19 Eylül 2016 Pazartesi

Tarık Akan'ı sonsuza uğurladık

Çizim:Coşkun Göle
Sinemamızın önemli ismi Tarık Akan'ı sonsuza uğurladık...

Akciğer kanseri nedeniyle 66 yaşında hayatını kaybeden Tarık Akan bugün saat İstanbul Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde dostları ve yakınları tarafından son yolculuğuna uğurlandı.

Muhsin Ertuğrul'daki törenin ardından Tarık Akan'ın cenaze namazı Teşvikiye Camii'nde kılındı. Akan'ın cenazesi Bakırköy'de Zuhuratbaba Mezarlığı'nda toprağa verildi.

TARIK AKAN'IN KIZI ÖZLEM ÜREGÜL BABASI TARIK AKAN'I ANLATTI

"Onca film belgesel şöhretin arasında bizimle hiç aksatmadan tüm sevgisiyle ilgilendi babam ne düşünüyorsa onu yaşardı.
Hayattaki duruşunu kişisel hayatına da yansıtırdı. Biz üç kardeşiz bizi hepimizi ayrı ayrı çok sevdi ve her zaman bizi eşit sevdi. Babamın en değer verdiği kardeşler arası eşitliktir. Bize eşitlik duygusunun ailede başlatığın öğretti. Türkiye biz büyük kocaman bir aileyiz ve hepimiz sevgide birleşiyoruz. Babamı her kesimden her yöreden insan sevdi. Babam Türkiye'nin her yöresini çok iyi bilirdi.

Çocukluğunu Erzurum, Kayseri olmak üzere Anadolu'nun bir çok şehrinde son filmi Kars olmak üzere Türkiye'nin bir çok şehrinde film ve belgeseller çekti. Hepinizin sözcüsü olmaktı amacı. Bunları yaparken de sevenlerinin sizin sevgisini her zaman arkasında hissetmek istedi.

Babam şimdi bu bayrağı bize devretti. Bu bayrak çoğalarak devam edecek. Babam benim güzel babam sevgiyle sonsuzluğa..."

ZÜLFÜ LİVANELİ: AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR, DİMDİK GİTTİ

Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlenen törende HABERTÜRK TV'ye konuşan Zülfü Livaneli, Tarık Akan için, "Tarık halkın gönlüne gömüldü. Kaç milyon kişi burada olmak istiyor ama bu salona sığmadı. Hakikaten yufka yürekli, kahramandı, yiğitti. Tarık Akan halkın kalbine gömülmüştür. 70'lerde tanıdım ben onu. Salon artisliğinden hakiki büyük sanatçılığına dönüşme dönemiydi. Maden filminde tanıdım onu. Kan, sürü, yol filminde, 4 filmde çalıştım. Tarık Bin Ziyad'a benzettim, gemileri yaktı, halk nehrine girdi. Ağaçlar ayakta ölür, dimdik gitti" dedi.

Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de salona geldi.

RUTKAY AZİZ TARIK AKAN'A VEDA EDİYOR

"Tarık sizleri çok seviyordu eminim sizlerde onu çok seviyordunuz ve sizlerden sadece ailesi olarak özellikle gelmenizi rica ettik. Sizler sadece Tarık'ı anmaya gelmediniz Türkiye'nin içinde bulunduğu bu alçak koşullarda geleceğin umuduna geldiniz.

Tarık, Türkiye'nin Tarık Akan'ı ama benim bizim devrimci, Bakırköylü canım, ciğerim canımın içi arkadaşım yani."


ŞAİR ATAOL BEHRAMOĞLU TARIK AKAN'A VEDA EDİYOR

"Eşsiz Cumhuriyet aydını arkadaşımızı sevgili Tarık Akan'ımızı böylesine karanlık bir zamanda son yolculuğuna uğurlarken yaşamlarımız pahasına da olsa onun okulunun öğrencileri olarak Cumhuriyetimizin ölümüne asla izin vermeyeceğimize bir kez daha ant içiyoruz."

(Kaynak:Birgün)

'Hunili Kral' Raflardaki Yerini Alıyor

Mustafa Fırat’ın yayın danışmanlığın yaptığı Mühür Kitaplığı tarafından basıma hazırlanan mizah öyküleri kitabı “Hunili Kral” raflardaki yerini alıyor.

İzmirli mizah yazarı Ahmet Zeki Yeşil’in “Hunili Kral” isimli kitabı, edebiyat/sanat ve mizah dergilerinde yayımlanan kara mizah öykülerinden oluşuyor. Kapak karikatürü ise, karikatürcü ve grafik tasarım sanatçısı Aziz Yavuzdoğan’a ait. Bir solukta okuyacağınız kitapta yer alan öyküler sadece güldürmüyor; aynı zamanda düşündürüyor, sorgulatıyor.

Yeşil, yaptığı açıklamada “Mizah, ciddi bir iştir. Ve komik olan her şey mizah değildir. Mizah susarsa, bir halkın eli kolu bağlanır. Hunili Kral’ı okurken, argosuz ve küfürsüz mizahın iyileştirici gücünü hissedeceksiniz” şeklinde konuştu.

Halen mizah öyküleri/yazıları ve şiirleri dergilerde yayınlanan Ahmet Zeki Yeşil’in biri şiir olmak üzere dört kitabı bulunuyor.

7 Eylül 2016 Çarşamba

Cadı Avı Devam Ediyor



                                       BASINA ve KOMUOYUNA   HOMUR dan AÇIKLAMA

Değerli dostumuz, Danışma Kurulu Üyemiz ve İnsan Hakları savunucusu, barış mücadelesinin amansız savunucusu Kocaeli Üniversitesi Öğretim üyelerinden Prof Dr Ümit BİÇER’i üniversitelerden ayrılmak zorunda bırakılan 6.09.2016 tarihi ile 2346  öğretim üyesi ile beraber işten çıkarılmıştır. İşten atılan tüm arkadaşlarımız ve dostlarımızın dayanışma duygularıyla yanında olduğumuz ile, FETO darbe girişiminden sonra uygulanan OHAL ve KHK ile işten uzaklaştırılan tüm emekçilerin işlerine dönmeleri için yapılan mücadeleye HOMUR Mizah ve Karikatür Grubu olarak destek olacağımızı basına ve kamuoyuna ilan ederiz.
HOMUR
Mizah ve Karikatür Grubu



          Homur 17 yıl etkinliğinde Ümit Biçer

30 Ağustos 2016 Salı

Ruhi Su'dan Kurtuluş Savaşı Destanı


Kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
Okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe’den
Dünyanın en yıldızlı karanlığını.
Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
Şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
Güzel ve rahat günlere inanıyordu
Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
Birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: ‘üç’ dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu.
Bıraksalar İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

                                     Nazım Hikmet

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Vedat Türkali'yi Kaybettik


Senaryo yazarı, yönetmen, edebiyatçı, dava adamı Vedat Türkali'yi yitirdik...

VEDAT TÜRKALİ KİMDİR ?

Asıl adı AIbdülkadir Pirhasan olan Vedat Türkali 13 Mayıs 1919’da Samsun’da doğan Türkali, liseyi Samsun Lisesi’nde okuduktan sonra 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu.

Maltepe Askeri Lisesi ve Kuleli Askeri Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1951’de tutuklandı. 9 yıl ceza aldı. 7 yıl sonunda koşullu olarak serbest kaldı.

Rıfat Ilgaz ile Gar Yayınları’nı kurdu. 1960’ta Dolandırıcılar Şahı ile senaristliğe başladı. 1965’te Karanlıkta Uyananlar filmiyle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’nü kazandı.

Bir Gün Tek Başına, Mavi Karanlık, Tek Kişilik Ölüm, Güven, Yeşilçam Dedikleri Türkiye, Kayıp Romanlar, Yalancı Tanıklar Kahvesi, Bitti Bitti Bitmedi gibi romanlara imza attı.

1974’te Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nda birincilik ödülünü, 1976’da Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. 2016’da Beyaz Martı Edebiyat Onur Ödülü’ne layık görüldü.

Başlıca eserleri
ROMANLARI:

Bir Gün Tek Başına (1975-1980)

Mavi Karanlık (1983-1985)

Yeşilçam Dedikleri Türkiye (1986)

Güven (2 cilt )

Tek Kişilik Ölüm

SENARYOLARI:

Dolandırıcılar Şahı (1960)

Üç Tekerlekli Bisiklet (1965-1984)

Otobüs Yolcuları (1965-1984)

Şehirdeki Yabancı (1965)

Karanlıkta Uyananlar (1965)

Bedrana (1974)

Güneşli Bataklık (1977)

Kara Çarşaflı Gelin (1977)

Kızgın Delikanlı ve Erkek Ali

ŞİİRLERİ:

Eski Şiirler Yeni Türküler (1979)

OYUNLARI:

141. Basamak (1971)

Bu Ölü Kalkacak (1976)

Dallar Yeşil Olmalı (1985)

ANILARI:

Savunmalar (1989)
Komünist

ÖDÜLLERİ:

1965 Altın Portakal Film Şenliği en iyi senaryo ödülü Karanlıkta Uyananlar ile

1971 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü, Dallar Yeşil Olmalı ile

1974 Milliyet Yayınları Roman Yarışması birinciliği, Bir Gün Tek Başına ile

1974 Çekoslovakya Karlovy Vary Şenliği Ödülü, Bedrana ile

1976 Orhan Kemal Roman Armağanı, Bir Gün Tek Başına ile

1977 Altın Portakal Film Şenliği en iyi senaryo ödülü, Kara Çarşaflı Gelin ile



27 Ağustos 2016 Cumartesi

Hüzünlü Bir Aktör: Sami Hazinses


Yeşilçam döneminin hakkında pek bilgi sahibi olmadığımız karakter oyuncuları vardır, onları izler ve severiz ama o kadar. Star isimler kadar haklarında bilgi sahibi olmaya çalışmayız.
Bunlardan biri de Sami Hazinses. yani gerçek adıyla Samuel Agop Uluçyan. Ancak öldüğünde Diyarbakır doğumlu bir Ermeni olduğunu öğrendi herkes. Zaten o da böyle olsun istemişti; haklıydı da aslında pek çoğunun  Ermeni kelimesini söylerken başına bir "affedersin" eklediği bir ortamda sempatisini kaybedeceği endişesi içindeydi hep. Müzisyendi aynı zamanda, besteleri, şarkı sözleri vardır. Atadeniz Film tarafından hazırlanan Sami Hazinses Belgeseli'ni izlemek gerek. 






Kendi sesinden kendi bestesi 

Yeter Ağlatma Beni

26 Ağustos 2016 Cuma

3.Köprü Cinayeti

3.Boğaz Köprüsü açıldı, konuyla ilgili  TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi bir basın açıklaması yaptı...
İşte 3.Köprünün bir cinayet olduğunu gerçeğinin çok önemli bir yetkili tarafından yıllar öncesinden saptandığını anımsatan o açıklama:


BASIN AÇIKLAMASI

“Üçüncü köprü bir cinayettir!” (R. T. Erdoğan, İBB Başkanı, 2 Mayıs 1995)

R. Tayyip Erdoğan 1995 yılında İBB başkanı iken dönemin başbakanı Tansu Çiller 3. köprü konusunu gündeme getirdiğinde, “üçüncü köprü bir cinayettir” ifadesi ile bu tasarıya karşı çıkmışken bugün gerçekleşen bu “cinayet”in kutlamasını yapmaktadır.
İBB başkanı olarak Tayyip Erdoğan, 2 Mayıs 1995 tarihinde “üçüncü köprü cinayettir” görüşünü şöyle açıklıyordu: “Üçüncü köprü, toplu taşıma aleyhine gelişen bu kısır ve ters döngüyü daha da körükleyecek, özel taşımacılığı teşvik edecek ve İstanbul ulaşımının içine düştüğü çıkmazdan kurtarılmasına hiçbir katkı sağlamayacaktır. Halbuki, üçüncü köprü için sarf edilecek parayı, İstanbul’un raylı sistemine yatırırsak özel otomobillere yeni sürat yolları yapmak yerine duraklarda bekleyen perişan yolculara hizmet götürmüş oluruz.”
Cumhuriyet tarihi boyunca İstanbul’un yapılan tüm planlamalarında kentin kuzeyinin mutlak korunması gereken alan olarak ayrılması öngörülmüştür. “Kentin akciğeri” olarak nitelendirilen ormanlar, kentin içme suyu rezerv alanı olan su kaynakları ve doğal yaşam alanı, özgün eko sistemiyle doğu-batı aksı boyunca Sakarya ile Kırklareli arasında uzanmaktadır.
Bugün açılışı yapılan 3. köprü ve sürmekte olan bağlantı yolları inşaatı, kentin yaşam kaynaklarına büyük darbe vurmuştur.
Boğaziçi ve FSM köprülerinin İstanbul’un yaşam kaynaklarında yarattığı hasarlar çok net olarak ortaya konulduğu için ikinci köprünün hizmete girmesinden sonra göreve gelen İBB başkanları, Nurettin Sözen, Tayyip Erdoğan ve Müfit Gürtuna, kendi dönemlerinde köprüye açıkça karşı çıkmış, bu dönemlerde yapılan çevre düzeni planlarının bilimsel raporlarında da yeni köprüler çok net şekilde reddedilmiştir.
İBB başkanı olarak Kadir Topbaş göreve geldiğinde “1 m2 dahi yeşil alanın yok olmasına izin vermeyeceğim” diyerek ve 3. köprüyü reddeden 1/100.000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planını 17 Temmuz 2009’da onaylayarak benzer tutumunu net biçimde ortaya koymuştu.
Bu planın bilimsel raporları da köprülü geçişleri kesin bir ifadeyle reddetmektedir. İBB tarafından 1997 yılında İTÜ’ye hazırlatılan ulaşım master planı, 1999 Marmara depremi sonrasında hazırlanan JİCA raporu ve İTÜ, ODTÜ, YTÜ ve Boğaziçi Üniversiteleri tarafından hazırlanan İstanbul Deprem Master Planı, 3. karayolu köprüsünün çözüm olmadığı ve toplu ulaşım sistemlerinin tercih edilmesi, bu çerçevede raylı sistem ve deniz taşımacılığının yaygınlaştırılması gerektiği yönünde önerilerde bulunmuşlardır.
Canol Kocagöz

Ulaşım İstanbul’un en önemli sorunlarından birisidir. Sorunun olduğu yer İstanbul kentidir. Bir kentin bugünkü sorunlarını çözmek, geleceğe yönelik varsayımlarda bulunmak ve bu varsayımlara göre olası gelişmeleri öngörerek bugünden çözümler aramak işi bir planlama işidir. Planlama işi bir bilimdir. İstanbul kentinin bir planı vardır. 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı İBB Meclisince onaylanmış ve 17.07.2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu plan hazırlanırken İBB Başkanı Kadir Topbaş 600’e yakın uzmanın desteği ile hazırlanmakta olan plan çalışmasından sürekli övgü ile bahsetmiş ve bittiğinde bu çalışmayı kamuoyu ile paylaşmıştır. Bu plan ve plan notları herhangi bir üçüncü köprü öngörmediği gibi üçüncü köprü gibi karayolu ulaşım alternatiflerini reddeden bir yaklaşım sunmuştu.
Söz konusu plan notlarına göre,
“Ana Strateji 7. ulaşım kararlarını plan kararları ile uyumlu olarak geliştirmek öncelikle araçların değil insanların ekonomik ve hızlı ulaşımının sağlanması; İstanbul genelinde demiryolu ve denizyolu ağırlıklı, yüksek kapasiteli, kaliteli ulaşım türlerinin entegre edildiği toplu taşıma ağırlıklı bir ulaşım sisteminin kurulması; kuzeye gelişimi tetikleyecek, kentin doğal-tarihi yapısını bozacak ve uzun dönemde ilave ulaşım sorunları oluşturacak ulaşım ve yerleşim kararlarından kaçınılması” ile, “Strateji Alternatif 2: Ulaşım sisteminin mevcut yapıda gelişmesinin devam etmesi ve Ana Yerleşim Kütlesi’nin kuzeye doğru büyümesi halinde, çevresel sürdürülebilirlik tehlikeye girecek ve organizmanın büyük zarar görmesine yol açılacaktır”
yaklaşımının yanı sıra, yine aynı raporda,
“Karayolu Ulaşım Sistemi İstanbul’un doğusuyla batısı arasında sürekliliği karayoluyla sağlanmış bir Boğaz geçişinin, İstanbul’un kentsel gelişimi açısından olumsuz sonuçları Fatih Sultan Mehmet Köprüsü geçişi sonrasında ortaya çıkan kentsel gelişme deseni ile deneyimlenmiştir. TEM Otoyolu boyunca kentin doğusu ile batısı arasında uzanan, yağ lekesi şeklinde büyüyerek doğal yapıyı tahrip eden, niteliksiz bir yapı stoku ve Sultanbeyli ve Sarıgazi gibi yerleşmeleri oluşturan süreçlerin tekrarlanmasına neden olacak gelişmelerin önüne geçilmesi hazırlanan plânda esas alınmıştır. Çünkü İstanbul’un doğal eşikleri benzer bir süreci yaşayamayacak derecede hasar gördüğünden, su toplama havza alanlarının ve ormanların daha fazla yok olmasına neden olacak gelişmelerden kaçınılması gerekmektedir” şeklindeki yaklaşım ile üçüncü köprü reddedilmekte, ulaşımın köprü dışında toplu ulaşım araçları ile çözülmesi gerektiği vurgulanmakta ve yine aynı plan, çözüm önerileri getirmektedir.
Murat Özmenek

İBB başkanı olduğu dönemde “üçüncü köprü bir cinayettir” diyen, bugün ise cumhurbaşkanı olarak yeni köprünün açılışını yapan Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve İBB Başkanı Kadir Topbaş, işbaşına geldikleri ilk günden itibaren, artık egemen oldukları rant uğruna dünya mirası İstanbul’a karşı işlenen cinayetin birinci derece sanıkları olarak tarihe geçeceklerdir.
TMMOB Mimarlar Odası
İstanbul Büyükkent Şubesi

23 Ağustos 2016 Salı

Erken yapılmış çizimler

2012 Sezonunda İstanbul Şehir Tiyatrolarında sahnelenen OTOBÜS oyununda (Yönetmen Arif Akkaya) oyun boyunca yer alan ve Türkiye'nin 1940'lardan günümüze uzanan siyasi olaylarını anlatan hareketli karikatürler vardı; bunlar HOMUR ekibi tarafından hazırlanmıştı.
O karikatürlere bir kez daha bakınca ilginç durumlarla karşılaştık o günlerden sanki bu günleri görmüş gibiydik.
Yani "biz bile" fark etmişiz olanları...
İşte Canol Kocagöz tarafından üç karikatür.
Orduya sızan FETÖcü askerler, Hava Kuvvetlerinden kovulan imam askerler, Çalınan ÖSS soruları...
Günümüze cuk oturan çizimler ta o zaman çizilmiş.






16 Ağustos 2016 Salı

17 Ağustos 1999 UNUTMADIK


Necati Abacı

Karikatüriste Gözaltı


Özgür Gündem gazetesi OHAL şartları gereği kapatıldı ve bazı çalışanları gözaltına alındı; bunlardan biri de "Qırıx" karakterinin çizeri Doğan Güzel'di.
Güzel'in gözaltına alınış fotoğrafını veriyoruz yorum da yapmıyoruz.

22 Temmuz 2016 Cuma

Kemal Türkler'i Anıyoruz

KEMAL TÜRKLER

Çizim:Atilla Atala

1926- 1980 KATLEDİLİŞİNİN 36.YILINDA SEVGİ SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ

Cenene Türk / Pokemon Go


Cenene Türk / Pokemon Go
Cenene TÜRK’te BÜYÜK AŞAMA.
2013'teki Gezi olaylarını ekrana taşımayan Cenene Türk, Penguen belgeselleriyle insanları canından bezdirmiş, büyük tepkiler almıştı.. Ancak üç sene de ne olduysa aklı başına gelen kanal, bu kez Darbe girişimini an be an canlı yayınlarla gerçekleştirerek, bir “tarafsız ve güvenilir” gazetecilik ve yayıncılık örneği verdi ve kendini affettirdi… yaptığı canlı telefon bağlantılarıyla bir çok Pikacu’yu bile yakalayan kanal, Penguen sendromunu da üç sene sonra yenmiş oldu…
Bu da bizim gazetecilik başarımız: “İlk bilen siz olun”:
Güvenilir kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre; bundan sonra yaşanacak (olası) bombalama, darbe girişimi, linç, boğaz kesme ve bunlar gibi olağanüstü ve insanlık dışı durumlar karşısında kanalın yayın politikasının, Penguen ve Pokemon haberciliğini de aşarak Voltron’ı oluşturacak düzeyde olacağı iddia edildi…
VAHİT AKÇA

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Darbelere Hayır


Leman'a Engelleme



Yıllardır Fethullah Gülen Cemaati’ni eleştirmesiyle bilinen haftalık mizah dergisi Leman, darbe girişiminin ardından hazırladığı ‘Darbe Özel Sayısı’ nedeniyle linç kampanyasının hedefi haline getirildi. Dergi binası basılırken, sayının toplatılması kararı alındı.

Leman ‘Darbe Özel Sayısı’nın kapağını dün gece Twitter’da paylaşmasının ardından önce sosyal medyada tehdit edilmeye başladı. Ardından sabah erken saatlerde derginin binasına saldırı düzenlendi. Şans eseri kimsenin olmadığı binanın önünde biriken grubu polis dağıttı. Ancak derginin son sayısına toplatma kararı alındı.

Leman Yazıişleri Müdürü Zafer Aknar, Diken’e yaşananları şöyle anlattı: “Biz derginin dağıtımını İstanbul bölgesinde yapmıştık. Kapağımızı dün sosyal medyaya koymuştuk. Malum medya, yancılarının kışkırtmalarıyla bir anda linç kampanyası başlatıldı. Bu kampanya yayıldı, konumumuzu paylaştılar. Sabaha karşı birtakım çevreler dergiye saldırı düzenliyor. Dergide o saatlerde kimse yoktu. Biz o saatlerde öncesinde derginin çıkması için yoğun çalıştığımızdan evlere dağılmıştık. Ardından polis matbaaya gidiyor. 4’üncü Sulh Mahkemesi toplatma kararı almış. Dağıtımı durduruyorlar.”


Leman, AKP’nin Fethullah Gülen’le ilişkileri bozulmadan çok daha önce Gülen Cemaati’ni eleştiren sayısız kapak yapmıştı.
Dün geceden bu yana sosyal medya üzerinden yoğun tehditler aldıklarını belirten Aknar, “Korkunç şeyler yazıyorlar. ‘Charlie Hebdo’dan ders almadınız’ galiba diyorlar. Binlerce mesaj geldi. Anlamıyorum biz mi bu hale getirdik? Bu konuda bizim suçumuz ne? Biz bu konuda defalarca kapak yaptık, eski sayılarımıza baksınlar. Uyarılarda bulunduk, dinlemediler. Şimdi mi akıllarına geldi?” diye sorguladı.

Eski sayıları da toplamaya başlamışlar

Öte yandan Leman’ın toplatma kararı alınan son sayısının yanında eski sayılarının da polis tarafından kitabevlerinden toplatılmaya başlandığına dair bilgiler var.

Beşiktaş’ta bir kitabevi çalışanı, “Sivil bir polis geldi, ‘Leman var mı’ diye sordu. Ben başta müşteri zannettim. Olmadığını sorunca ‘Eski sayılar da mı yok’ dedi. Herhangi bir karar göstermedi. Eski sayılar olsaydı onları alıp gidecekti” dedi.

Aknar, kendilerine de bu yönde başka kitabevlerinden haberler geldiğini belirterek, “Leman’ı tek tek topluyorlar. Kitabevlerine giden polis nereden bilsin, elinde karar var, tüm eski dergileri de topluyor” dedi.

“Gelen tehditler karşısında güvenliğinizi sağlamak için önlem almayı düşünüyor musunuz” sorusuna da Aknar, “Polis dergileri toplatmayı biliyor. Güvenlik önlemi almayı da bilsin o zaman, binamızı da korusun” yanıtını verdi.

KAYNAK: DİKEN.COM.TR -NUR BANU KOCAASLAN


15 Temmuz 2016 Cuma

Çanakkale Olay Gazetesi'nde HOMUR söyleşisi





Mizahçılar çağımızın Nasrettin Hoca ve Don Kişot’larıdır…


Eğitim-Sen Çanakkale Şubesi tarafından 15-16 Haziran İşçi Direnişi’nin yıl dönümü nedeni ile düzenlenen “Güzel Günler-2” etkinliği için Çanakkale’ye gelen Homur Dergisi karikatüristlerinden Canol Kocagöz, Gazetemiz Çanakkale OLAY’a konuştu. Geçtiğimiz ay içinde gerçekleşen etkinlikte sorularımızı yanıtlayan Kocagöz, Homur Dergisi, Türkiye ve dünya mizahı üzerine değerlendirmelerde bulundu.


15-16 Haziran İşçi Direnişinin yıldönümü nedeni ile geçtiğimiz ay içinde düzenlenen “Güzel Günler-2” etkinliklerine katılmak üzere Eğitim-Sen’in davetlisi olarak Çanakkale’ye gelen Homur Dergisi karikatüristlerinden Canol Kocagöz ile Homur Dergisi ve Türkiye ile dünya mizahı üzerine konuştuk. Kocagöz, ayrıca bu yıl 17’inci yılını kutlayan Homur Dergisi ekibinin, “Güzel Günler-2” etkinliği kapsamında Çanakkale’de gerçekleştirdiği karikatür çalıştayının raporlarının sunulacağı Kazdağı özel sayısı için Çanakkalelilerin desteklerini beklediklerini belirtti. 
Olay: Sizi tanıyabilir miyiz?

Canol Kocagöz: 1949 yılı doğumluyum. Ekonomi tahsili gördüm.1970 yılından bu yana çeşitli günlük gazetelerde, politika ve sanat dergilerinde çizgilerim yer aldı. Sendikal basın başta olmak üzere çeşitli basın-yayın organları ile Yeni Ortam, Politika ve Evrensel Günlük gazetelerinde çizdim. Tomurcuk Çocuk Dergisi ile Homur Mizah Dergisi Editörlüğünde bulundum. Ayrıca Animasyon çalışmaları, dergi ve kitap kapakları çalışmalarında bulundum. Türkiye karikatürcülerinin tek meslek örgütü olan Karikatürcüler Derneği’nin 1976 yılında Genel Sekreterliği, 1996 yılında da Genel Başkanlığı görevini üstlendim. Uzun yıllar da derneğin denetleme kurulu üyeliğinde yer aldım. Türkiye’de kültür ve sanat hayatının özerkleşmesi çalışmalarında bulunarak Özerk Sanat Konseyi’nde karikatürcüleri temsil ettim. Türkiye’nin Sinema - Plastik Sanatlar - Müzik - Sahne Sanatları - Yazın ve Tasarım alanlarının seçkin ve önemli 82 sanat kuruluşunun birliğinden oluşan Özerk Sanat Konseyi’nin sözcülüğü ile genel sekreterliğinde bulundum. Homur’dan bir grup çizer arkadaşımla beraber karikatürü ilk defa tiyatro sahnesinde canlandırarak dekor olarak kullanılmasını sağladık. Şili’de faşist darbeden kaçanlar için Meksika Karikatürcüler Derneği’nin düzenlediği sergiye katıldım ve geliri mültecilere verilmek üzere düzenlenen kitapta yer aldım. Türkiye’de sinema emekçilerinin yapmış oldukları grevi çizgileriyle destekleyerek grev çadırında ilk karikatür sergisini bir grup arkadaşımla beraber gerçekleştirdim. İngiltere’de geliri Afrikalı aç çocuklara verilmesi için açılan sergi ve albüme katıldım. 1999 Kocaeli – Gölcük Depremi sırasında bir grup arkadaşımla beraber oluşturduğumuz sergiyi İstanbul Tabip Odası tarafından geliri depremde hayatını kaybeden sağlık emekçilerinin yakınlarına verilmek üzere bir kartpostal albüm yaparak deprem mağdurlarının acılarına merhem olmaya çalıştık. Çekoslovakya’da bir afişim Dünya Sendikalar Federasyonu’nun (D S F) düzenlediği afiş yarışmasında sergilendi ve takvimine alındı. Yunanistanlı ve Türkiyeli karikatürcülerin AB başkenti Strasbourg’da düzenledikleri ‘KOMŞULAR’ konulu serginin Türkiye küratörlüğünü üstlendim. Birçok ulusal ve uluslararası yarışmanın jürisinde yer aldım. Almanya, İngiltere, Türkiye’de kişiler sergiler açtım. 

Ayrıca eserlerim Türkiye başta olmak üzere Almanya, Belçika, Bulgaristan, Fransa, İtalya, İspanya, KKTC, Meksika, Portekiz, İngiltere, İsviçre, Hollanda, Yunanistan, Yugoslavya, Avusturya, Küba, Çekoslovakya, Güney Kore, Japonya vb ülkelerde sergilendi. “ Başka bir dünya için STOP, PANİK-ATAK, Bir Kara KO-MEDYA” adlı üç karikatür albümüm var. Ayrıca bazıları İngilizce dilinde de basılan çocuklara yönelik 17 kitabım bulunuyor. Son kitabım olan  “Bir Kara KO-MEDYA” 2012 yılında KESK’e bağlı Kültür Sanat Sendikası tarafından yayınlandı. (Bir emekçi sendikasının karikatür albümü yayınlaması mizah tarihimiz açısından bir ilk olduğu için ben buna ayrı bir önem veriyorum. 1999 yılında bir grup arkadaşımla beraber Homur  Mizah ve Karikatür Grubu’nu kurdum. Halen grubun adını taşıyan her sayısı ayrı bir sendikadan veya demokratik kitle örgütünden çıkan Homur Mizah Gazetemizin editörlüğüne devam etmekteyim.
Olay: Homur dergisini çıkartma fikri nasıl oluştu? Dergiyi anlatabilir misiniz?
Canol Kocagöz: 1999 yılında basın emekçilerinin yoğun bir şekilde işten atılmaları gündemdeydi. Bu atılmalardan çizerlerde yoğun bir şekilde etkilenmişti. Çizerlerin sınıf için emekten yana mücadele etme gücü ve azmi bize bu dergiyi çıkarma fikri verdi. Ayrıca dergimizin ve bizim de rehberlerimiz olan şimdi hayatta olmayan her zaman saygı ile andığımız mizah için hayatlarını feda eden yazar ve çizer ustalarımız Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ile Mustafa ( Mim ) Uykusuz’ un “Halk İçin Siyasi Mizah” gazetesi anlayışı ile çıkardıkları efsane mizah dergimiz Markopaşa  anlayışının devamı olma kararı Homur’ un ana rotası oldu diyebilirim. Geleneğimizin mizahı üzerine kurduğumuz dergi aynı zamanda geleceğe dönük olmalıydı ve yalnız Türkiye’nin değil dünyanın sorunlarını işleyen bir dergi olmalıydı. Emekten ve işçilerden yana, emekçi halkın yanında olan, çevre sorunlarını işleyen, suyun ticarileşmesine hayır diyen, nükleer santrallara ve HES’lere karşı duran, halkımızın sağlık sorunlarını sağlık emekçileri ile beraber düşünen ve çözüm arayan, madenlerin ve her türlü varlıkların bir avuç sermayedara peşkeş çekilmesini istemeyen, çevre sorunlarını işleyen, TMMOB ile kentsel değişim sürecini işleyen, çalışma hayatında işçilerimizin ve emekçi halkımızın karşılaştığı sorunlarla uğraşan, göç ve göçmenlik sorunu ile barış sorununu ana gündemi yapan, kadınlarımız ve çocuklarımızın derdini dert edinen, hasılı savaşsız ve sömürüsüz bir dünya istemek yolunda mizah yapmak isteyen bir dergi çıkarmak için yola çıktık. Bunu da tek başımıza değil fünyada ve Türkiye’de bu yolda çalışmaya hazır yazar - çizer ve bilim - sanat insanı dostlarımızla yapmaya karar verdik. Ve rotamızı ona göre çizdik. Bu söylediklerime Homur ‘un 17 yılık serüvenin kısa hikayesi diyebiliriz.
  
Olay: Homur`un diğer mizah dergilerinden farkı nedir?
Canol Kocagöz: Homur okuyucuya her şeyden önce kendini şekil, biçim, renk ve sunum olarak farklı olduğunu hissettiriyor. Ama Homur’u diğer mizah dergilerinden kökten ayıran başlıca farkı “İşçi ve emekçi halkımızdan yana mizahi tavrı” dersek hatalı davranmayız… Homur ne günlük gazeteler kadar büyük, ne mizah dergileri kadar küçük,kırık bir boyda. Hakim olan rengi ise fıstık-i yeşil. Gerek rengi, gerek boyutu ve tabii ki esas olarak içeriğiyle, bugüne kadar yayınlanmış ve yayınlanmakta olan mizah dergilerine benzemiyor. Mizah gazetesi Homur, güncel konulara değinen, mücadeleyi esas alan ve muhalif gittikçe artırarak duyurmaya çalışan, bu işleri halkla ve onun örgütlü gücü olan başta sendikalar, meslek odaları, platformlarla birlikte yapan bir dergidir diyebilirim. Homur felsefesinden aldığı güçle kapitalizmin karmaşık, akıl almaz saldırı teorilerine karşı işçi ve emekçilerin mücadelesine hiciv ve mizahı katarak destek ve yardımcı olmaya çalışan bir dergi. Vahşileşen kapitalizmin kirli oyunlarını mizahla teşhir ederken çalışmalarını da mizahın diliyle yaptı. Her zaman bilim ve sanat dünyasıyla beraber olayların üstüne üstüne yürüdü. Sol muhalefetin yalnız Türkiye`de değil, tüm dünyada kabuk değiştirdiği, işçi ve emekçilerin örgütlenmesinin zaafa uğradığı dönemde, Homur`un işçi ve emekçi kitlelerden gelen taleple her geçen gün daha iyiye, daha güzele yönelerek kitlelerin sevgisini kazanması, her sayısında diğer sayısından daha iyi olmaya çalışması, hem Homur`un başarısının, hem de dibe vuran emekçilerin mücadelelerinin yükselişe geçtiğinin göstergesidir diyebilirim. Bu da bize güç ve onur veriyor.Bizim, Homur olarak, yükselen emekçi mücadelesinde karınca kararınca katkımız olduğu düşüncesi de yazar ve çizerlerimizi onurlandırıyor, güçlendiriyor. Şu anda dünyada, işçi ve emekçilerle beraber, bu biçim ve içerikte bir derginin çıkıp çıkmadığını bilmiyorum. Ama Türkiye`de çıkmadığını biliyorum. Ayrıca Homur’u tüm dünyadaki diğer mizah dergilerinden ayıran en önemli özelliklerinden biri de hayatın içinde örgütlü işçi ve emekçi topluluklarla beraber çıkması. Homur’ un yayınlandığı 17’inci yıl içinde çıktığı kuruluşlara bakarsak gücü ve etkili olduğu çevresini görebiliriz. Sırasıyla çıktığı kuruluşlar aşağıdaki gibidir. Adli Tıp Uzmanları Derneği, Akşehir Nasrettin Hoca ve Turizm Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, DİSK Birleşik Metal- İş Sendikası Genel Merkezi, DİSK Genel Merkezi, DİSK MADEN SEN Genel Merkezi, Günlük Evrensel Gazetesi, Hava- İş Sendikası Genel Merkezi, İstanbul Tabip Odası,    KESK Eğitim Sen Genel Merkezi, KESK Kültür Sanat Sen Genel Merkezi, KESK Tüm Bel Sen Genel Merkezi, Küresel Barış Adalet Koalisyonu, Mavi Ada Sanatevi-İstanbul Gerçeği, NESİN VAKFI, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Genel Merkezi,  TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Merkezi, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türk Tabipler Birliği, 78’liler Tükenmez Vakfı Girişimi. Birde Homur’la beraber çalışan, Homur’a güç ve destek olan başlıca kuruluşları da burada saymamızda yarar olacağına inanıyorum. Çekmeköy Gönüllüleri Derneği, D’ART Sanat Galerisi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC), Kadıköy Belediyesi, Bursa Nilüfer Belediyesi, Redfotoğraf Grubu, Yapı Sanatevi, Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği, TMMOB Mimarlar Odası Genel Merkezi, SİNOP Nükleer Karşıtı Platform (SNKP), KESK Eğitim Sen Çanakkale Şubesi.
Olay: Bir mizahçı olarak Türkiye siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Canol Kocagöz: Bir mizahçı ve Homur çizeri olarak burjuva diktatörlüğünün hakim olduğu Türkiye dahil tüm ülkelerde emekçi sınıflara ve halklara karşı acımasız her türlü hak ihlalleri sürmektedir. Emekçilerin ve halkımızın insanlık hakkı dahil en ufak örgütlenme hakları bile çeşitli şekillerde ellerinden alınmaktadır. Bu da erki ele geçiren sermaye sınıfının alabildiği kadar özgürleşmesine, emekçi sınıflar üzerinde tahakküm kurmasına sebep olmaktadır. İşçiler ve emekçiler hiçbir haklarını isteyememekte ve alamamaktadır. Ayrıca kurdukları ve donattıkları kolluk güçleriyle de en ufak hak taleplerini dahi bastırıp yok etmektedirler. Hepimizin çok iyi bildiği bu siyasi durumun çözümünün ve sermayenin saldırılarının önlemenin tek yolu sermayenin tavrından rahatsız olan tüm politik güçlerin demokratik ve eylem birliğinin toplumun her hücresinde aktif mücadelesinden geçiyor.    
Olay: Özellikle Türkiye`deki mizahçılara yönelik yapılan baskılar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Canol Kocagöz: Özellikle Türkiye’de mizah ve mizahçılara yönelik bir baskıyı konuşmaktansa; hepimizin bildiği Türkiye’de genel olarak halkımız, özel olarak basın ve medya üzerine baskıları konuşmakta yarar olduğuna inanıyorum. İç savaşın hakim olduğu bir ülkede özgürlüklerden bahsedilemeyeceği hepimizin bildiği şeydir. Türkiye’nin yarısında zaten bırakın mizahçıları hiçbir özgürlükten söz edemeyiz. Diğer yarısından da kısmi özgürlük diyebileceğimiz sermayenin özgürlüğü vardır. Baskılardan kurtulma konusunda bundan önceki sorunuz üzerine konuştuğumuz konular ve çözümleri sorunuz için geçerlidir.
Burhan Balcı: Günümüzdeki Türkiye ve dünya mizahını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Canol Kocagöz: Günümüzde her şeyin değişime uğradığı dünyada mizahın da uğramadığını düşünürsek hata yapmış oluruz. Dünyada ülke, ulus, coğrafi durum ile gelişmişlik durumu, ülkelerin teknik ve sosyal gelişmeleri ile her türlü yaşam biçimleri mizahlarını da etkilemektedir. Her ülkenin mizahı, gelişimlerine göre sosyal içerik kazanmakla birlikte ülkelerin gelenekleri de mizahı da barınmaktadır. Dünyada ve Türkiye’de çalışan insanın sorunları ön plana çıkmakta, insanlar söyleyeceği sözü mizah yoluyla söyleme yolunu seçmekte ve bu da mizaha kitlelerle beraber olmak gibi ayrı bir güç vermektedir. Mizahı artık hayatımızın bir parçası olarak düşünürsek yanlış yapmış olmayız. Günlük hayatımızda mizahsız geçen bir anımızın bile olmadığını hemen fark edebiliriz. Ayrıca Charlie Hebdo başta olmak üzere dünyada ve Türkiye’de mizah ile karikatüre yapılan fiziki, hukuki ve sosyal saldırıları da göz önüne alırsak mizahın hangi şartlarda yeşerdiğini ve yaşadığını görebiliriz. Kaba kuvvete, savaşa, ırkçılığa ve kar hırsına tutulmuşların her türlü zulümlerine, yoksulluğa ve yolsuzluğa karşı olan dünyadakki mizahçılara kısaca çağımızın Nasrettin Hocaları veya Don Kişot’ları diyebiliriz.
Olay: Çanakkalelilere mesajınız nedir?
Canol Kocagöz: Çağımızın Nasrettin Hocası ile Don Kişot’un yolunda giden Homur’u, “homur.blogspot.com” dan izleyerek önümüzdeki günlerde başta altın madeni olmak üzere çevreyi tahrip eden para babalarına karşı siz Çanakkaleli dostlarımızla beraber gerçekleştireceğimiz Homur’un Kazdağı özel sayısına katkı vermenizi istiyoruz. Haberleşme adresimiz homurmizah@yahoo.comdur. Teşekkür ederiz. 

Söyleşi - Burhan Mert Balcı

5 Temmuz 2016 Salı

Saygıyla Anıyoruz

İki büyük ustamızı Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin'i ölüm yıl dönemlerinde saygı ve özlemle anıyoruz

1 Temmuz 2016 Cuma

SİVAS'I UNUTMADIK

 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'da Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında yakılan Madımak Oteli'nde aralarında aydınların, ozanların sanatçılarında bulunduğu 35 kişi katledilmişti. Bugünün İŞİD kafasının öncülü olan yobazların yarattığı karanlık ne yazık ki hala devam ediyor. Bir gün bu yaratıklar aydınlıkta yok olana kadar haykırmaya devam edeceğiz.



Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden sanatçı ve aydınlar;

Asım Bezirci – 67 yaşında (Araştırmacı, yazar)
Nesimi Çimen – 67 yaşında (Şair, Sanatçı)
Metin Altıok - 52 yaşında (Şair, Yazar)
Asaf Koçak – 35 yaşında (Karikatürist)
Behçet Sefa Aysan – 44 yaşında (Şair)
Edibe Sulari - 40 yaşında (Sanatçı)
Erdal Ayrancı – 35 yaşında (Şair)
Hasret Gültekin – 23 yaşında (Şair, Saz sanatçısı)
Mehmet Atay – 25 yaşında (Gazeteci)
Muhlis Akarsu – 45 yaşında (Sanatçı)
Muammer Çiçek – 26 yaşında (Aktör)
Uğur Kaynar – 37 yaşında (Şair)
Ahmet Özyurt – 21 yaşında (Öğrenci)
Asuman Sivri – 16 yaşında (Öğrenci)
Belkıs Çakır – 18 yaşında (Öğrenci)
Carina Cuanna – 23 yaşında (Hollandalı gazeteci)
Gülender Akça – 25 yaşında
Gülsün Karababa – 25 yaşında
Handan Metin – 20 yaşında (Öğrenci)
Huriye Özkan – 22 yaşında (Öğrenci)
İnci Türk – 22 yaşında
Koray Kaya – 12 yaşında
Menekşe Kaya – 17 yaşında (Öğrenci)
Muhibe Akarsu – 45 yaşında (Misafir)
Murat Gündüz – 22 yaşında (Öğrenci)
Nurcan Şahin – 18 yaşında (Öğrenci)
Özlem Şahin – 17 yaşında (Öğrenci)
Sait Metin – 23 yaşında (Öğrenci)
Sehergül Ateş – 30 (Öğrenci)
Serpil Çanik – 19 yaşında (Öğrenci)
Serkan Doğan – 19 yaşında (Öğrenci)
Yasemin Sivri – 17 yaşında (Öğrenci)
Yeşim Özkan – 20 yaşında (Öğrenci)

Ayrıca olay sırasında içeride bulunan Ahmet Öztürk (21) ile Kenan Yılmaz (21) isimli  iki otel görevlisi de yaşamını yitirdi.
Adımizi

Saldırgan guruptan ölen iki kişinin isimleri ise 1971 doğumlu Ahmet Alan ve 1976 doğumlu Hakan Türkgil.

Atilla Atala


20 Haziran 2016 Pazartesi

Tutuklamalar dönemi gene başladı...

Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak için başlatılan “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan TİHV Başkanı (Aynı zamanda HOMUR yazarlarından) Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Ahmet Nesin ve Erol Önderoğlu “Terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla sevk edildikleri mahkeme tarafından tutuklanmasına Batı dünyasından jet tepkiler geldi.

İşte o tepkiler:

Freedom House Başkan Yardımcısı Daniel Calingaert: Gazetecileri ve insan hakları savunucularını terör propagandası hapse atmak Türkiye’deki kanunların ne kadar muğlak ve aşırı yorumlandığının göstergesi. Bu karar AB’nin, vize serbestisine yönelik Türkiye ile müzakerelerde kendi değerlerinden taviz vermemesi gerektiğini göstermektedir. AB, Türkiye’nin eleştirel sesleri suistimaline karşı birlikte durmalı. Türkiye Fincancı, Önderoğlu ve Nesin’i derhal serbest bırakmalı.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Medya Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatoviç: İki gazetecinin ve bir insan hakları aktivistinin meslektaşları ile dayanışma göstermek için tutuklanması ifade özgürlüğünü engellemeye ve Türkiye’deki basın özgürlüğüne yönelik son adımdır. Dehşete kapıldım. Bu insanları susturarak ve çoğulcu tartışmayı önleyerek sadece bu insanları ve onları sevenleri değil, aynı zamanda toplumun tümüne zarar veriyorsunuz. Yetkililer iddialarından vazgeçmeli ve farklı seslerle kavga etmek için hapis cezası bir araç olarak kullanmaktan vazgeçmeliler.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks: İnsan hakları savunucularının Türkiye’de tutuklanması ile dehşete düştüm, bu durumu yetkililere ileteceğim.


KAYNAK:Cumhuriyet

19 Haziran 2016 Pazar

Çanakkale'de Güzel Günler

HOMUR MİZAH GRUBU olarak (Canol Kocagöz, Atay Sözer, Atilla Atala, Coşkun Göle, Aslı Alpar) 14- 17 Haziran arasında Güzel Günler-2 etkinlikleri için Çanakkale'ydik. Eğitim-Sen'le birlikte çeşitli etkinliklerde bulunduk. 
Burada edindiğimiz bilgiler doğrultusunda KAZDAĞI'nı konu alan bir HOMUR çıkartacağız.

Ece Ayhan Evi önündeyiz, Homur ekibi ve Çanakkaleli dostlarımız;
Mustafa Bulgurcu, Telat Koç, Umut Germeç, Ogün Yücel
HOMUR'u anlattığımız konuşma:
Coşkun Göle, Atilla Atala, Canol Kocagöz, Aslı Alpar, Atay Sözer
Aslı Alpar "Kadın ve Çizgi" konulu konferans verdi

Halk Bahçesinde 17.Yıl sergimizi açtık










Çocuklarla Kazdağı konulu çalıştay yaptık




Merkez Ortaokulu'nun dönüştürülmesini
protesto yürüyüşü

Değerli dost İbrahim Gül'ün yardımıyla Homur adına
Meşe Palamut'u diktik. 500 sene sonra bile duracak.
HOMUR Ağacı
Esenler Mahallesi Köy Enstitüleri Parkında
OgünYücel arkadaşımız HOMUR ekibini çizdi
ve o da bir HOMURCU oldu

Çekmeköy Gönülüleri'nden Tiyatro