriz Sururi’yi de kaybettik ne yazık ki…
Gülriz Sururi, 24 Temmuz 1929 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Babası ilk operet kurucularından Lûtfullah Sururi Bey, annesi de opera sanatçısı Suzan Lütfullah'tır.
İlk kez 1942'de İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk Bölümü'nde sahneye çıktı. İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro ve Şan Bölümleri’nde eğitim gördü. Konservatuvarı bitiremeden bazı özel topluluklarda çalışmaya başladı. 1955'te Muammer Karaca Topluluğu'nda profesyonel sanat yaşamına başladı. 1960'ta Dormen Tiyatrosu'na geçti. 1961'de, bu toplulukta sahnelenen Sokak Kızı İrma'daki rolüyle en iyi kadın oyuncu olarak İlhan İskender Armağanı'nı kazandı.
1962'de tiyatrocu Engin Cezzar'la evlendi. Aynı yıl eşi ile bilrikte Küçük Sahne'de Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu'nu kurdu. Sokak Kızı Irma, Ferhat ile Şirin, Teneke, gibi pek çok oyunda rol aldı. 1966'da "Teneke" oyunundaki rolüyle İlhan İskender En İyi Kadın Oyuncu Armağanı'nı bir kez daha kazandı. Aynı yıl Türk Kadınlar Birliği'nce "Yılın Kadını" seçildi. Haldun Taner'in yazdığı, Genco Erkal'ın yönettiği ve ilk olarak 31 Mart 1964'te sahnelenip uzun süre kapalı gişe oynayan "Keşanlı Ali Destanı"'nda "Zilha" rolündeki başarısıyla ünü arttı.
1971'de Hint Kumaşı adlı oyundaki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü üçüncü kez kazandı. 1979-1980 mevsiminde Mehmet Akan'la birlikte, topluluğun o güne dek sahnelediği oyunlardan Uzun İnce Bir Yol adlı bir derleme yaptı ve gösteriminde oynadı.

Sururi, geçen aylarda verdiği bir röportajda "Cenaze töreni istemiyorum. Çünkü ben 'cami avlusu kokteyl partisi' istemiyorum. Bizim insanımızın tören kültürü yok. Ne yapıyorlar? 'Ay saçın ne güzel olmuş.' Yok efendim, 'Üstündekini nereden aldın?' Böyle şeyler olacağına tören yapılmasın" demişti.
 
Portre:Necati Abacı

Gülriz Sururi Kaldırım Serçesi Hiç mi Hiç




16 Aralık 2018 Pazar

Saygı Yağmurdereli'yi yitirdik




Sol siyaset ve sendika hareketi içindeki varlığıyla sınıf mücadelesinde iz bırakan, Maden-İş’in unutulmaz eğitimcisi Saygı Yağmurdereli'yi kaybettik. Akşam Sefası adıyla işlettiği mekan uzun süre yazarların, şairlerin uğrak yeri olmuştu. Vasiyeti gereği cenaze töreni yapılmadı, bedenini kadavra olarak Tıp fakültesine bağışladı.


Portre:Tayfun Akgül

Akşam Sefası'nda çok sık okuduğu Edip Cansever'in Mendilimde Kan Sesleri şiiri



14 Aralık 2018 Cuma

Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri



Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri

2015 yılının Ekim ayında aramızdan ayrılan Sennur Sezer’in anısı ve mücadelesini yaşatmak için “Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri” birlikte yaşadığımız topraklarda “Sabah sokakları saran ekmek kokusunun mayalanışındaki uykusuzluk payı”nı yazmak, emeğin tarihine yeni kaynaklar sunmak ve şairin anısını yaşatmak amacıyla Gıda-İş Sendikası ve Manos Kitap tarafından düzenlenmektedir.
Katılım Koşulları:
1.       Ödüle daha önce dergilerde yayımlanmış olsa da kitap olarak yayımlanmamış ve daha önce herhangi bir ödül almamış öykü ve şiir dosyaları katılabilir. Her katılımcı ödüllerden sadece birisine ve sadece bir dosyayla katılabilir.
2.       Ödüle katılan eser sahipleri dosyanın herhangi bir yerinde açık kimliğini belli edecek isim, rumuz ve işaret kullanmamalıdır. Katılımcılar dosyalarıyla aynı paket içerisinde kapalı bir zarfın içinde kimlik ve iletişim bilgilerini göndermelidir.
3.       Ödüle başvuracak şiir ve öykü dosyalarının kitap oylumunda, Times New Roman karakterinde 12 punto ile bilgisayarda yazılmış olmaları gerekmektedir.
4.       Dosyalar A-4 formatında 6 nüsha olarak aşağıda verilen adrese kargo ya da postayla ulaştırılmalıdır.
5.       Elden ya da e-posta yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.
6.       Şiir ve öykü dalında yalnızca birincilik ödülü verilecek, kazanan dosyalar Manos Kitap tarafından yayımlanarak kitaplaştırılacaktır.
7.       Jürinin gerek görmesi durumunda “Jüri Özel Ödülü” verilebilir.
8.       Ödül alan şair ve yazarın telifi Manos Kitap ile yapılacak bir sözleşmeyle kitap olarak ödenecektir.
9.       Seçici kurul üyeleri, Manos Kitap çalışanları, Gıda-İş Sendikası Yönetim Kurulu üyeleri ve birinci dereceden akrabaları ödüle başvuramazlar.
10.    Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri’nde daha önce ödül almış şair ve yazarlar, daha sonraki yıllarda bu ödüle başvuramazlar.
11.    Ödüle 14 Aralık 2018-15 Mart 2019 tarihleri arasında başvurulabilir. Ödüle katılmak için başvurmak isteyenler eserlerini da İş Sendikası Genel Merkezi, Merkez Mah. Marmara Cad. Çakıcı Apt. No: 9 D. 59 Avcılar/ İstanbul adresine son başvuru tarihine kadar göndermelidir. Posta ve kargodaki gecikmeler dikkate alınmayacaktır.
12.    Ödül sonuçları 4 Mayıs 2019 tarihinde açıklanacak ve ödüller Sennur Sezer’in doğum günü olan
12 Haziran 2019 tarihinde yapılacak t
örenle sahiplerine verilecektir.
Şiir jüri üyeleri: Şükrü Erbaş, Orhan Alkaya, Nalan Çelik, Gülce Başer ve C. Hakkı Zariç
Öykü jüri üyeleri: Adnan Özyalçıner, Ayşegül Tözeren, Jaklin Çelik, Sibel Öz ve Ahmet Tulgar
Ayrıntılı bilgi için sennursezerodulleri@gmail.com adresine veya 0534 668 48 86 numaralı telefondan
Elif Baydur’a başvurulabilir.