5 Kasım 2018 Pazartesi

Fabrika duvarlarından gecekondulara: 39 yıl sonra basılan karikatür kitabı



Atlı Zincir Fabrika duvar


Uzun yıllardır çizerliğe devam eden Canol Kocagöz ile geçen aylarda çıkan “Çizgilerle Sınıf Tarihi” kitabını konuştuk. Kitap, ilkel komünal toplumdan kapitalizme kadar üretim ilişkilerini çizgilerle anlatıyor. Kitabın bir diğer özelliği, çiziminden tam 39 yıl basılmış olması. Canol Kocagöz 29 yaşında çizdiği kitabın 39 yıllık serüvenini ve sınıf mücadelesinin çizgilerle güçlendirilmesine dair yaşanmışlıklarını paylaştı bizlerle.
Kitabın basılmasını sağlayan Birleşik Metal İş Sendikası önsözde, kitabın çizimlerinin bitip baskıya hazırlandığı günlerde yapılan 12 Eylül 1980 darbesinden çizgilerle sınıf tarihi kitabının da nasibi aldığını belirtmiş. Kitap, on yıllarca işçilere kavuşmayı beklemiş.

Canol Kocagöz, çeşitli grev ve direnişlerde bulunmuş. Grevdeki fabrikaların duvarlarına karikatür çizmiş. Bugün de çizmeye, dergi çıkarmaya ve işçi sınıfının sermaye ile mücadelesinde çizgileri ve emeği ile birlikte olmaya devam ediyor.

Çizgilerle Sınıflar Tarihi, çiziminden 39 yıl sonra basıldığını belirtiyorsunuz. 39 yıl neden bekledi basılması için?

Kitabın bitip baskıya hazırlandığı günlerde, 12 Eylül 1980 askeri darbesi tüm ilericilerin üzerine kâbus gibi çökerken, kitapların ve sanat eserlerinin de bundan nasibini almaması imkansızdı. Bu kitapla beraber hazırlıklarına başladığım DİSK/ Maden-İş Sendikası Eğitim Kitabı’nın yeni baskısı için çizimini yaptığım 100’den fazla karikatürüm ile desen çalışmalarım “faili meçhule uğradı”. Baskı hazırlığında olan şimdi yayınlanan “Çizgilerle Sınıflar Tarihi” kitabım ise birçok ilerici ve devrimci insan gibi uzun yıllar işçi semtlerindeki bitmemiş inşaatlarda, gecekondularda saklandı… Ve o günleri ufak tefek zararlarla atlatarak bu günlere geldi.


Kitap 12 Eylül’den önce bir şekilde üstesinden geldiğimiz veya hiç dinlemeden işimizi yürütmeye çalıştığımız T.C.K’nın ünlü 141.-142. maddelerine takıldı. Kitaptaki sınıfsız toplum bölümünün daha sonra basmak şartıyla hayata geçirmek istendi. Ben bu projenin eksik basılmasına gönlümün razı olmadığını belirterek talebi reddettim. Yıllar sonra metal işçilerinin direniş ve grevleri artınca kitabın baskısı tekrar gündeme geldi. Ve nihayet Mayıs 2018’ ayının son günlerinde DİSK/Maden-İş Sendikasının geleneğini devam ettiren DİSK/ Birleşik Metal-İş Sendikası tarafından yayınlanarak hayata geçirildi.       

Sınıflar tarihini neden çizgilerle anlatmayı istediniz? Kimin fikriydi?

Bildiğiniz gibi Türkiye metal işçileri 1977yılında metal işçilerinin en örgütlü ve en savaşkan sendikal örgütü DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası desteğiyle, sermayenin en örgütlü gücü Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (MESS)’na karşı 40 bine yakın metal işçisinin katıldığı uzun süreli bir grev yaptı. Sendika eğitim dairesiyle beraber, işçi hareketinin mücadelesinin boyutlarını sırf maddi taleplerin dışında düşünebilmesini sağlayacak, sınıf mücadelesi fikrini sınıf içinde üst boyutlara yükseltecek ve aynı zamanda halkın ‘büyük grev’ adını layık gördüğü bu eylem boyunca eğitim taleplerini karşılayacak, grev boylarında, fabrika tezgâhlarında, işe geliş-gidişlerde vb. yerlerde kullanılabilecek, her işçinin anlayabileceği tarzda cep kitapları hazırlamaya karar verdik. Benim hazırlayacağım kitap çizgili dizinin ilki olacaktı. Daha sonra ekonomi ve politikayı anlatacak başka kitaplarla devam edecektik. Bir grup eğitim uzmanı ile diyalektik ve tarihsel materyalizmin bakış açısıyla “çizgilerle sınıflar tarihi” konulu bir cep kitabı hazırlamak için çalışmalara başladık. Çalışma grubumuz çeşitli klasik yayınları okuyarak ve tartışarak kitabı yarattı. 2018 yılında DİSK/Birleşik Metal –İş Eğitim Dairesi tarafından da güncellenerek Mayıs 2018 ayının son günlerinde de baskısı yapıldı.                       

Kitabın içeriğinden biraz bahseder misiniz?

Okuyucu kitapta kısaca insanlığın geçirdiği ve geçireceği ilkel komünal toplum, köleci toplum düzeni, feodal toplum düzeni, kapitalist toplum düzeni, sömürüsüz toplum ile sınıfsız toplumunun çizgilerle anlatımını bulacak. Bu geniş konuları, ciltler dolusu kitapları 90 sayfaya sığdırmaya çalıştık. Başarılı olduksa işçi sınıfı kitaplığına bir başucu kitapçığı kazandırmanın mutluluğunu yaşayacağım. Zor günlerde yarattığım bu kitabımı yeniden çizmek isterdim. Ama 39 yıl sonra bu eseri yayınlarken sağlık sebeplerimden dolayı tekrar çizemediğim için okuyuculardan özür diliyorum, yeni versiyonlarını ve daha güzellerini genç kuşak çizerlerin çizeceği inancını taşımaktayım. Bu kitap yeni kuşak çizerlere rehber olabilirse mutluluk duyacağım.

Kitabı çizdiğiniz günlere geri dönersek, ülkemizde sınıf mücadelesinin yükseldiği günlerde çizdiniz. Sınıf mücadelesine çizgilerin katkısını anlatabileceğiniz başka yaşanmışlıklardan bahsedebilir misiniz?

Kitabı çizdiğimiz günlere dönecek olursak, o günlerde ağırlıklı olarak TKP ile İGD görüşünde bulunan, benim de içinde bulunduğum bir grup çizerle yaptığımız çalışmalar bizi işçi sınıfının öncü gücünün çalışmaları ile bütünleştirdi. Sınıf mücadelesinin yükseldiği dönemlerde fabrikalar bizim beslenme kaynağımızdı. Biz bir grup çizer olarak hem sendika gazetelerinin mutfaklarında çalışıyor, hem de grev boylarında işçi sınıfı ile yaşıyorduk. Duvarları çizgilerimizle süslüyor işçilerin mücadelelerine moral destek için elimizden geleni yapıyor, sınıf mücadelesinin yükselmesinin tadı tuzu olmanın hazzını yaşıyorduk. Ayrıca yaptığımız iş karikatür sanatını işçi sınıfının mücadelesi ile birleştirerek tarihimize bir katkı koymanın, mücadeleye ufuk açmanın yolu oluyordu.

Sınıf mücadelesine çizgilerin katkısı o kadar çok ki. Ben yalnız karikatür tarihi için önemli olan bazılarını sayacağım. Mesela 1975 veya 1976 yılında Acar Film işçilerinin grevinde açtığımız sergi, bir grev çadırında açılan belki de ilk karikatür sergisi olarak özel bir önem taşımaktadır.


Arçelik fabrika duvarına çizim yaparken

Büyük grev döneminde Politika Günlük Gazetesi’nde, TKP’nin legalde yayın organı ÜRÜN Aylık Sosyalist Dergi ve Güneşli Dünya Dergileri’nde ve DİSK/ Maden-İş Gazetesi’nde çiziyordum. O günlerde tüm halkın gözü, kulağı 40 bin işçinin grevindeydi. Olumsuz provokatif şeyler de oluyordu. Onun için sendika çok disiplinli çalışıyor giriş çıkışlarda nöbet tutuyor ve sendikanın izni olmadan grev ziyaretleri yapılamıyordu. Bize de sendikadan fabrikalara rahat girip-çıkmamız için süresiz bir belge verdiler. Ben buna duvarları boyama belgesi diyorum. Herhalde dünyada hiçbir çizerde fabrika duvarlarını boyamak için bir belge olduğunu zannetmiyorum. Maden-İş Sendikası’nın verdiği duvarları boyama belgem ile bir grup çizer arkadaşımla ihtiyaç duyduğumuz veya işçi arkadaşların ihtiyaç duydukları grevde bulunan fabrikanın duvarını işçilerle beraber yarattığımız mücadele çizgilerimizle süslüyorduk. Arçelik Çayırova Fabrikası, Telra TV Fabrikası, Profilo Mecidiyeköy Beyaz Eşya Fabrikası, Atlı Zincir Davutpaşa Fabrikası vd. fabrika duvarları ile grev çadırları bu çizgilerin yer aldığı bazı yerlerdi. Duvarlara çizdiğimiz duvar karikatürleri işçi sınıfı ile karikatür sanatının Türkiye’de ilk buluşması olduğunu söyleyebilirim. Bu çalışmaların sınıf mücadelemizin tarihini yazanlara önemli kaynak olacağına inanıyorum.  Ayrıca fabrika önlerinde dağıttığımız karikatürlü bildirilerle bazı önemli günler için yaptığımız afişlerin de sınıf mücadelesine katkısı olduğuna inanıyorum. Sınıf mücadelesi içindeki birçok yaşanmışlığı buraya zannetmiyorum. Ama 2005 yılında SEKA’nın özelleştirilmesindeki işgal de, bir grup çeşitli sanat alanlarından arkadaşla yaptığımız ziyareti anlatmadan geçemeyeceğim.

DİSK 'duvar boyama belgesi'

İşçilerin SEKA- İZMİT Fabrikasını işgali sırasında Özerk Sanat Konseyi olarak fabrikayı ziyaret etmiştik. İşgalde yer alan 400-500 işçi arkadaşın sloganları altında yarattığım çizgi, hayatımın en önemli anlarından biriydi diyebilirim.

Bu arada editörleri arasında benim de bulunduğum, işçi ve emekçiler için çıkan HOMUR Mizah Dergisi’nden bahsetmeden geçersem çizgi ve mizah dünyasına  haksızlık edeceğimi düşünüyorum.   

Karikatür, sanat ve sınıf mücadelesini bir arada göz önüne alırsanız, 1980 öncesi ve bugünü nasıl değerlendirirsiniz?

Genel olarak sanat, özel olarak karikatüre bakacak olursak, tüm sanat alanlarında olduğu gibi karikatürde de hem nitelik hem de nicelik olarak önemli gelişmeler oldu. Günümüz dünyası ve Türkiye’si 1980’ler döneminden farklı bir noktada, karikatür ve mizah da.  Ama sınıfla ilişkisine bakacak olursak o dönemde de işçi sınıfı mücadelesine aktif olarak katılan çizerler ve sanatçılar vardı. Bugün de aktif olarak mücadele içinde olan çizer ve sanatçılar var. Hareketin yükseldiği ve güçlendiği zaman ve mekânlarda tüm alanlardan sanatçılar sınıf mücadelesine katıldığı gibi çizerlerde burada yerlerini en önde alırlar. Esas olan bugün hareketin zor günlerinde bu kavgada yerini en ön safta almaktır. Mizah ve karikatür yaratıcılarına alan bulmak, yeni alanlar açmak bizim için önemli olduğunu düşünüyorum. Biz HOMUR Mizah ve Karikatür Grubu olarak 19 yıldır bunu yapmaya çalışıyoruz. Karikatür ve mizah dünyasında 1980 öncesinden daha nitelikli ve daha çok sanat insanı ile çizer arkadaşımız var. Sınıf mücadelesi yükseldikçe ve örgütlülük düzeyi arttıkça katılacaklarına inanıyorum. Bunu gezide hep birlikte gördük ve yaşadık. 

Kitabın uzun yolculuğuna baktığınızda çizerken ve bugünkü duygu ve düşünceleriniz nelerdir?

Kitabın hazırlandığı dönemde bir grup karikatürcü çizgilerimizle metal işçilerinin yanındaydık. Gece ve gündüz grev çadırlarında hep birlikte yaşıyor gibiydik. Beslenme kaynağımız grev çadırları ve işçi eylemleriydi. Karikatür sanatının işçi sınıfıyla omuz omuza olduğu bir dönemi yaşadık. Türkiye de ilk defa karikatürü fabrika duvarlarına ve grev çadırlarına taşıdık. Bunun mutluluğunu hala taşıyorum. İşçi sınıfı ve karikatür tarihine böylelikle bir not düşmüş olduk. İşte  “Çizgilerle Sınıflar Tarihi” böyle coşkulu atmosfer içinde yaratılan, direniş ve mücadele içinde yeşeren bir kitap oldu. Bugün yayınlanması da OHAL döneminde metal işçilerinin MESS’e karşı yürüttükleri bir mücadeleden başarıyla çıktıkları bir dönemin eseri. Ayni zamanda DİSK Maden İş Sendikası geleneğini devam ettiren DİSK Birleşik Metal İş Sendikası’nın 70. Kuruluş yıldönümü anısına çıkarılan bir kitap.

Bu geniş konuları, ciltler dolusu kitapları 90 sayfaya sığdırmaya çalıştık. Başarılı olduksa işçi sınıfı kitaplığına bir başucu kitapçığı kazandırmanın mutluluğunu yaşayacağım. Ayrıca “Çizgilerle Sınıflar Tarihi” kitabının yayınlandığı Mayıs 2018 ayı sınıf mücadelesinin ayrılmaz parçası Karl Marks’ın da 200’üncü doğum gününe geldiği için benim adıma ayrı bir anlamı var.

O sebepten kitabımı Marksizm için mücadele edenlere adıyorum.

CANOL KOCAGÖZ KİMDİR?

Canol  Kocagöz  1970 yılından bu yana  DİSK / Birleşik Metal  başta olmak üzere  çeşitli sendikaların basın-yayın organları ile Yeni Ortam, Politika ve Evrensel Günlük gazetelerinde  çizdi. Tomurcuk ve Metal Karınca Çocuk Dergileri editörlüğünde bulundu. 1976 yılında Karikatürcüler Derneği’nin genel sekreterliğini, 1996 yılında da genel başkanlığını üstlendi. Almanya, İngiltere ve Türkiye’de sergiler açtı, çeşitli karikatür etkinlikleri düzenledi.

Başka bir Dünya için STOP, Panikatak, Bir KARAKOMEDYA, Çizgilerle Sınıflar Tarihi isimli dört karikatür albümü ile bazıları İngilizce dilinde de basılan çocuklara yönelik 17 kitabı bulunmaktadır. Halen 1999 yılında bir grup arkadaşı ile beraber kurdukları HOMUR Mizah Grubu'nun adını taşıyan her sayısı ayrı bir sendikadan veya demokratik kuruluştan çıkan mizah gazetesinin editörlüğüne devam etmektedir.

Kitabın PDF haline ulaşmak için şu linki tıklayınız: http://birlesikmetalis.org/kitap/siniflartarihi.pdf

KAYNAK:
http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/fabrika-duvarlarindan-gecekondulara-39-yil-sonra-basilan-karikatur-kitabi-250210

16 Ekim 2018 Salı

HOMUR Mizah ve Karikatür Grubu ile DİSK / Birleşik Metal –İş sendikasının ortak projesi olan HomurCUK 25.sayı ile Kırmızı Meta Karınca 14.sayıyı
Ahmet Zeki YEŞİL, Aslı ALPAR, Atay SÖZER, Atilla ATALA, Ayten KÖSE, Barış, Canol KOCAGÖZ, Coşkun GÖLE, Dinçer PİLGİR, Ekrem KILIÇ, Emre BAKAN, Ferit AVCI, Gülten BAŞOL,  Hüseyin ASLAN, Hüseyin ÇAKMAK, İbrahim ORMANCI, Mehmet ZEBER, Menekşe ÇAM, Mustafa YILDIZ, Rahime HENDEN, Savaş ÜNLÜ, Seyit SAATÇİ, Sunder ERDOĞAN, Tayfun AKGÜL,  Yılmaz ONAY, Cezmi ERSÖZ, Yasemin GÖKSU, Gülsüm CENGİZ, Gülsen TUNCER, Vecdi SAYAR, Engin AYÇA, Murat ÖZVERİ, Ozan ÇAVDAR, Hüseyin SOYLU, 
Asuman KÜÇÜKKANTARCILAR, Hulya ERŞAHİN’nin eserleriyle EKİM 2018 ayında yaratılarak  yayınlandı.  
          
HOMUR
Mizah ve Karikatür Grubu








6 Ekim 2018 Cumartesi

Tayfun Akgül'den Oyma Karikatürler Sergisi

 Ahşabî İşler

Oymacılık ülkemizin geleneksel zanaatlerindendir.

Gelişen teknolojinin sağladığı fırsatla karikatürleri ahşapla tanıştırınca oluşan ilginç sonucu sergilemek istedik diyecektik ki kağıt krizi çıktı! Velhasılı karikatürleri tahtaya işledik.

Sergimize bekleriz, buyurun.




27 Eylül 2018 Perşembe

Sabahattin Ali Belgeseli




Aziz Nesin Belgeseli - Akıntıya Karşı




Rıfat Ilgaz Belgeseli - Yüz Yıllık Çınar


Edebiyatımızın ‘Koca Çınar’ı Rıfat Ilgaz, doğumunun 100’üncü yılında Yönetmen Önder Uygun tarafından çekilen ve Ilgaz’ın hayatının konu alındığı  ‘100 Yıllık Çınar Rıfat Ilgaz’ belgeseliyle anılıyor.


Ahmet Ümit Akkoca'yı Kaybettik



Karikatürleri Homur'da da yayınlanmış olan arkadaşımız Ahmet Ümit Akkoca'yı kaybettik. Arkadaşımız bir süredir tedavi görüyordu. Tüm sevenlerine başsağlığı dileriz.

1957 İskilip Çorum doğumlu Ahmet Ümit Akkoca, 1982 yılından beri aktif olarak çiziyordu. Bugüne kadar yapmış olduğu çizgi roman, bant karikatür, karikatür çalışmaları yerel yayın organlarında ve İstanbul basınında yayımlandı. Yurt içi ve yurt dışı yarışmalardan ödüller kazandı ve sergilere katıldı.




3 Eylül 2018 Pazartesi

Kağıt zamları mizah dergilerini de vurdu



Kurdaki dalgalanma dün de devam ederken yayın dünyasının ise tepkileri sürüyor. Kâğıtta dışa bağımlı olmamız ve yüksek KDV oranlarından kaynaklı sorunlar en çok yayın dünyasını etkiliyor. Gazeteler, dergiler ve yayınevleri çıkamama tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını krizin ilk gününden itibaren dile getiriyor.
Önceki gün mizah dünyasının simge yayınlarından Leman dergisi ekonomik sıkıntıları hem protesto ettiği hem de masrafları karşılayamadığı için ‘cep boyutuyla’ çıkmak zorunda kaldı. Geçen haftalarda soruna işaret eden derginin Genel Yayın Yönetmeni Tuncay Akgün ‘bizi bu durumlara getirenler, SEKA’yı kapatanlar utansın’ diyor. BirGün’e konuşan Akgün, sıkıntının sadece kendileriyle sınırlı olmadığını tüm yayıncılık sektörünü çok ciddi biçimde tehdit ettiğini belirtiyor.

Durum çok ciddi
Akgün, kurdaki yükselişin sektörü nasıl etkilediği şu sözlerle ifade etti:
“Kâğıtta sıfır yerli üretim olduğu için kurdaki yükseliş yayıncılığı komaya sokar. Nitekim içinde yaşadığımız süreç de budur. Koma, yoğun bakım gerektirir. Ortada böyle bir durum da olmadığına göre vaziyet ümitsizdir. Türkiye’deki medya kontrolünün yüzde 80-90’lar oranında hükümette olduğunu düşünürsek onlar açısından sorun yoktur. Dışarıda kalanlar süreli yayınlanan dergiler ve kitap yayıncılığı açısından ise ölümcül eşiğe varılmak üzere. Bu, ülkenin zaten çölleşmiş olan kültürel hayatının tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Yani durum ciddi. Bunların etkileri ise onlarca yıl telafi edilemeyecek bir kayba yol açacaktır.”

Yerli üretim
Yerli üretimin önemine değinen Akgün, yaşanan sıkıntının kaynağının burada aranması gerektiğinin altını çiziyor. Akgün şunları söyledi:

“2005’te kapatılana kadar biz sadece SEKA kağıdı kullanıyorduk. Kapatılma süreci başlatıldığında bugünleri öngörmüştük. Onun için atlayıp SEKA işçilerinin direnişiyle dayanışma için İzmit’teki fabrikaya gittik. İşçiler polis ablukası altında aileleriyle birlikte fabrikada kalarak direniyordu. Kâğıttan odalar yapmışlardı. Çok görülmeye değer bir manzaraydı.”

Ne olur bilmiyoruz!
Akgün ilerleyen günlerin neye gebe olduğunu kestiremediklerini belirtirken sözlerini şu tespitle noktaladı:
“Bu arada SEKA, hükümet desteği falan derken eski yıllara dönelim. Kâğıt tüketimi, bazı çok önemli kâğıtlar dışında tamamen yerli üretime dönük olduğu halde yazılı basına ‘kâğıt tashihi’ gibi bir uygulama vardı. Biz hiç kullanmadık ama sadece bunu kullanmak için yayınlanan naylon gazeteler olduğunu hatırlıyorum. Büyük gazeteler için ise o zamanlar bile kâğıt desteğine ihtiyaç duyulduğunu çıkartabiliriz. Biz içinde bulunduğumuz krize karşı bu hafta bir ‘Cep Leman’ çıkararak meydan okuduk. Gelecek haftalar yeni espriler üretebiliriz. Ama uzun vadede durum aşılabilir mi, devam edebilir miyiz öngöremiyorum.”

Uykusuz da etkilendi

Son dönemde yükselen kâğıt fiyatlarından etkilenen basılı yayınlar arasına Uykusuz dergisi de girdi. Derginin fiyatına zam yapılmaması için tüm yolların denendiği belirtilen açıklamada, derginin gelecekte basıma devam edip edemeyeceğinin de bilinmediği kaydedildi.

KAYNAK:Birgün



İlginçtir 1979 yılında da benzer bir kağıt sıkıntısı yaşanmıştı o dönenim Gırgır Dergisi'nde Oğuz Aral'ın dönemin başbakanına yazdığı açık mektup (sayı 343):



1 Eylül 2018 Cumartesi

Cazın İmgeleri Sergisi Bodrum'da


AÇILIŞ BUGÜN 19:00'DA!
1 EYLÜL CUMARTESİ

Mine Sanat Galerisi Bodrum Jazz Festivali kapsamında çok önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Usta Saksafon Sanatçısı Reşat Demirkol ve Ressam Atilla Atala'nın caz sanatçılarını resmettikleri çalışmalarına yer vereceğimiz sergide, ayrıca Alto Saksafon Sanatçısı Reşat Demirkol bir performans sergileyecek.

Tüm sanatseverler davetlidir.

Mine Sanat Galerisi
Yalıkavak, Merkez Mah. Çökertme Cad. Özkan Sok., Yalıkavak Marina, Bodrum / MUĞLA
Tel: +90 (536) 553 50 66 / +90 (543) 816 10 34
E-posta: info@minesanat.com




16 Ağustos 2018 Perşembe

17 Ağustos Unutma



Canol Kocagöz

Tayfun Akgül

Asuman Küçükkantarcılar

Bas Mitropulos

Dinçer Pilgir

Necati Abacı

30 Temmuz 2018 Pazartesi

Tamimi Artık Özgür



Filistin’in Cesur Kızı TAMİMİ' ye
  DAYANIŞMA DUYGULARIMIZI  İLETİRİZ

             Aralık 2017  de FİLİSTİN 'de direniş te  İsrail askerlerince gözaltına alınarak mahkemece de 8 ay hapis cezasına çarptırılan  17 yaşında ki Filistin’in Cesur kızı  Ahed Tamimi’nin serbest bırakılması ile ilgili Brezilyalı çizer dostumuz  LATUFF un 3 çizgisini paylaşır HOMUR olarak bir kez daha FİLİSTİN Halkının yanında olduğumuzu bildirir,  dayanışma duygularımızı iletiriz.

                                                            HOMUR
                                                     Mizah ve Karikatür Grubu




25 Temmuz 2018 Çarşamba

LOZAN KARİKATÜRLERİ

Lozan'ın yıl dönümünde dönemin yabancı ve yerli basınından çizgiler


15 Temmuz 1923:Lozan'da İngiliz Lord Curzon'u tavuk, İsmet İnönü’yü horoz olarak resmedince dönemin Yunan hükümetince toplatılan gazete.

Karikatür, 24 Temmuz 1923 tarihli Alman Kladderratsch adlı mizah dergisine ait. "Lozan Güneşi" başlıklı karikatürde Fransa'yı simgeleyen horoz, karanlığı yararak ortaya çıkan ay-yıldızı görünce, "Aman Allahım! Güneş yerine neyi doğurttum? diye söyleniyor. 


1923: Mimar Sinan, Fatih Sultan Mehmet ve Alparslan; Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını karşılıyor. Mimar Sinan'ın kucakladığı Mustafa Kemal, Antlaşması'nı ayakları altında ezmekte.


ACINIZ ACIMIZDIR

Vahit AKÇA
99 Marmara depreminde yanımızda ilk onları gördük: Yunan dostlarımızı. Bu şarkıyı onlar için de söylemiştik o zaman "Bugün de Yunanistan halkının büyük acısını paylaşıyor, tüm dostları komşunun yanında olmaya çağırıyoruz"…

Yanlarında ilk biz olmalıydık.


22 Temmuz 2018 Pazar

NECATİ ABACI'YI ANIYORUZa


Kaybedişimizin 14.yılında karikatürist arkadaşımız NECATİ ABACI'yı anıyoruz.

Atay SÖZER

21 Temmuz 2018 Cumartesi

OTOBÜS OYUNU YENİDEN GÜNDEMDE



2012 yılında İBBŞT’da  Arif Akkaya’nın yönetiminde sahnelenen OTOBÜS oyununda tüm oyun boyunca HOMUR MİZAH V KARİKATÜR GRUBU’nun karikatürlerinde Türkiye’nin  yakın siyasi tarihi anlatılmıştı. Son günlerde otobüslerde görülen gerici hareketler SOL.ORG sitesine konu oldu, yazıda oyuna gönderme yapılmakta. Beş yıl sonra oyunun anımsanması güzel bir şey, tabii konunun her dönemde geçerli olması da düşündürücü.
Otobüsle karakola giderken bir mini etek gördüm?
Otobüs, mini etek, karakol… Sahi bu üç sözcüğü aynı cümle içinde kullanın deseler aklınıza hangi kombinasyonlar gelir?
Deniz Arık Binbay
Geçen günlerde Kocaeli’nde bir otobüs, içinde bir kadının mini etek giydiği ve bu nedenle şoförün dikkatini dağıtacağı gerekçesiyle karakola çekilmiş. Otobüs, mini etek ve karakol… Cümle içinde bu üç kelimeyi kullan deseler zorlanırdık.
Çağdaş Bulgar Tiyatrosu’nun önde gelen isimlerinden Stanislav Stratiev’in 1979 yılında yazdığı "Otobüs" oyununu Ankara Sanat Tiyatrosu’ nda izlemiştim. 1996’ydı…Otobüsün bende çağrıştırdıkları pek güzel şeyler değildi, kadınlar otobüslerde ellenir, sıkıştırılırdı, fordculuk diye bir deyim vardı. Ankara kadınlar için yaşaması gitgide daha zor bir kent olmaya başlamıştı. Ama tiyatro bambaşkaydı…Bilenler bilir tiyatrocularda Ankara seyircisinin yeri ayrıdır. AST’ın dopdolu olduğu yıllar… 
Yıllar sonra 2012 yılında İstanbul Büyükşehir Tiyatroları tarafından da oynandı Stratiev’in oyunu. 
1996’da “Otobüs” ü izlerken çok etkilenmiştim. Henüz ülkenin freni patlamamıştı, olsa olsa yalpalıyordu…  
Toplumun değişik kesimlerinden insanların, sakince başlayan sıradan bir otobüs yolculuğunun bir anda sonunu bilmedikleri, son durağı belli olmayan bir yolculuğa dönüşmesiyle birlikte çığırından çıkmasını anlatıyordu oyun. Bu otobüsün içinde yer alan, her biri farklı kültürel yapıya sahip insanların, mevcut durumu çözümlemek adına, başlarda son derece makul başlayan ama gitgide delilik sınırlarına dayanan ilişkileri, hayata bakış pencerelerinden duygusal çıkışları ve çatışmaları irdelenmişti. 
Otobüs belirsizliğe doğru yol alırken karakterler de kendi hayat görüşleri ve ilkel hayatta kalma güdüsüyle bencilce yabanileşiyorlar, içgüdüsel olarak kendilerini kurtarma çabaları yardımlaşmak adı altında gizleniyordu. Oyunda görünen “beraber hareket edip, bu durumdan kurtulma” çabasının aslında bireysel olarak bu durumdan "sıyrılmak" adına yapılan bir eylem olduğu da gözlerden kaçmıyordu. 
Nedense 24 Haziran’ı hatırlatıyor bana. Zihnimde Barış Manço’dan “Lambaya püf de!” şarkısı…Püfff…
Ve nedense bu ara sık sık aklıma geliyor bu oyun… 
Oyunu keşke yeniden izlesem demiyorum, sanki oyunun içinde yaşamaya başladık çünkü. Zaten Devlet Tiyatroları da Cumhurbaşkanlığına bağlandığından, bir süre daha bu oyunun sahnelenme şansı ortadan kalkmış oldu. Özetler ve konsantre simülasyonlar neyimize yetmiyor.
Kocaeli’ndeki otobüsün içinde yaşananlar örneğin… Otobüste mini etek giyen bir kadının olması yaşlı bir erkek yolcuyu rahatsız etmiş. Kimsenin dürtülerini yargılamak değil derdimiz ama eylem olarak ne yaptığı herkesi ilgilendirir. Bu kişi kafasını çevirmek yerine bağırıp çağırarak şoförden otobüsü karakola çekmesini istemiş.
Şoför gerici yolcuya karşı yine de kadının özgürlüğünü savunmuş ama nedense sonunda karakola çekmiş otobüsü. Yine günümüzün sürreel atmosferinde ilginç gelecek şekilde polisler de “Biz buna karışamayız” demişler. Ama o otobüs o karakolun önüne çekilmiş mi? Çekilmiş. Ne için? Otobüsteki kadın mini etek giyiyor diye. Şoförün arkasında oturan kadının, arkasında gözleri olmayan şoförün dikkatini dağıtacağı gerekçesiyle… Benim gördüğüm manzarayı sen görsen kaza yaparsın diyerek… 
ÇIKARILDIĞIMIZ YOLCULUK...
Geçen hafta da Çorlu’da tren raydan çıktı, 24 kişi öldü, 200’den fazla yaralı vardı. 
Psikoterapideki bir kişide rüyada tren, otobüs vs görmek psikoterapiyi, beraber çıkılmış bir yolu simgeler. Bu otobüs ve bu tren de sanki toplumsal olarak çıktığımız daha doğrusu çıkarıldığımız yolu simgeliyor.  
Gericilik, cinsiyetçilik, cüretkarlık, sözde güç algısı, ötekileştirme, nefret, aşağılama, psikolojik şiddet, tahakküm hepsi var bu çorbada… 
Kadının bedenini, giyimini kuşamını, kararlarını, düşüncelerini hatta duygularını kontrol etmeye çalışan bir gerici zihniyetin hayatın en alelade anlarında vücut bulmuş hali… 
Karşısında da sözde birlikte hareket etme niyetini öne sürerek, durumdan zararsız kolayca yırtma isteğini gizlemeye çalışan bir kalabalık… 
Fren patladı. Şoförün ne yaptığını bildiğinden emin değiliz. Bu bir otobüs, içindeyiz. 

Hadi oyunun sonunu beraber yazalım. Yaratıcı yazarlık kursuna gitmiş olmanız gerekmez, Dostoyevski de, Nazım Hikmet de gitmemişti. 
En az 20 kez gördüğümüz filme bilet alıp, lanet okuyarak gözlerimiz şiş çıktık. Bir biletle tereyağından kıl çeker gibi yırtmak mümkün değil bu senaryodan kardeşim, ablam, abim, canım… 
Direksiyonu ele geçireceğiz, maviliklere doğru sürüp, bu düzeni değiştireceğiz… 
http://haber.sol.org.tr/toplum/otobusle-karakola-giderken-bir-mini-etek-gordum-243421

20 Temmuz 2018 Cuma

Kemal Türkler'i Anıyoruz

Atilla Atala

DİSK ve Maden-İş'in unutulmaz başkanı KEMAL TÜRKLER'i katledilişinin 38.yılında saygıyla anıyoruz 




Sennur Sezer

15 Temmuz 2018 Pazar

Vahit Akça'dan ODTÜ için

Vahit Akça ODTÜ'de yaşananlar için muhteşem bir kolaj hazırlamış 

11 Temmuz 2018 Çarşamba

ODTÜ'lü Öğrencilere Tutuklama



Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) mezuniyet töreninde taşınan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik hakaret içeren karikatürlü pankarta ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 5 şüpheliden 4'ü tutuklandı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü'ndeki işlemlerin ardından adliyeye getirilen şüpheliler, soruşturmayı yürüten savcıya ifade verdikten sonra mahkemeye sevk edildi.

Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği'nce sorgulanan şüphelilerden pankartı taşıyan D.C.Y., B.A. ve F.E.D. ile pankartı hazırladığı tespit edilen Ö.K., tutuklandı. Pankartı bastığı belirlenen Ş.D. ise serbest bırakıldı.

ODTÜ'de 6 Temmuz günü yapılan diploma töreni sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret içeren pankart taşınmasıyla ilgili 5 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Söz konusu pankartta kullanılan karikatür Penguen Dergisi’nde yayınlanmış, zamanında aynı suçtan yargılanmış ve beraat etmişti.

SONER YALÇIN'IN 12.07.2018 TARİHLİ SÖZCÜ GAZETESİNDE YAYINLANAN KONUYLA İLGİLİ YAZISI VE ARKADAŞIMIZ CANOL KOCAGÖZ'ÜN YANITI
Ayıptır, zulümdür – Sözcü Gazetesi
Batı'da “Erdoğan diktatör” sözleri artıkça Türkiye'de “bi­rileri” bu sözü haklı çıkarma­ya çabalıyor!En son… ODTÜ mezuni­yet töreninde taşıdıkları pan­kart sebebiyle dört üniversi­te öğrencisi tutuklandı!Suçları, Erdoğan'a haka­ret!Dört öğrenciyi hapse gönderecek kadar pankartta hangi “suç unsuru” vardı:Çeşitli hayvanların yüzü Er­doğan'a benzetilerek, “Artık Tayyipgiller Alemi” denilmişti!Latifenin-şakanın-miza­hın nasıl yargı konu­su olduğuna hiç girmek istemiyorum; sadece “pes” diyorum!Çünkü:Tarih: 9 Mayıs 2004.Cumhuriyet gazetesi karika­türisti Musa Kart, ip yumağı­na dolanmış kafası Erdoğan'a benzeyen bir kedi çizdi. Erdoğan, kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle şikayetçi oldu. Dava beraat ile sonuç­landı…Tarih: 25 Şubat 2005.Musa Kart'ın yargılanmasını protesto eden mizah dergi­si Penguen'in sekiz karika­türisti, yüzü Erdoğan'a ben­zeyen sekiz hayvan karikatürü çizdi! Ve altına “Tayyipler Alemi” yazdılar!Erdoğan, “kişilik haklarına saldırı” diye Penguen'e tazmi­nat davası açtı. Kaybetti.Yani…Gerek kedi, gerekse diğer sekiz hayvana benzetilen Erdoğan karikatürlerini mah­kemeler mizah olarak değer­lendirdi. Bunlar 13 yıl önce oldu…Peki…Dün böyle karar veren mahkemeler varken…Bugün aynı karikatürü pankart olarak taşıyan ODTÜ mezunu gencecik dört in­san nasıl cezaevine atıldı?Dünden bugüne hukuk içti­hatında ne değişiklik oldu?Mizah hakaret değil, muha­lefet aracı değil mi artık?Bir kişinin dünya sevimli­si hayvanlara benzetilerek çizilmesi-tasvir edilmesi nasıl onur kırıcı olur?Gençler bu kadar ucuz sebeple hapse atılır mı?
Darbe zihniyeti
Yıl, 1975…Erdoğan…– Bir yanda Coşkun Et ve Sucuk Mamulleri'nin muha­sebesini tutuyor…– Bir yanda İstanbul Beledi­yesi'nde çalışıyor…– Bir yanda İETT takımın­da futbol oynuyor…– Bir yanda Aksaray İktisat ve Ticaret Yüksek Okulu'nda okuyor…– Bir yanda MSP gençlik kollarında politika yapıyor­du…Bu nedenle…Mahallesi Kasımpaşa/Te­pebaşı'nda açılan Karikatür ve Mizah Müzesi'ne bir gün olsa gitmediğini düşünebiliriz.Gitse…– Abdülaziz hakkında yapı­lan karikatürü görürdü.– II. Abdülhamit hakkında yapılan karikatürü görürdü.– Osmanlı Hariciye Nazı­rı Yusuf Franko'nun karika­türlerini görürdü.– 1870 yılından itiba­ren “Diyojen” ile başlayan ve “Çıngıraklı Tatar”, “Hayal”, “Latife”, “Şafak”, “Kamer”, “Meddah”, “Kahkaha”, “Ge­veze”, “Çaylak”, “Kalem”, “Cem”, “Tokmak”, “Akba­ba”, “Gırgır” ile devam eden karikatür dergilerini görürdü.– “Eşşek” ve “Geceku­şu” gibi hayvan isimlerinin olduğu mizah yayınlarını görürdü.– Nişan Berberyan'ı- Agop Baronyan'ı tanırdı.– Basiretçi Ali Efendi'yi- Ali Fuat Beyi tanırdı.Uzatmayayım…Karikatüre kim karşıydı?Örneğin… II. Abdülhamit karikatürü yasakladı!Örneğin… 12 Eylül 1980 askeri darbesi Tepeba­şı'ndaki Karikatür Müzesi'ni kapattı!Evet, mizah hapse atıldı…Evet, mizah sürgüne gönde­rildi…Ama mizah yok edilemedi.Bu nedenle…Karikatür ve Mizah Müze­si, 27 Şubat 1989 tarihin­de Saraçhane Gazanferağa Külliyesi'nde yeniden müze olarak açıldı.Erdoğan fırsat bulup giderse yaklaşık 150 yıllık karikatür tarihimizi görebilir.Hacivat-Karagöz geleneği­nin yazılı-çizim halidir hepsi.Anlayacaktır ki; mizahı kimse yenemez!
Ata benzetilen peygamber

Erdoğan'ı kedi-fil-aslan vb. şekilde çizilince bu niye suç olsun?Anlamak zor. Mizah sün­net değil mi?Hz. Muhammet yasak­lamak şöyle dursun miza­hın- şakanın insan ruhuna iyi geldiğini ve bir ihtiyaç olduğunu yaşamıyla gösterdi. Örneğin…Bir gün… Hz. Muham­met, torunları Hz. Ha­san ve Hz. Hüseyin'i sırtına bindirdi. Dört el üzerinde yürüyerek, “deveniz ne güzel deve, siz de ne iyi binicilersiniz” diyerek onla­rı taşıdı. Yani…Kendini deveye ben­zeterek mizah yapan yüce gönüllü aydın bir peygamber var karşınızda!Keza…Hz. Muhammet şakalar yaptığı gibi sahabeler de ona zaman zaman şakalar yaptı. Örneğin Hz. Ömer…Hz. Muhammet'i Hz. Ha­san ve Hz. Hüseyin'i iki om­zuna oturtmuş halde görünce şöyle dedi:– “Altınızdaki at ne ka­dar kıymetlidir?”Hz. Muhammet ise, “On­lar da ne iyi binicidir­ler!” diye karşılık verdi!Yani…Hz. Muhammet kendi­sinin ata benzetilmesine kızmamış, aksine esprili cevap bile vermişti.Ya bugün?21'inci yüzyılda “Tayyipler Alemi” pankartı hapis nedeni oluyor! Asıl şaka bu olmalı!“Şeyh uçmaz mürit uçurur” hukuku mu bu?O halde… Artık sanı­rım Hz. Muhammet'in şu esprisini bugün Türki­ye'de kimse yapamaz:Horoz kurban etmek is­teyen Bilal-i Habeşi'ye Hz. Muhammet, “Bir müezzin diğer müezzini kurban eder mi?” der gülümseyerek!Toparlarsam:Israrla birileri, Batı'nın “Erdoğan diktatör” hitabını güçlendirmeye çalışıyor!Gencecik çocukları ceza­evine atmak, geleceklerini karartmak ayıptır, zulümdür.Hani yeni dönem “ba­rış” getirecekti?

CANOL KOCAGÖZ'ÜN YANITI

Sevgili Soner YALÇIN
Mizah ve Karikatür ile ilgili yazınızı zevkle okudum. Ayrıca bu konuya değindiğiniz için HOMUR mizah ve Karikatür Grubu olarak da teşekkürlerimizi iletiriz..
Yalnız yazınıza bir ekleme yapmak istiyorum.
Temmuz 1975 yılında ışıklar içinde yatsın İstanbul Belediye Başkanı değerli insan Sevgili Ahmet İSVAN tarafından Karikatürcülere tahsis edilen iSTANBUL Tepebaşı' n da ki eski Dram tiyatrosunun yerine belediyece yapılan binada kurulan o yıllarda dünyanın beş Karikatür ve Mizah Müzesinden biri olan müzemiz; Yukarıda anlattığınız gibi 12 Eylül Faşist darbesinde kapatılmış müzede bulunan bir çok eser yok olmuş, hasar görmüştü. Daha sonra İstanbul Belediye Başkanı Bedreddin Dalan'ın belediye başkanlığının son günlerinde vakıfların belediyeyi çıkardığı Belediye Müzesinin yerine İSTANBUL/ Unkapanın 'da bulunan Gazenferağa Medresesinde faaliyetine başlayıp İstanbul Belediye Başkanı Sevgili Nurettin SÖZEN in destek ve katkılarıyla büyüyen müzemiz, Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde kapatılmaya çalışılmış sonra gelen tepkilerle geri çekilmişti. Son yıllar da da Kadir Topbaş Döneminde müze tekrar Tepebaşı' na stadın üst kısmında ki binaya müzelik statüsünden çıkarılarak taşınmıştır.
Şu anda Karikatür ve Mizah Müzesi yerine Karikatür ve Mizah Merkezi vardır.
Yani eserler envanteri tutulmayan müzelik statüsü olmayan bir şekilde orada durmaktadır.
Şu anda dünyadan otuzbinden fazla karikatür eseri ve objesini, mizah kitabını arşivinde saklamaya çalışan müzeden merkez statüsüne indirilen KARİKATÜR ve MİZAH MERKEZİ tekrar İstanbul Büyükşehir Belediyenin tahsis ettiği, Karikatürcüler Derneğinin Yönettiği İstanbul KARİKATÜR ve MİZAH MÜZESİ'nin tekrar başta İstanbul olmak üzere halkımızın ve dünya araştırmacıların emrine müzelik statüsü verilerek tahsis edilmesi yöneticilerin görevi ve sorumluğudur.

Canol Kocagöz

Karikatürcüler Derneği Eski Başkanlarından
HOMUR Mizah ve Karikatür Grubu Editörlerinden



MİNE SÖĞÜT'ÜN CUMHURİYET GAZETESİ'NDE YAYINLANAN YAZISI
‘Tayyipler Âlemi’
Mine Söğüt
13 Temmuz 2018 Cuma

Dört öğrenci... ODTÜ mezuniyet töreninde... Penguen dergisinin 13 yıl önce kapağında yayımladığı bir karikatürü pankart olarak taşıdıkları için... Tayyip Erdoğan’a hakaretten... Resmen... Tutuklandılar. Sadece gözaltına alınmadılar. Sadece ifadeleri alınmadı. Haklarında sadece soruşturma başlatılmadı. Savcının karşısına çıkarıldılar. Mahkemeye sevk edildiler. Ve hapse atıldılar. Şu anda içerdeler. Öğrenciler. Mezuniyet töreninde Tayyip Erdoğan’la ilgili bir karikatürü pankart yapıp taşıdılar diye. Ve yer yerinden oynamadı. Ve yer yerinden oynamadı. Ve yer yerinden oynamadı. O karikatür bundan 12 yıl önce yargılanıp muhteşem bir kararla beraat etmişti. O kararda: “Geniş kitlelere ulaşan karikatürlerle ilgili davada, hukuka ve adalete duyulan güvenin sarsılmaması için hâkim siyasi bir refleksle hareket etmemeli” denmişti. “İnsanlar karikatürler nedeniyle gülünç duruma düşebilir. Bu durum karşısında kişilik haklarının ihlal edildiği her zaman ileri sürülebilir. O zaman da karikatürün aslında bir sanat türü olmadığı, sadece hakaret etmenin bir yolu olduğu sonucu çıkar ki bu sonuç da karikatürü tamamen yasaklamayı gerektirir” denmişti. “Bilim insanları ve sanatçıları, düşünürleri, yazarları, şairleri tazminat silahı ile susturulmuş bir toplumda ilerlemeyi sağlayacak fikir zenginliği ortamının oluşması beklenemez” denmişti. “Fikir öyle bir şeydir ki, kimine göre doğru olan öbürünün doğrusu olmamaktadır. Hatta bu doğrular zamana göre kişinin kendisinde bile değişebilmektedir” denmişti. “Düşünce ve fikirler olumluyu değil, olumsuzu da içerebilir. İncitici, aykırı veendişe yaratıcı da olabilir. Önemli olan değer yargılarına ilişkin düşünce ve fikirlerin serbestçe ifade edilebilmesidir” denmişti. “Çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereği olduğu için demokratik toplumun temel taşlarından biri, hatta en önemlisi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüdür” denmişti. Ve denmişti ki... “Toplumu etkileme ve ileriye götürme gücüne sahip olan davacının, sahip oldukları güç nispetinde eleştiriye açık olması ve katlanması gerekir. Bu nedenle karikatürlerin hakaret amacı taşımadığı, kişilik haklarını ihlal etmediği kanaatine varıldığından davanın reddine karar verilmiştir.” Mahkemeden bu karar çıktığında şu anda hapiste olan çocuklar daha ilkokuldaydılar. Davalı başbakandı. O çocuklar büyüdüler ve ODTÜ’den mezun oldular. O başbakan rejimi değiştirdi ülkeye Başkan oldu. Eğitimden sanata tüm yetkileri kendinde topladığının ertesi günü de iktidarın mahkemeleri o çocukları hapse attı. Tekrarlayın... içinizden, dışınızdan tekrarlayın bu cümleyi. 13 yıl önce... 13 yıl önce... 13 yıl önce basılan ve zamanında yargılanıp aklanan bir mizah dergisi kapağından... O kapaktan... O kapaktan... O kapaktan... Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiler diye....ODTÜ mezunu gencecik öğrenciler... Şu anda içerdeler. İçerdeler. İçerdeler. Siz de sanmayın ki dışarıdasınız. Hepimiz içerideyiz. İşin içindeyiz. O çocukları hapse gönderen iradenin karşısında tüm aklımızla ve vicdanımızla ve öfkemizle dikilemediğimiz için...Gözümüzün içine baka baka olağanlaştırılmış bir hukuksuzluğa, toplama kamplarındaki tutsaklar gibi kör ve sağır ve korkak kaldığımız için... İçerdeyiz, yerin dibindeyiz. Üstelik o zamanlar o mizah dergisinin kapağındaki Tayyipler Âlemi... Güçlü mizahçıların aklından ve yetenekli çizerlerin kaleminden çıkmış sevimli bir şakaydı;Şimdiyse Cumhurbaşkanlığı’na bağlanan kurumlarla ve verilen yetkilerle birlikte gerçek bir tehlike. Bundan sonra hep birlikte uzun bir süre Tayyipler Âlemi’nde yaşayacağız. Bu da bize kapak olsun.

CELAL BAŞLANGIÇ'IN YAZISI -artıgercek.com


Celal Başlangıç
Bu mahkeme Erdoğan’a hakaret ediyor!
Erdoğan başlı hayvan karikatürleri nedeniyle dört ODTÜ’lüyü ‘delil toplamak’ için tutuklayan mahkeme heyeti nasıl delil toplamak, ne yapmak istemektedir?

Vücudu kurbağa ama başı aynen Erdoğan.
Devenin de başı Erdoğan’ı andırıyor.
Ördeğin, maymunun, yılanın, zürafanın, filin, ineğin de başı tıpa tıp Erdoğan.
Bunların hepsi birer karikatür elbette.
Üzerinde de bir yazı:
“Tayyipler Alemi”
ODTÜ’lü öğrencilerden birkaçı mezuniyet törenine bu karikatürlerden oluşan bir pankartla katılıyor.
Onlarca pankarttan sadece biriydi bu.
Ertesi gün yandaş medyada kıyamet kopuyor.
Zaten AKP iktidarının başından beri “düşman muamelesi” yaptığı ODTÜ’ye yeni bir saldırı bahanesi buldukları için pek sevinçliydiler.
“Mal bulmuş” gibi karikatürlerden oluşan bu pankart üzerinden çullandılar ODTÜ’nün üzerine.
Bu saldırı karşısında endişelenenler birbirine soruyordu “bu çocukların başına bir şey gelir mi” diye.
Meseleyi bilenler kendilerinden emin konuşuyordu:
“Yok canım yıllar önce beraat etmiş karikatürler bunlar.”
Evet, meseleyi biliyorlardı ama artık Türkiye’nin hangi vahim noktaya geldiğini hala kavrayamamışlardı.
Aslında bu karikatürlerin hikayesi 2005 Şubatı’na kadar uzanmaktadır.
Cumhuriyet çizeri Musa Kart iplere dolanmış bir kedi karikatürü yayınlar. Kedi kedidir de kafası aynen Erdoğan’dır.
Kart, Erdoğan’ın şikayeti üzerine açılan davada mahkum edilir.
Bu karikatür nedeniyle Kart’a ceza verilmesini protesto etmek amacıyla Penguen Dergisi 24 Şubat 2005 tarihli sayısına işte bu karikatürü kapak yapar..
Logonun altında bir cümle vardır:
“Karikatürist Musa Kart Tayyip Erdoğan kafalı kedi çizdiği için ceza aldı.”
İşte bu kapakta “Tayyipler Alemi” yazısıyla geçenlerde ODTÜ’lü öğrencilerin taşıdığı Erdoğan kafalı kurbağa, deve, maymun, yılan, ördek, fil, zürafa, inek karikatürleri vardır.
Erdoğan’ın 40 bin TL tazminat talebiyle başlattığı yargı süreci 2006’da Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından reddedilir.
Henüz memlekette hukukun kırıntısına rastlanan “devri saadet” yılları...
Hatta Hakim Beyhan Azma kararına yazdığı gerekçede insanların karikatürler nedeniyle gülünç duruma düşebileceği, bu durum karşısında kişilik haklarının ihlal edildiğini her zaman ileri sürebileceklerini belirterek “O zaman da karikatürün aslında bir sanat türü olmadığı, sadece hakaret etmenin bir yolu olduğu sonucu çıkar ki bu sonuç da karikatürü tamamen yasaklamayı gerektirir” diyebiliyor.
Hatta gerekçeli kararda Erdoğan’a bir de öğütte bulunuyor Hakim Azma:
“Toplumu etkileme ve ileriye götürme gücüne sahip olan davacının, sahip oldukları güç nispetinde eleştiriye açık olması ve katlanması gerekir. Bu nedenle karikatürlerin hakaret amacı taşımadığı, kişilik haklarını ihlal etmediği kanaatine vardığından davanın reddine karar verilmiştir.”
İşte bu karikatürlerle ilgili olarak 2006 yılında kesinleşen karar bu.
Ancak ilginçtir o tarihte de Erdoğan bu karara itiraz ediyor:
“İnsanları karikatürize edebilirsiniz. Ama kalkıp da siz bu ülkenin başbakanını veya herhangi bir şahsı, hayvanla karikatürize etmeye yönelirseniz buna hiçbir zaman özgürlük denmez.”
İşte Erdoğan’ın o tarihteki itirazı, tam 12 yıl sonra karşılık buluyor. Çünkü son 12 yıl içerisinde “hukukun üstünlüğü” bu ülkede tümüyle yerlerde sürünmeye başlıyor, Erdoğan’ın gücü de zirve yapıyor.
Yani bugün yargının verdiği kesinleşmiş bir karar tümüyle yok sayılıyor ve o karikatürleri 12 yıl sonra taşıyan ODTÜ öğrencileri önce gözaltına alınıyor, sonra da tutuklanıyor.
Ortada tutuklanmayı gerektirecek bir iddia yok. Gözaltına alınma nedenleri “cumhurbaşkanına hakaret”.
Haklarında yakalanma, evlerinin aranma kararı bile yok. İfade vermeye çağırılsalar kalkıp gidecek öğrencilerin evleri basılıyor. Gözaltına alınıyorlar.
İşlenen “suç” ortada. Suç işlenmesindeki “delil” olan pankart da ortada.
Buna karşın ODTÜ’lü öğrencilerin gözaltı süreleri dört güne çıkartılıyor.
Hatta pankartın baskısını yapan basımevi sahibi, pankartı arabasıyla taşıyan kişi bile gözaltına alınıyor.
Bir pankart üzerinden ODTÜ’de ve çevresinde tam bir “cadı avı” başlatılmış durumda.
İşte daha önce beraat etmiş karikatürler yüzünden 12 yıl sonra dört üniversiteli tutuklanıyor.
Tutuklanma gerekçeleri de komik.
Birincisi “kaçma şüphesinin bulunması”.
Neymiş, şüpheliler yakalanarak gözaltına alınmış.
Zaten yanlış olan bu. Haklarında yakalama kararı bile yok. İfadelerinin alınması için çıkartılmış bir davetiye de yok.
Gelelim ikinci tutuklama gerekçesine...
“Delillerin henüz toplanmamış olması...”
Pankartı basan belli, taşıyan belli. Pankart elde. Başka hangi delilleri toplayacak mahkeme?
İşte şimdi burada bir duralım.
Çünkü bu gerekçe çok açık biçimde Erdoğan’a hakarettir.
Ne delili toplayacak mahkeme...
Safariye çıkacaklar... Karikatürde yer alan hayvanlardan bir kurbağa, bir deve, bir maymun, bir ördek, bir yılan, bir fil, bir zürafa, bir inek yakalayacaklar.
Sonra da bu hayvanların yüzlerini Erdoğan’la karşılaştırarak bir benzerlik olup olmadığına bakacaklar...
Bir de “delil toplamak” adına yakalanan hayvanlarla Erdoğan’ı yüzleştirmeye kalkarlarsa görün siz kopacak kıyameti.
Böyle delil toplamaya Erdoğan bile itiraz edebilir.
Belki de hayvanlar itiraz eder “neden bizim eşgalimizi Erdoğan’la karşılaştırıyorsun” diye.
Burada hayvan hakları dernekleri de devreye girebilir.
Bu resmen mahkeme heyeti kararıyla Erdoğan’a yapılmış hakarettir.
“FETÖ”cü müsünüz, nesiniz siz?

Eğer öyleyseniz bu potansiyelinizi boşa harcamayın, belki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bakan bile olabilirsiniz.