27 Şubat 2021 Cumartesi

Asuman Küçükkantarcılar'a Tez Şifalar

 Homur un değerli çizeri, kardeşimiz, meslektaşımız mücadele arkadaşımız ve dostumuz yayın kurulu üyemiz Asuman Küçükkantarcılar bilemediğimiz nedenlerden ayağındaki şişlik yüzünden yürüyemediği için İstanbul Göztepe Şehir hastanesine kaldırıldı. Tüm Homur culara duyurur Asuman kardeşimize acil şifalar dileriz. 

Homur yayın kurulu.

24 Şubat 2021 Çarşamba

Sabahattin Ali -1940'lı Yılların Türkiye'sinde


Homur çizerlerinden yazar, karikatürist Murat Özmenek'in "Sabahattin Ali -1940'lı Yılların Türkiye'sinde" adlı kitabı Bilim-Sanat Yayınları tarafından yayınlandı.

Şimdilerde fikri hakları çalınır, hem de dostlar sofrasında. Biz susarız. Ama o binlerle, on binlerle, yüz binlerle buluşur, konuşur, Susmaz.
Yine de “aldırmaz mı gönül”





 

15 Şubat 2021 Pazartesi

Toplum ne kadar özgürse karikatür de o kadar özgürdür

 

SÖYLEŞİ: Onurhan Alpagut

Canol Kocagöz, Homur Mizah Dergisinin Editörlüğünü yapıyor. 1999’da yayınlanan ilk sayı ile birlikte bu derginin ekibinde yer alan usta çizeri mücadeleci kimliği ile tanıyoruz. 1970’de başlayan Karikatür ile macerasını aralıksız sürdüren Kocagöz, tam 51 yıldır çizmeye devam ediyor. Birçok gazete, dergide eserleri yer bulan usta kalem ulusal ve uluslar arası birçok karma sergiye katıldı. Birçok afiş, dergi ve kitap kapakları da bulunan sanatçı, Türkiye karikatürcülerinin tek mesleki örgütü olan Karikatürcüler Derneği’nin 1976’da genel sekreterliğini, 1996’da genel başkanlığını üstlendi. Ömrünü karikatüre adayan Canol Kocagöz’le mizah ile geçen yıllarını ve günümüzde karikatürü konuştuk.


Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Karikatür ile nasıl tanıştınız, ilk profesyonel anlamda çiziminiz ne idi nerede yayımlandı?

Çal/Denizli’ de 1949’da doğdum. Babamın memur olması sebebiyle Anadolu’yu dolaştıktan sonra gelişim dönemim İstanbul’da oldu. Çocuk yaşlarda daha okula gitmediğim dönemlerde babamın okuduğu gazetelerden yaratıcısı Chic Young’sın Türkiye’de adı Fatoş ile Basri olan “Bönde”, yaratıcısı George Camus’un Türkiye’de adı: Güngörmüşler olan “Bingin UPI Fahte, yaratıcısı Mort Aker’in Türkiye’deki adı Hasbi Tembeler olan Beetle Bailey çizgi bantlar ile gazete ve dergilerde gördüğüm çizgiler ilgimi çekmişti. Ailemde bu çizgilerin bulunduğu gazeteleri de kendi gazetelerine ek olarak almaya başladılar böylece beni teşvik etmiş oldular. Benimde böylelikle çizgi eğitimim başlamış oldu. Çize çize bu günlere geldik. 1970’li yıllarda demokratik kitle örgütleri, sendika ile çeşitli yayınlarda çizmeye başladım 50 yıla yakındır çiziyorum.


Hangi gazete, dergi ve benzeri basılı yayın organlarında çizimleriniz yayımlandı?

Disk Birleşik Metal-İş Sendikası başta olmak üzere çeşitli sendikaların basın yayın organları ile Yeni Ortam, Politika ve Evrensel günlük gazetelerinde çizdim. Edebiyat, sanat, politik dergiler ve Homur Mizah Dergisinde çizimlerim yer aldı. Homur, HomurCUK, Kriz Mizah Dergileri ile Tomurcuk, Kırmızı Metal Karınca Çocuk Dergilerinin editörlüğünü ile animasyonlar yaptım. Birçok afiş ile derginin, kitabın kapaklarının çizimlerini yaptım. Türkiye’de ilk kez duvarlara karikatür çizimi çalışmalarını bir grup arkadaşımla beraber gerçekleştirdim. Ayrıca yine bir grup arkadaşımla beraber çizdiğimiz karikatürleri Türkiye’de ilk defa bir tiyatro sahnesinde; İstanbul Şehir Tiyatrosunda Bulgar yazar Stanislav Stratiev’in Otobüs oyununda kullanılmasını sağladım. Şili’de faşist darbeden kaçan mülteciler için Meksika Karikatürcüler Derneği’nin düzenlediği sergiye katıldım, geliri mültecilere verilmek üzere düzenlenen kitapta yer aldım. Türkiye’de ilk defa sinema emekçilerinin yapmış oldukları grevi çizgilerimle destekleyerek grev çadırında ilk karikatür sergisini arkadaşımla beraber gerçekleştirdim. İngiltere’de geliri Afrikalı aç çocuklara verilmesi için açılan sergi ve albüme katıldım. 1999 Kocaeli-Gölcük depremi sırasında sırasın da arkadaşımla açtığım karikatür sergisini İstanbul Tabip Odası ile geliri depremde hayatını kaybeden sağlık emekçilerinin yakınlarına verilmek üzere kartpostal albüme katıldım. Çekoslovakya’da bir afişim Dünya Sendikalar Federasyonunun düzenlediği afiş yarışmasında sergilendi ve takvimine alındı. Yunanistanlı ve Türkiyeli karikatürcülerin Avrupa Birliği Sponsorluğunda AB başkenti Strasbourg’da düzenledikleri Komşular konulu serginin Türkiye küratörlüğünü üstlendim ve gerçekleştirdim. Birçok ulusal ve uluslararası yarışmanın jürisinde yer aldım. Almanya, İngiltere ve Türkiye’de kişisel sergiler açtım. Eserlerim birden fazla ülkede sergilendi. Başka Bir Dünya için STOP, PANİK-ATAK, Bir KaraKO-MEDYA, Çizgilerle Sınıflar TARİHİ isimli karikatür albümleri ile bazıları İngilizce dilinden de basılan çocuklara yönelik 17 çocuk kitabım yayınlandı. Şu anda her sayısı ayrı bir sendikadan ve demokratik kuruluştan çıkan, 1999 yılında bir grup arkadaşımla beraber kurduğumuz HOMUR Mizah Dergisinin editörlüğüne devam ediyorum.


Çizer olarak Türkiye’de karikatüre olan ilgiyi ne düzeyde görüyorsunuz?

Bir çizer olarak ülkemizde karikatüre büyük ilgi duyulduğunu sevinerek söyleyebilirim. O kadar fazla bir ilgi ki eskiden herkes mutlaka birkaç şiir yazardı. Şimdi de mutlaka karikatür çiziyor. Ama meslek olarak benimseyen ve kendilerini geliştiren neredeyse bir elin parmakları kadar az. Çok yetenekli ve sağlam çizgileri olan birçok meslektaşım bir süre sonra mesleği ekonomik sebepler başta olmak üzere çeşitli nedenlerden çizerliği bırakmak zorunda kalıyorlar. Bu sorunun mutlaka önümüzde ki dönemde çözülmesi gerekiyor. Karikatürcülerin gelişip serpilmesini önleyici en önemli sebeplerden biri olarak görüyorum. Karikatür çizerleri başta olmak üzere tüm mizahçılarda aynı sorunlarla debelenip duruyor. Ondan sonra Türkiye’de mizahçı artık yetişmiyor deniyor. Sebepleri aranmıyor. Halbuki Türkiye’nin çok güçlü ve çeşitli bir mizah geleneği var. Turhan Selçuk, Semih Balcıoğlu, Ferit Öngören, Yalçın Çetin, Abidin Dino, Oğuz Aral vb. çizerlerle, Nasreddin Hoca, Bekri Mustafa, İncili Çavuş ve benzerleri gibi.

Karikatürün yapılış amacı nedir, hedeflediği noktalar nedir neye dikkat çekmeyi amaçlar?

Karikatürün birkaç amacı olabilir. Daha ziyade toplumu rahatsız eden olaylara değişik, alışılmadık bir taraftan bakmaya çalışırken, güçlüleri ters köşeye yatırarak gülünç durumda bırakmaya çalışır. İnce alaycı üslubuyla güçlü olmayanı güçlü kılar. Karikatür çizildiği yere göre bir hedef belirler ve yaratır. Karikatür daha ziyade çizildiği amaç ve yere göre hedef belirler ve biçim alır.




Türkiye’de karikatür ve mizahı ele alacak olursak, geçmişten günümüze nasıl bir değişim görüyoruz?

Karikatürün ve mizahın yalnız Türkiye’de değişim geçirdiğini düşünürsek yanılırız. Her şeyin değiştiği ve geliştiği gibi karikatür ve mizahta Dünya da olduğu gibi Türkiye’de de gelişir ve değişir. Bunun en önemli sebeplerinden biri insanlığın gelişimine etki yaptığı gibi kısaca makinaların teknolojik gelişiminin insanlığı geliştirmesidir diyebiliriz. İnsanlık tarihinde iş bölümünde etki yapan en önemli icatlardan biri buhar makinalarının gelişimidir diyebiliriz. Baskı tekniğinin gelişmesi de iş bölümünü ortaya çıkarmış. Eskiden karikatürcü tek tek sunarken ve taş baskı, linol baskı… Baskıların kalıplarını kendisi hazırlarken artık matbaa tekniği ile kalıpçılar ortaya çıkmış. Matbaa sektöründe iş bölümü olmuş. Çizer daha çok çeşit üretme imkânı bulmuştur. Daha ileride ki günlerde gazeteler, dergiler ortaya çıkınca daha çok çizere ihtiyaç olmuş ve karikatür sanatı gelişme alanı doğmuş. Matbaa ile günümüzde medya sektörü geliştikçe karikatür de hem anlayış hem de çizgi olarak bugünkü duruma gelmiştir. Teknoloji ile insanlık geliştikçe hem mizah anlayışı hem de artistik yapısı ileri de daha üst boyutlarda hayal edemeyeceğimiz durum biçimlerde gözükecektir.

Çizerlerimiz ne kadar özgür?

Bence karikatürcüler için bu konu da özel bir durum söylememize gerek yok. Toplum ne kadar özgürse çizerlerimizde o kadar özgür olacağını tahmin edebilirsiniz.

Teknolojinin gelişmesi ve karikatürün sanal ortama kayması ile birlikte artık kağıtta karikatürün bittiğini söyleyebilir miyiz?

Ne yazık ki bu söze şimdilik katılamayacağım. Yukarıda sorunuzda cevapladığım gibi her şeye rağmen karikatür ve mizah matbaa ve medya sektörü ile beraber yürümekte olduğu için karikatür bu sektörlerle beraber yürüyecektir. Gazete ve dergi ile yayıncılık bitmediği için çizgide kâğıtta, kitapta yine de devam edecektir. Tabii ki sergi de. Şu anda sanal ortamla, gerçek ortam birlikte yürüyeceğini çok rahat söyleyebiliriz. İlla ki böyle olacaktır gibi mutlak bir durum saptaması yaparsak yanlış olacağını düşünüyorum.

Karikatür dergilerinin her geçen gün daha çok sorunla karşılaşması ya küçülme ya da kapanmaya gitmesinin altında nasıl bir sorun yatıyor? Bunu nasıl aşabiliriz?

En başta insanların ekonomik gücü kalmadı. Ayrıca ülkemizde genel bir özgürlük sorunu var. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın 7 Ocak 2021 tarihli basın açıklamasına göre “Türkiye’de 67 gazeteci ve medya çalışanı yazdıkları ve söyledikleri nedeniyle cezaevinde tutuluyor. Gazeteciler özgürlüklerini yitirirken toplumuz haber alma haklarını, ülkemiz de demokrasisini kaybediyor.” Böyle bir ortamda çizgi alanı da daraldıkça daralıyor. Bu gazeteci arkadaşlarımızın dışında birde yurtdışına gitmek zorunda bırakılanları sayarsak her halde basında durum çok iç açıcı gözükmüyor. Ayrıca dağıtım şirketinin erki elinde bulunanların emrinde çalışması gibi sebepler hepsi birlikte baskı sayısını etkiliyor. Dergiler bu sorunların hakkından çeşitli şekillerde gelmeye çalışıyorlar. Boyut küçültme, dijitale geçme, dergi kapatma ve benzeri davranışlar… Sonuç olarak bunun yolunun erki değiştirmekten geçtiğini, başka yolunun olmadığını açık yüreklilikle söyleyebilirim.

Düzenlenen karikatür yarışmaları, sergiler hakkında neler düşünüyorsunuz?

Türkiye de Dünya da Karikatür yarışmalarının ve sergilerin hemen olmasa da süreç içinde toplum üzerinde büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Yalnız bu sergiler ile yarışmaların devamlılığı önemli. Ayrıca yarışma ve sergilere mutlaka paneller, sergiler ve albümlerle destek olmak, güçlendirmek lazım. İnternet ortamıyla en geniş alanlara ulaştırmak gerekiyor. Ayrıca sergileri sokak sokak, mahalle mahalle gezmesini sağlayarak halkla iç içe olmasını sağlamanın çarelerini bulmamız gerekiyor.

Eklemek istedikleriniz...

Kendimizi Nasreddin Hoca’nın torunları sayan biz karikatürcülerin daha özgür, özerk ve özgün eserler yaratan bir ülke ile bu dünya da yaşamak istediklerini biliyorum ve istiyorum.

Karikatüristlerimizin yaşadığı sorunlar nedir?

O kadar çok sorunumuz var ki: Sorunlarımızı toplumun sorunlarının dışında düşünemeyiz. İşsizlik, pahalılık, özgürlük, Sağlık, Barış, Trafik, Çevre, Küresel ısınma, Kovid-19 vb. sorunlar başta olmak üzere bunların üzerine bir de çizerlerin mesleki sorunları eklenirse siz hesap edin durumumuzu.

Çizerlerin mesleki sorunlarını kısaca ekleyecek olursak kısaca şunları söyleyebiliriz;

*Her sanat alanının olduğu gibi sendikal örgütlenme hakkı,

*Yine her sanat alanı gibi karikatürcülerinde sanatlarını daha özgür, özerk ve özgün eserler yaratabilmeleri için kamusal destek almalarını,

*Meslek olarak tanınma hakkı.

*Sanat Üniversitelerinde 2 yıl temel sanat eğitiminin üzerine 4 yıllık Karikatür eğitimi.

*Dünya çizerlerinin hem hukuksal hakları ile özgürlüklerini savunacak bir kuruluşlarının olmaması çizerleri her bakımdan yalnızlığa itmektedir.



KAYNAK:https://www.ilksesgazetesi.com/kultur-sanat/toplum-ne-kadar-ozgurse-karikaturde-o-kadar-ozgurdur-h105131.html


13 Şubat 2021 Cumartesi

DİSK 54 YAŞINDA


Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu

13 Şubat 1967 

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ya da kısaca DİSK), 13 Şubat 1967 tarihinde Türk-İş'ten ayrılan Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve bağımsız Gıda-İş, Türk Maden-İş (Zonguldak) sendikaları ve onların genel başkanları olan Kemal Türkler, Rıza Kuas, İbrahim Güzelce, Mehmet Alpdündar ve Kemal Nebioğlu tarafından kurulan işçi sendikaları konfederasyonudur. 12 Eylül Askeri Darbesi ile kapatılmasının ardından 19 Ocak 1992 tarihinde yeniden kurulmuştur. DİSK, bağımsız bir sınıf ve kitle örgütüdür

Kapaklar Canol Kocagöz



 

8 Şubat 2021 Pazartesi

Türkiye’de mizah entübe durumda



Sayısız ulusal gazetede ve mizah dergilerinde aforizmaları yayınlanan Mizah yazarı İbrahim Ormancı, Türkiye’de mizahın geldiği son duruma dair değerlendirmede bulunarak, “Mizah popüler bir ifadeyle entübe yani can çekişiyor” dedi

 Alaşehir Manisa doğumlu Mizah Yazarı İbrahim Ormancı, 80’li yıllarda mizah ile başlayan macerasına hiçbir zaman ara vermedi. Türkiye’nin pek çok ünlü mizahçısı ile çalışma fırsatı bulan ve onlarca dergi ve gazeteye eser veren Ormancı, Türkiye’de mizahta gelinen son noktayı anlattı. Ormancı yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “Günümüz Türkiye’sinde mizah popüler bir ifadeyle entübe yani can çekişiyor. Bunun nedeni, mizah dergileri halktan koptu. Osmanlı’da saray-halk yabancılaşması gibi, mizahçılarla halk arasında belirgin bir kopukluk oluştu. Tanınan mizahçılar, mizah dergilerini boşlayıp, dizilere, filmlere senaryo yazmaya başladı. Eskiden mizah dergilerinde oluşan, usta-çırak ilişkisi kayboldu. Yeni mizahçılar pek yetişmiyor.”

Bize kısaca kendinizden söz eder misiniz?

52 yaşındayım. 31 yıl 8 ay kamuda memur olarak çalıştıktan sonra emekli olup, baba ocağı Manisa’nın Alaşehir ilçesine yerleştim. Evliyim ve 16 yaşında Enver Tuna isimli, 9’uncu sınıfa giden bir oğlum var. Ayrıca, bunların dışında hobi olmaktan çıkmış bir mizah uğraşım ve edebi çalışmalarım var. Profesyonel sayılabilirim. Ancak, profesyonellik yalnızca titizlik anlamında, mizah çalışmalarımdan maddi bir gelir ne yazık ki kazanmıyorum.

Mizah ile nasıl tanıştınız. Bu konuda çevrenizin desteği oldu mu, mizah ile devam eden yolculuğunuzda neler yaptınız, yapmaktasınız?


Mizahla küçük yaşlarda tanıştım. O zamanlar mizah dergileri ülkemizde bir hayli güçlüydü. Gırgır Dergisinin tirajı 500 binleri aşıyordu. Ne yazık ki mizah konusunda çevremin hiç katkısı olmadı. Ancak, mizah dergilerinde ve gazetelerde çalışmalarım çıkmaya başladıktan sonra bir çevrem oluştu. İlk yazım 1987 yılında Cumhuriyet Pazar Ekinde çıktı. İlk mizahi yazım ise yani duvar yazısı, aforizma – Limon Dergisinde sanırım 1990 yılında çıktı. O zamandan beri düşmeyen bir tempoda yazmaya devam etmekteyim. Bir sayı telafuz etmek ne denli doğru olur bilmem ama, çeşitli dergi ve gazetelerde 50 bini aşkın duvar yazısı, şiir ve öykülerim yayımlandı. Halen, Homur Mizah Grubu Üyesiyim. Çeşitli, dergi ve gazetelerde halen yazılarım devam etmekte. Mizah bir aşk, bir tutku. Ben ölünceye değin devam edecek. Değerimin sağlığımda anlaşılmadığımı düşünüyorum. Ama, ben öldükten sonra ülkemizde mizah tarihinde kalıcı olarak yer alacağıma inanıyorum.

Günümüz Türkiye’sinde mizah ne derecede yapılabilir durumda?

Günümüz Türkiye’sinde mizah popüler bir idareyle entübe yani can çekişiyor. Bunun nedeni, mizah dergileri halktan koptu. Osmanlı’da saray-halk yabancılaşması gibi, mizahçılarla halk arasında belirgin bir kopukluk oluştu. Tanınan mizahçılar, mizah dergilerini boşlayıp, dizilere, filmlere senaryo yazmaya başladı. Eskiden mizah dergilerinde oluşan, usta-çırak ilişkisi kayboldu. Yeni mizahçılar pek yetişmiyor. Çünkü mizahın bir albenisi kalmadı. Çünkü mizah kazandırmıyor. Bir yere yazıyorsunuz ama size “ para veremeyiz” deniyor. Bunun bir nedeni de, basılı, gazete ve dergilerin tirajlarının oldukça azalması hatta kapanmasıdır. Tabii bir de, ülkemizde ifade özgürlüğü konusunda gözle görülür bir sıkıntı var. İnsanlar düşüncelerini söylemekten ve açıklamaktan korkuyor. Bir de, internetin yaşamımıza girmesiyle, sosyal medya mizaha son darbeyi vurdu. Artık, her bir sosyal medya hesabı bir gazete ve dergi gibi.

Ülkede gerçekten mizah yapıldığını düşünüyor musunuz?

Asla düşünmüyorum. Mizahçılarıın hak ettiği ilgiyi göremediği ve ifade özgürlüğünün yeterince olmadığı bir ülkede mizah layığıyla yapılabilir mi hiç ? Demokrasilerde hoşgörü yerine tahammül esastır. Çünkü güçlü güçsüzü hoşgörür. Ama insan eşit gördüğü insana saygı duyar ve tahammül eder. Geçenlerde, üç milletvekilinin istifasını eleştirmiştim. Çünkü, o vekillere oy vermiştim. Eleştirimde hiç bir hakaret unsuru olmadığı halde, demokrasi şehidimiz bir gazetecinin yeğeni kadın beni savcılığa vermekle tehdit etti. Oysa ben yorumumu eski bir milletvekilinin sayfasında yapmıştım ve kendisi sosyal medyada arkadaşım bile değildi. Ayrıca insanlar okumuyor. Fransa’da yüzde 25 olan kitap okuma oranı, ülkemizde yalnızca yüzde 0.1. Okumayan ve kendini geliştiremeyen kişiler, özellikle mizahçılar tükenmeye mahkumdur.

Kendinizi ifade ederken beni ben yapan duvar yazılarım (Aforizmalarım) demiştiniz. Bu alanda hangi gazete ve dergilerde yazılarınız yayınlandı?

Ben ,Türkiye’nin en üretken mizah yazarı sayılabilirim Bunu övünmek için söylemiyorum. Yalnızca bir durum tespitidir. Şimdiye değin, Korkusuz, Cumhuriyet, Akşam, BirGün, Yeniçağ , Meydan, Evrensel, Yeni Bakış, Yeni Asır, Akdeniz Haber, Sakarya Yeni Haber, Kıbrıs Radikal gibi gazetelerde, Gırgır, Fırt, Limon, Leman, Avni, Dıgıl, Sakarya Mizah gibi dergilerde yazdım. Can Ataklı, Deniz Som, Erkin Usman, Rıdvan Bülbül, Tayfur Göçmenoğlu, Yılmaz Özdil gibi değerli yazarlar köşelerinde benim esprilerime yer verdi. Ayrıca Milliyet Blog yazarıyım Kontra Edebiyat ve Harbici Mizah isimli kendime ait bloglarım var.

Neden mizaha eskisi kadar gazeteler yer vermiyor?

Sizi bu soruyu sorduğunuz için kutlarım. Çok güzel bir soru. Bakın eskiden gazetelerin tirajı milyonu geçiyordu. Şimdi bugün çıkan ulusal gazeteleri elinize alın. Aynı haberler, aynı manşetler. Haberlerin kime ait olduğu ve mahreçleri ( yani haber kaynakları ) bile belirsiz. Gazeteciliğin en temel kuralını herkes bilir. 5 N 1 K bile göz ardı ediliyor. Bir gazete, eleştirel bir mizah öğesini yayımlayıp şimşekleri çekmek istemiyor. Bir gazete, mizaha bütçe ayırmak istemiyor.

Mizahın eski güçlü günlerine döneceğine inanıyor musunuz, konu hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Şu anda bir umut yok maalesef. Hele hele pandemi koşulları umudumu daha da tüketiyor. Ancak her yaşanan kriz bence bir fırsatın başlangıcıdır. Dün ustam dediğim mizahçı büyüklerim bugün kendini tüketmiş konumda. Benimle başlayan pek çok arkadaşın esamisi okunmadığı halde, ben hala bu yaşımda dergi ve gazetelerde yazmaya devam ediyorum. Mutlaka bir çıkış noktası bulunacak. En azından inanmak istiyorum.

Mizahta yaratıcılığınızı nasıl geliştiriyorsunuz, espirilerinizi yaratırken nerelerden besleniyorsunuz?

Yaşamı gözlemiyorum öncelikle. Öncelikli sözlü halk edebiyatını bilmek gerek. Nasrettin Hoca’yı, Bekri Mustafa’yı , İncili Çavuş’u bilmeden bu ülkede mizah yapılmaz.Türkçe sözcükleri, deyimler, atasözlerini iyi bilmek gerekli. Gündemden kopmamak gerek. Ayrıca sürekli okuyup araştırmak gerek. Benimle aynı işi yapan mizahçı arkadaşları izliyorum. Bütün bunlardan kendi tarzımı oluşturuyorum.

Sizce mizahta, mesaj vermek mi ön planda olmalı yoksa güldürmek mi?

Bence, mizahçının işi güldürmektir. Zaten mizahçının gündemi takip etmek ve yaşamı gözlemlemek gibi bi görevi olduğu için gerisi gelir diye düşünüyorum. Çünkü mizahçı halkının sözcüsüdür. Bir mizahçının yazdıklarına bakıp, halkın nelere tepki verdiğini bulabiliriz.

Aforizmalar

Pandemi biter düğün sezonu başlar diye ödüm kopuyor. Her hafta çeyrek altın. Buna can mı dayanır yahu !

***

Hanıma doğum gününde sürpriz yapmayı düşünüyorum. Kesenin ağzını açtım. 5 kiloluk yağ ve bir koli yumurta !

***

Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık. Bugün sokağa çıkma kısıtlamasını ihlalden ceza kestiler. Kapiiiiş !

***

Bizimkisi bir aşı hikayesi

Karantinada seyredilen film gibi biraz !

Kaynak:https://www.ilksesgazetesi.com/kultur-sanat/turkiyede-mizah-entube-durumda-h104498.html

6 Şubat 2021 Cumartesi

Dan Piraro'dan Erdil Yaşaroğlu’na Telif Suçlaması

 Ünlü Karikatürist Dan Piraro, Erdil Yaşaroğlu’na Telif Suçlamasında Bulundu

ABD'li ünlü karikatürist Dan Piraro, Twitter üzerinden gösterdiği bir örnekle Erdil Yaşaroğlu'nun Komikaze.net arşivinde başka bir sanatçısın eserini izinsiz bir şekilde kullandığını açıkladı.

Uzun zamandır karikatürlerinin izinsiz bir şekilde kullanılması yüzünden insanlara açtığı davalarla gündeme gelen Erdil Yaşaroğlu, bu sefer de izinsiz ve imzasız bir şekilde başka birinin karikatürünü kullandığı için gündem oldu. 

Amerika’da ünlü bir karikatürist olan Dan Piraro, Erdil Yaşaroğlu’na ithafen Twitter’da bir paylaşım yaptı. Yaşaroğlu’nun Kamikaze.net adlı arşivinde başka sanatçıların çizimlerini izinsiz bir şekilde Türkçeye çevirip, sitede yayınladığını belirten Piraro, tıpkı Erdil’in bir zamanlar iddia ettiği gibi bu durumunda kabul edilebilir olmadığını dile getirdi. 

“İsimleri kesip izinsiz bir şekilde sitesinde yayınladı”


Erdil Yaşaroğlu, Selçuk Erdem ve Serkan Altuniğne, uzun zaman önce karikatürlerini izinsiz bir şekilde ticari amaçla kullanan sitelere dava açtıklarını dile getirmişti. Sosyal medyada birçok insan, karikatüristlerin açıklamalarına zıt olacak şekilde, karikatürleri ticari amaçlarla kullanmasalar da kendilerine dava açıldığını açıklamıştı. 

Karikatüristler bu konuda bu kadar hassas davranıyor iken, Amerika’da popüler karikatürist Dan Piraro’nun yaptığı paylaşım gündeme bomba gibi oturdu. Piraro, Twitter’da şu ifadeleri kullandı; “İşte gördüğünüz gibi başka sanatçıların eserlerini alan, isimlerini kesip izinsiz bir şekilde yayınlayan başka bir internet sitesi daha. Hiç doğru olmayan bir davranış.”

KAYNAK: https://www.webtekno.com/karikaturist-piraro-erdil-yasaroglu-telif-suclamasi-h105897.html

31 Ocak 2021 Pazar

Atilla Pekdemir Hayatını Kaybetti

 


Tiyatro, sinema sanatçısı. karikatürist Atilla Pekdemir hayatını kaybetti.

Atilla Pekdemir 10 Şubat 1943 tarihinde Giresun’da doğmuştur. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden üçüncü sınıfta ayrıldı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümünden 1968 yılında mezun olmuştur. Daha Konservatuar öğrencisi iken Kenterler Tiyatrosu'nda üç kişilik opera oyunuyla profesyonel oldu. Sırasıyla Münir Özkul, Nisa Serezli, Tolga Aşkıner, Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Ali Poyrazoğlu, Gurup Altı (aynı zamanda kurucu olarak), 3 Maymun Kabere, Devekuşu Kabere ve Levent Kırca - Oya Başar Tiyatrosu'nda oynadı. Bir süre Bodrum'a yerleşerek sanat çalışmalarına ara verdi. Sonra özlediği sanat dünyasına geri döndü. 

Atilla Pekdemir karikatür ve seramikle uğraşmayı seviyor. Sanatçı Karikatürcüler Derneği'nin 51 nolu üyesidir. Kendi karikatürlerinden oluşan bir sergi açmayı düşünüyor. Koyu Gençlerbirliği Spor Kulübü taraftarı olan sanatçı birçok dizide sinema filminde ve tiyatro oyunlarında oynamıştır.

2015 yılında TRT1’de yayınlanan ve yönetmenliğini Özer Kızıltan ve Şafak Bal’ın yaptığı “Yedikule Hayat Yokuşu” adlı dizide Hayri Baba karakterini canlandırırken; Cem Davran, Asuman Dabak, Rojda Demirer, Levent Özdilek, Selahattin Taşdöğen, Defne Yalnız gibi oyuncularla birlikte oynadı.



29 Ocak 2021 Cuma

26 Ocak 2021 Salı

Mizahın iyileştirici gücünü hissedin

 

Mazlum VESEK

26 Ocak 2021

Mizah yazarı Ahmet Zeki Yeşil, “Korona Müfettişi” kitabında toplumun güncel sorunlarına denk gelen konularla okuyucu karşısına çıktı. Yeşil’le neler yazdığını konuştuk

İzmirli mizah yazarı Ahmet Zeki Yeşil’le beraberiz. 2018 yılı Ocak ayında, bundan önceki kitabı ‘Nasrettin Hoca Aramızda’ hakkında görüşmüştük. Şimdi ise dünyanın ve ülkemizin gündemine oturan korona virüs salgınında, yeni kitabı ‘Korona Müfettişi’ni konuşacağız. Yeşil, küfürsüz mizahın mümkün olduğunu bu kitapta bir kez daha gösterdiğini vurguladı. Markopaşa’ya dert anlatan toplumdan televizyon başında saatler geçiren bir topluma nasıl geldiğimizi anlatan Yeşil, “Araştırmalar, günde 5-6 saatimizi televizyon karşısında geçirdiğimizi gösteriyor. 2018 yılında bu rakam, 3,5 saat olarak belirtilmişti. Yani, gidişat iyi değil” dedi.

Merhaba. Öncelikle mizah konusundaki üretkenliğiniz dikkat çekiyor. “Korona Müfettişi” elime ulaştığında bunu düşündüm. Ancak bu kez, iki kitap arasındaki süre biraz açılmış gibi görünüyor. Ne dersiniz? Bu kapsamda, mizah çalışmalarınızı ve yeni kitabınızı anlatır mısınız?


Doğrusu, kendimden söz etmeyi pek sevmem. Mizah konusunda üretken olduğum doğru galiba. Yeni kitabım, koronadan önce hazırdı. Ancak, planlanan tarihte çıkmış olsaydı, içinde korona öyküleri olmayacaktı. Evlere kapandığımız süre içerisinde yazdığım öyküleri, kitap dosyasına dahil ettik. Bazı öyküleri de çıkarttık. Böylece, kitabın hem adı hem de içeriği değişmiş oldu. Kitabın kapağını da, ödüllü karikatür sanatçısı İbrahim Tuncay çizdi.

Mizah çalışmalarım, edebiyat dergilerine gönderdiğim öyküler ve bu öykülerden oluşan kitaplarımla sınırlı değil. Mizah denemeleri, mizahi haberler, fıkra ve aforizmalar da ilgi alanım içerisinde. On yıldır, her ay, www.focafoca.com adresli sayfada bir mizah yazımla yer alıyorum. İstanbul’a yerleştikten sonra da Kadıköy Gazetesi’ndeki köşemde yazmaya başladım. Periyodik olarak çıkan Homur ve Homurcuk adlı mizah dergilerinin sürekli yazarıyım. Bunların dışında mizah ürünleri gönderdiğim dergi ve web sayfaları var.

Konu sıkıntısı çekmiyorum. “Hayatımız mizah” şeklindeki sözleri çok duyarız. Bu durum, işimin kolay olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü benim düşünceme göre, komik olan her şey mizah değil. Mizah aynı zamanda düşündürmeli. Beğendiğim bir espriyi, ekonomik-sosyal-politik bir temele oturtamazsam yazmıyorum. Mizah ustaları Aziz Nesin ve Muzaffer İzgü, o kadar çok yazmışlar ki… Tekrara düşmemek için, seçici davranıyorum. Hayata ve insana dair iyi bir gözlem yapmak şart. Deyim yerindeyse, mizahçının antenleri her zaman açık olmalı ve espriyi havada kapmalıdır. Yaptığım mizahla, okura bir şeyler öğretmeyi amaçlamıyorum. Hayatı güzelleştirmek, birilerine ilaç olmak ve “ben buradayım” demek isteyenlerin sesi olmaya çalışıyorum. Mizahçının görevi öğretmek değil, uyandırmaktır. Diğer kitaplarım gibi ‘Korona Müfettişi’ndeki öyküleri de, bu anlayışla yazdım. Daha önceki kitaplarım gibi, hem büyükler hem küçükler tarafından okunacağını düşünüyorum. “Küçükler” derken, ilkokul 4.sınıf ve üzeri demek istiyorum. Kitapta, kara mizah öykülerinin ön planda olduğunu söyleyebilirim. Bu arada, “Kara mizah nedir?” sorusuna da açıklık getirmekte yarar var. Bahsetmekten çekindiğimiz ölüm, hastalık, cinayet, doğal afetler, savaş ve akıl sağlığı gibi konuları ele alan mizaha “kara mizah” diyoruz. ‘Korona Müfettişi’nde, üç adet korona; iki adet deprem öyküsü yer alıyor. Diğerleri de, okurlar için sürpriz olsun…


‘Korona Müfettişi’, içinden geçtiğimiz sürece denk düşen bir kitap. Kitabın adı da dikkat çekici. Kısa bir süre olmasına rağmen, kitabınızın yaşadığımız günlerdeki hallerini merak eden okuyucuya ulaşması konusunda nasıl bir noktada olduğunu anlatır mısınız?


Korona, dünyayı etkileyen büyük salgınlar arasındaki yerini aldı. Yani, tarihe geçti. Bugünler, yüz yıl sonra da konuşulacak. Kitabın adı, bu durum göz önüne alınarak seçildi. Evlere kapanmaktan ve alınan önlemler kapsamındaki yasaklardan bunalmış olanlar için, ilaç gibi bir kitap. Okurların ilgisinden memnunum. Okurların kitaba ulaşmasında bir sorun yok. Korona ortamında kitapevlerine gitmek istemeyenler, internet vasıtasıyla kitabı temin ediyor. Yine de, bütün yazarlar gibi ben de, kitap fuarlarında okurlarımla buluşmak için sabırsızlanıyorum.


Kitabınızda, “muska” başta olmak üzere geri inançların toplum üzerindeki etkisine işaret ediyorsunuz. Mizah ustalarının neredeyse bir asırdır değindiği konuların hala işleniyor olması, üzerinde durulması gereken bir durum. Bu denli geri inanışların hala dolaşımda olmasını nasıl yorumlamak gerekir?

Mizah, günlük hayatımızdaki çarpıklıkları ve aksaklıkları gösterir. ‘Korona Müfettişi’ adlı öykümde, insanları koronadan koruyan muskayı konu etmiştim. Gerçek hayatta, insanların bu muskayla kandırıldığını daha sonra öğrendim. Hatta bir televizyon programında, bu muska konuşulmuş. Gerçek olan şu ki, batıl inanç ve hurafeler, yoksulluktan beslenir. Her zaman, halkın duygularını istismar eden kurnazlar vardır. Oysa iyi bir eğitim sisteminde bunlar olmaz. O zaman, muska ve benzeri konular, mizahçılar için malzeme olmaktan çıkar.

Bir dönemin mizah anlayışına bakarak, o dönemin toplumsal ve tarihsel kodları hakkında bilgi edinebiliriz. Toplumun nasıl değiştiğini, ne kadar değiştiğini ve gelişip gelişmediğini görebiliriz. Deve sidiğinin faydasına inanan, Amerika’ya kızınca Dolar’ın turşusunu kuran insanları hatırlayınız. Bunları çoğaltmak mümkün. Demek ki neymiş, bilimin ışığında ve aklın yolunda yeterince yol almamışız…

“WC İflas Ederse”adlı öyküde, WC’ye para vermeyen bir toplumun, bileti 1 lira bile olsa tiyatroya da para vermeyeceğini ifade ediyorsunuz. Her ne kadar toplumun sanatla olan bağının gevşekliğine değiniyor olsanız da, böylesi bir karşılaştırma ve yan yana getirmenin tiyatro sanatı adına yerinde olmadığını düşündüm. Bunu ifade etmenin başka bir yolu yok muydu?

Mizahta, zaman zaman abartı vardır. Elbette ki, genelleme yapmak doğru değil. Unutmayalım ki, bu konu öncelikle eğitim sistemiyle ilgilidir. Sonra da ekonomiyle… Bir toplumun geçim derdi varsa, tiyatro ihtiyaç olmaktan çıkar. Toplumumuzun büyük çoğunluğunun tiyatroyu, yemek yeme gibi bir ihtiyaç olarak görmediği bir gerçektir. Halkın tiyatrodan uzaklaşmasının bir başka nedeni de, kendisini ve sorunlarını sahnede görememesidir.


Büyük şehirlerde, zaman zaman açılan resim ve fotoğraf sergilerini düşünün.

Ücretsiz olan bu etkinliklere, büyük bir ilginin olduğuna şahit olmadım. Giriş ücretli olsa, belki de çok daha az katılım olacak. Bu arada, televizyonun günlük yaşantımızdaki yerini de unutmayalım. Araştırmalar, günde 5-6 saatimizi televizyon karşısında geçirdiğimizi gösteriyor. 2018 yılında bu rakam, 3.5 saat olarak belirtilmişti. Yani, gidişat iyi değil… Dolayısıyla, öyküde kullandığım ifadenin yanlış olduğunu düşünmüyorum.

Öykülerde, korona günlerinin yarattığı psikolojik ve ekonomik sıkıntılar da yerini almış. Korona günlerinde yasakların, hepimizin hayatını olumsuz etkilediği ortada. Siz bu ortamda, insanların sıkıntılarına tanıklık etmeyi ve iletişimi nasıl sağladınız?

Bu konuda bir sorun yaşamadım. Sonuçta, bu toplumun bir ferdiyim. Herkes gibi ben de, benzer sıkıntıları yaşadım, yaşıyorum. Mizahçı gözüyle, gündemi ve sosyal medyayı takip ettim. İnsanların dertlerini ve mizah adına üretilenleri bilmem gerekiyordu. Okuduklarımdan ve bizzat görüştüğüm kişilerin anlattıklarından yararlandım. Bu dönemde en çok, “koronadan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” ve “yavaş yavaş dijital dünyaya geçileceği” yönündeki söylemler ile “Koronayı atlatırız da, bu cehalet ne olacak?” sorusu dikkatimi çekti. Mizah ürünlerinin daha çok geyik muhabbeti şeklinde ilerlediğini ve çoğunun eğlencelik olduğunu gördüm. Yaşadıklarımı, okuduklarımı ve yaptığım gözlem, yazmak için yeterliydi. Zaten, bir mizahçının yapması gereken de bu.

“Vatandaşın Sıkıntısı” adlı öykünüzde, “salatalık” konusu, 1940’larda Marko Paşa Dergisi’nin de başvurduğu bir anlatım yoluydu. Bu öyküde karşıma çıkması ve sonunda Marko Paşa’ya atıfta bulunmanız not düşülmesi gereken bir husus. Ne dersiniz, şöyle böyle 80 yıldır derdimizi hala Marko Paşa’ya mı anlatıyoruz? Marko Paşa’yı dergi olarak hala anıyor olmamızın fazileti nedir?

Genelde, öykülerim hakkında detaylı bilgi vermekten kaçınırım. Çünkü öykünün sihri bozulsun istemem. Belki saçma ama böyle düşünüyorum. Sorduğunuz için anlatacağım… Sözünü ettiğiniz öyküyü, çok okunan bir köşe yazarının yazısından esinlenerek kaleme aldım. Konuyu, mizah anlayışım ve hayal gücümle harmanladım. Ortaya, köşe yazısıyla hiç ilgisi olmayan bir öykü çıktı. Öykümde yer alan “salatalık” ve “Markopaşa”, sözünü ettiğim köşe yazısında yoktur. Baştan sona, tamamen benim kurgum. Özetle, esinlendiğim köşe yazısı, benim için bir çıkış/başlangıç noktasıydı. Gerçek hayatta yaşanmış bir konuyu, öykülerimde aynen işlemiş değilim.

“Derdimizi 80 yıldır, Marko Paşa’ya mı anlatıyoruz?” şeklindeki sorunuza gelince… Bilindiği gibi Markopaşa, ünlü bir Osmanlı Paşası. O zamanlar, derdini dile getirecek merci bulamayanlara, “Derdini Markopaşa’ya anlat” derlermiş. Markopaşa, sorunları çözmezmiş ama karşısındakini sabırla dinlermiş. Bu da, ona gidenleri rahatlatırmış. Günümüzde insanların derdini, televizyonda Müge Anlı’ya anlatması; ya da Güzin Abla’ya yazması, Markopaşa’ya duyulan ihtiyacın devam ettiğini gösteriyor. Neyse ki, Müge Anlı, bazı vatandaşların sorunlarını çözüyor…

Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. Eklemek istediğiniz bir şey varsa seve seve yayımlarız.

Bana zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum. Güzel ve faydalı bir söyleşi oldu. Bu sıkıntılı günlerin, mizahla atlatılabileceğini düşünüyorum. Çünkü mizahta, yaşama sevinci ve umut var. ‘Korona Müfettişi’ni okuyan, küfürsüz mizahın iyileştirici gücünü hissedecek. Herkesin, mizahla ve sağlıkla kalmasını diliyorum.

KAYNAK:https://www.egetelgraf.com/kose_yazilari/mizahin-iyilestirici-gucunu-hissedin/

21 Ocak 2021 Perşembe

Telat Koç'u yitirdik.

 


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyesi Kazdağı savunucusu dostumuz Prof. Dr.Telat Koç'u yitirdik üzgünüz. Kazdağı direnişi önemli bir önderini kaybetti, ışıklar içinde yatsın.



19 Ocak 2021 Salı

Türkiye'nin 'Kırmızı Pazartesi'si: Hrant Dink katledileli 14 yıl oldu

 

 


 

Cemaat, AKP, Genelkurmay, Ülkücüler ve medya... Hepsi birlikte hedef aldı, ölümünün ardından ise sadece tetikçiler yargılanarak tutuklandı. Şimdilerde onların da tahliyesi konuşuluyor.

19 Ocak 2007'de, genel yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesinin Şişli Halaskârgazi Caddesi üzerindeki binası önünde uğradığı silahlı saldırı sonucunda yaşamını yitirmişti Hrant Dink.

Ölümünün üzerinden tam 14 yıl geçti.

Bu 14 yılda ölümü önce Ergenekon'a havale edildi, sonrasında Cemaat'e.

Ancak hiçbir zaman cinayetin tüm sorumluları hakkında etkili bir soruşturma yürütülmedi. Örneğin Erdoğan'a göre, Hrant Dink davası kişiselleştirilmiş, Dink’in yazılarını, onun düşünce dünyasını kabullenmemek gibi bir nedenle işlenmişti.

Bu cinayette sonrasında bakan olacak dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler'in bir dahli yoktu örneğin Erdoğan'a göre. Öyle ya, Dink'in tehdit edildiği İstanbul Valiliği'nden MİT katılımlı toplantıdan dolayı Güler'i suçlamanın bir anlamı yoktu, ne de olsa şimdi cemaat merkezli duruşmalarda "tanık" sıfatıyla ifade veriyordu Güler... Daha önce de Ergenekon merkezli duruşmalarda "başka" isimler tanık olarak yer alıyordu, yine gerçek sorumluları aklamak üzerine kurgu duruşmalar yapılıyordu.


Canol Kocagöz


Neler olmuştu?

Agos Genel Yayın Yönetmeni Dink, Kasım 2003 – Mayıs 2005 tarihleri arasından Agos gazetesinde Ermeni Diasporasını eleştiren 11 haftalık yazı dizisi yayımladı. Bu yazı dizisinden bir bölüm gerekçe gösterilerek hakkında birçok gazete tarafından hedef gösteren haber ve yazılara yer verildi.

301. maddeden yargılandı ve aksi yönde verilen bilirkişi raporuna rağmen 6 ay hapis cezası aldı.

2004 tarihinde Sabiha Gökçen’in Ermeni asıllı olduğu iddiasını içeren yazı nedeniyle hedef alındı.

4 Şubat 2004 günü, daha sonra AKP'nin İçişleri Bakanı olacak Muammer Güler'in valiliği döneminde İstanbul Valiliği’ne çağırılarak iki istihbaratçı tarafından "uyarıdı".

Bu da yetmedi, “Bu haberi yayımlayan kişi ülkenin birliğine ve bütünlüğüne nifak sokuyor” diye bir açıklama yaptı Genelkurmay. 

Ülkü Ocakları, 26 Şubat’ta Agos gazetesi önünde “Ya sev ya terk et” eylemi düzenlendi, dönemin Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Levent Temiz, “Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” dedi.

Kısacası cinayetten önce "ortam hazırlanmış", gerekli zemin oluşmuştu.

Oluşan bu zemin, Cemaat-AKP ittifakı döneminde "yeni bir sürecin" kapısını açacak adımlardan biri olarak görüldü ve defalarca ihbar edilmesine, neredeyse devletin tüm kurumları bilmesine rağmen göz göre göre cinayet geldi. 

Herkesin haberi vardıTrabzon’da McDonalds’ın bombalanması eyleminde bombayı hazırlayan kişi olan ve Dink cinayeti planlayıcılardan olan Erhan Tuncel, polis muhbiriydi.

Sadece bu da değil, Dink’in vurulacağı, emniyete cinayet öncesinde tam 17 kez ihbar edilmişti. Bu ihbarlardan biri, Ogün Samast'ın cinayeti işlemek üzere İstanbul'a geldiğini dahi içeriyordu.

Cinayet ihbarı Trabzon'dan İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne de iletilmişti, şimdilerde dava kapsamında tutuklu olan ancak cinayetten sonra uzun süre korunan dönemin İstanbul İsthbarat Şube Müdürü olan cemaatçi Ali Fuat Yılmazer, bu ihbarın gereğini yapmamıştı. Trabzon Terörle Şube Müdürü Yahya Öztürk, cinayet öncesinde Yasin Hayal’e “Bu bayrak düştü. Ya Yasin kaldıracak ya Erhan kaldırır, bu görev sizin” diyordu. Yasin Hayal’in eski eniştesi Çoşkun İğci’nin cinayetten aylar önce Yasin Hayal’in planları konusunda Jandarma istihbaratına bilgi vermiş olmasına rağmen bu bilginin uzun süre gizlendiği de ortaya çıkacaktı.

Emniyet istihbaratçısı Muhittin Zenit, cinayetten sonra aradığı Erhan Tuncel'e  “Koyum ...a, gebermişse gebermiş” diyordu.

Ve belki de tüm bu sürecin finali olarak olarak sonra Samsun’da "yakalanan" Ogün Samast’la hem polis, hem de jandarma görevlileri Türk bayrağı önünde hatıra fotoğrafı çektirecekti.

Cinayetten sonra iki açıklama...İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın, cinayetten 3 gün sonra basına verdiği demeçte “Dink cinayetinin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok, milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayettir” diyecekti.


Bundan 5 yıl sonra ise bu kez Erdoğan, üstelik de cemaatle gerilimin de başladığı günlerde "Hrant Dink davası bence kişiselleştirilmiş davadır. Dink’in yazılarını, onun düşünce dünyasını kabullenmemek gibi bir nedenle yapılmıştır. Paralel yapı meselesinde ise devleti ele geçirme, ulusal güvenliği tehdit gibi büyük bir amaç var. Dink’in bu amacı gerçekleştirmelerini kolaylaştıracak devlette bir konumu yoktu ki. Bu teoriler paralel yapıyla mücadelenin hedefini saptırmadır. Mesela bu yapının parasal boyutu var" ifadesini kullanacaktı.

Şimdilerde artık tahliye konuşuluyorGeçtiğimiz yıl mayıs ayında, Hrant Dink suikastının tetikçisi Ogün Samast, denetimli serbestlik hükümleri kapsamında 9 ay sonra dışarı çıkabileceği haberi gündeme gelmişti. Ancak bu bilginin ortaya çıkmasından birkaç ay sonra Samast cezaevinde gardiyanlara saldırmaktan yargılandığı davadan da hapis cezası aldı ve tahliye süreci uzamış oldu. Samast'ın Dink davası kapsamında tahliyesine yol açan şey ise, cinayetin yargılamasının "örgüt" kapsamında değil "sıradan bir cinayet" olarak yapılması oldu.

Hrant Dink suikastı davasında iki tutuklama kararı

Hrant Dink suikastı davasında iki jandarma istihbarat görevlisi hakkında tutuklama kararı verildi.

Rakel Dink 'bir gece ansızın gelebiliriz' denilerek tehdit edildi, onlar da tahliye edildi

Hrant Dink Vakfı, geçtiğimiz yıl mayıs kendilerine e-posta yoluyla gelen mesajda, "Bir gece ansızın gelebiliriz" denilerek Rakel Dink ve avukatların ölümle tehdit edildiğini duyurmuştu.

Söz konusu tehdit mektubunu yazan Hüseyin Ateş ve Ersin Başkan, sadece 4 ay cezaevinde kalırken, "Zincirleme şekilde imzasız mektupla veya özel işaretlerle tehdit" suçundan çıkartıldıkları mahkemece tahliye edildiler.

* Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez’in 1981’de yayımlanan ve başyapıtları arasında yer alan romanı Kırmızı Pazartesi, işleneceğini herkesin bildiği ancak engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir cinayetin öyküsünü anlatır. Hrant Dink cinayetinde ise cinayetin işleneceğini görmesi gereken herkes gördüğü gibi, bu kişiler aynı zamanda cinayeti teşvik de etmişlerdir...


KAYNAK:https://sol.org.tr/haber/turkiyenin-kirmizi-pazartesisi-hrant-dink-katledileli-14-yil-oldu-24220

12 Ocak 2021 Salı

Emin Karaca'yı Kovid 19'dan kaybettik


 Gazeteci yazar, sosyalist aydın Emin Karaca yaşamını yitirdi.

Emin Karaca kimdir 

1949 yılında Denizli’de doğdu. Aydın Lisesi’ni bitirdi. 1967’de İstanbul’a gelerek Bab-ı Ali’de amatör olarak gazeteciliğe başladı. 1970’lere girilirken Kavel Kablo Fabrikası’nda işçilik yapıyordu. 12 Mart 1971 Darbesi'nde tutuklandı. İşçi Kesimi davasında sıkıyönetimde yargılandı. 1974 affıyla hapisten çıktı.

12 Eylül döneminden sonra profesyonel gazeteciliğe başladı. 1980’lerin sonuna doğru mesaisinin tamamını yazarlığa verdi. Şu an için yayımlanmış 13 adet kitabı bulunmakta. Türkiye Yazarlar Sendikası’nda iki dönem Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin üyesidir. Musa Anter Gazetecilik yarışmasında köşe yazısı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Türkiye Gazetecilik Başarı ödüllerinden araştırma dalında mansiyon, yine aynı yarışmanın dizi – röportaj dalında başarı ödülleri kazandı. Yazar olarak çalışmalarını sürdürdü.

1990'lı yıllarda Sosyalist İktidar gazetesinde yazıları yayımlandı. Sosyalist İktidar Partisi üyesi oldu, Beyoğlu İlçe Başkanlığı yaptı.

2000'li yıllarda Türkiye Komünist Partisi'nin kuruluşuna öncülük ettiği ve pek çok sosyalist aydın, akademisyen, yazar ve işçi önderinin içinde yer aldığı soL Meclis üyesiydi.

Özellikle Nâzım Hikmet'ın yapıtları ve yaşamıyla ilgili çalışmaları, komünist şair hakkında dilimizde biriken literatüre önemli katkılar olarak görüldü.

Nâzım Hikmet Kültürevi'nin önce Beyoğlu'nda  izleyen yıllarda Kadıköy'de kurulup güçlenmesine önemli katkıları oldu. NKE'ler bugün İzmir, Ankara ve İstanbul'da kent yaşamında önemli yer tutan kültür merkezlerinin de temeli oldu.

Eserleri:

Türk Basınında Kalem Kavgaları, İstanbul, 1998

Ağrı Eteklerinde İsyan: Bir Kürt Ayaklanmasının Anatomisi,Karakutu Yayınları, Eylül 2003

Eski Tüfeklerin Sonbaharı, Ozan yayıncılık, Ocak 2004

Plazaların Efendisi Aydın Doğan: Bir medya imparatorunun öyküsü, Karakutu Yayınları, Ekim 2003

Yeraltı Dünyadan Başka Bir Yıldız Değildi: 1929 komünist tutuklaması, Nazım Kültürevi Kitaplığı

Sevdalınız Komünisttir: Nazım Hikmet'in Siyasal Yaşamı, Gendaş Kültür, Aralık 2001

Sosyalizm Yolunda İnadın ve Direncin Adı: Kıvılcımlı, Nazım Kültürevi Kitaplığı, Ekim 2001

12 Eylül'ün Arka Bahçesinde Avrupa'daki Mültecilerle Konuşmalar, Gendaş Kültür, Şubat 2001

Sintinenin Dibinde (T.C.'nin Hukuksal Öyküsü), Gendaş Kültür, Aralık 2000

Cumhuriyet Olayı, Altın Kitaplar, 1995

Milliyet Olayı, Altın kitaplar, Mayıs 1995

Kalaşnikof'a Güzelleme, Toplumsal Dönüşüm Yayınları,1995

150'likler, Altın Kitaplar, 2007

Nazım Hikmet Şiirinde Gizli Tarih, Karakutu Yayınları, 2005

Sosyalizm Yolunda İnadın ve Direncin Adı: Kıvılcımlı, Gelenek Yayınları, 2001

Nâzım'ın Aşkları, 1995

Nâzım Hikmet Şiirinde Gizli Tarih, Gendaş Yayınları, 1999

Edebiyat-ı Cedide'nin Felsefesi - Hikmet Kıvılcımlı, 1989

KAYNAK:https://sol.org.tr/haber/emin-karaca-yasamini-yitirdi-23710


11 Ocak 2021 Pazartesi

“Tayyipler Alemi” pankartı davasında üniversitelilere beraat kararı


ODTÜ öğrencilerine 2018 yılı mezuniyet töreninde taşıdıkları "Tayyipler Alemi" pankartı gerekçe gösterilerek açılan dava beraat ile sonuçlandı.

“Tayyipler Alemi” pankartı davasında üniversitelilere beraat kararı ODTÜ’de 2018 yılında taşınan “Tayyipler Alemi” pankartı gerekçe gösterilerek 4 ODTÜ öğrencisi ile pankartı bastığı belirlenen 1 kişiye açılan dava beraat ile sonuçlandı.

ODTÜ öğrencileri 6 Temmuz 2018’de düzenlenen mezuniyet törenine gelenekselleştiği şekilde hazırladıkları pankartlarla katılmıştı. Üzerinde “Tayyipler Alemi” karikatürünün yer aldığı pankartı taşıyan öğrenciler 7 Temmuz’da, pankartın hazırlandığı baskı evinin çalışanı da 8 Temmuz’da gözaltına alınmıştı. Öğrenciler tutuklanmıştı.

Haklarında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 1’er yıldan 4’er yıla kadar hapis talebiyle dava açılan öğrenciler 10 Ağustos’ta serbest bırakıldı.

Erdoğan, 17 Ekim 2018’de öğrencilerle Saray’da görüşmüştü. 45 dakika süren görüşmede Erdoğan’ın, gözaltılardan rahatsızlık duyduğuna atıfta bulunan sözler söylediği öne sürülmüştü.

Beraat kararı verildi Evrensel’in haberine göre, davanın 7. duruşması bugün Ankara 11. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü. Kararını açıklayan mahkeme heyeti, tüm sanıklar için beraat kararı verdi.

KAYNAK:sendika.org

28 Aralık 2020 Pazartesi

HOMURCUK 33- METAL KARINCA 22

 


HOMURCUK VE KIRMIZI METAL KARINCA'NIN YENİ SAYILARI ÇIKTI


HOMURCUK 33

KIRMIZI METAL KARINCA 22

26 Aralık 2020 Cumartesi

Coşkun Göle'ye Ödül

 



HOMURCUK dergisine kapak olan Coşkun Göle'nin karikatürü İzmir Konak Belediyesinin Karikatürist Eflatun Nuri için düzenlediği "korona " konulu karikatür yarışmasında Konak Belediyesi ÖZEL ÖDÜLÜ ne layık görüldü...


Mücella Yapıcı'ya Onur Ödülü

 


Homur’ un Yaşam Boyu Mücadele ve Onur Ödülü Mücella Yapıcı’ya verildi

Homur, Bilim İnsanları, Demokratik Kitle Örgütleri ve Platformlarla beraber yarattığı Nükleer Santrallar, Çarpık Kentleşme, kentsel dönüşüm yağması, Haydarpaşa, Maden, Kazdağı, Cerattepe/ ARTVİN, Suyun Ticarileşmesi, Deprem, Gezi vd gibi özel sayı ve yayınlarında aktif olarak devamlı yanımızda yer alan tavrından  ayrıca dünyanın özel şehirlerinden biri olan İstanbul’umuz başta olmak üzere ülkemizin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yabancı güçlerle beraber talan edilmesine karşı yaptığı onur ve hak mücadeleleri nedeniyle Mimar Mücella Yapıcı’ya verilmiştir.



Ödül plaketi Homur ekibi tarafından Yapıcı'ya
iletilmesi için 
 Mimarlar Odası  İstanbul Büyükkent Şb. Yönetim kuruluna teslim
edildi

MÜCELLA YAPICI'DAN GELEN MESAJ

Homur Mizah ve Karikatür Grubunu yaratan ve yaşatan Değerli Dostlar,   

Adil, eşitlikçi, barışçı, sömürü ve şiddetin olmadığı bir dünyaya inanan ve bu güzel dünyaya ulaşmak için dayanışma ve mücadelenin gerekliliği bilen her birimizin yaşadığı gibi yaşamaya çalıştığım için büyük bir lütufla beni layık bulduğunuz “Yaşam Boyu Mücadele ve Onur Ödülü” nü hepiniz ve hepimiz adına büyük bir onur, gurur ve sevinçle ve teşekkürle kabul ediyorum.
Kalan ömrümde bu değerli ödüle layık olmaya çalışacağıma söz veriyorum.
En derin dostluk ve dayanışma duygularımla…

Mücella Yapıcı


NOT: HOMUR'UN 17.YILINDA DEĞERLİ GAZETECİ, YAZAR HIFZI TOPUZ'A VERİLEN ONUR ÖDÜLÜNDEN SONRA VERİLEN 2.ÖDÜL



Ahmet Zeki Yeşil ile mizah söyleşisi


İzmirli Mizah Yazarı Ahmet Zeki Yeşil son kitabı ‘Korona Müfettişi’ni yayımladı. Kısa bir süre önce yayımlanan kitap okurlardan yoğun ilgi gördü. Bundan önce yayımlanan 5 mizah kitabı daha bulunan Yeşil güldüren her şeyin mizah olmadığını ifade ederek, “Mizah, insanları güldürürken düşündürme sanatıdır” diye konuştu.

Evde, okulda, sosyal medyada ve her yerde, şaka tarzı üretimle gülüyoruz; güldürüyoruz. Bizi güldüren her şeye ‘mizah’, hatta ‘kara mizah’ diyoruz. Özetle, komik olan her şeyin mizah olduğunu zannediyoruz. Peki, bu doğru mu? Yani, güldüğümüz her şey mizah mı?


Güldüğümüz her şey mizah değil. Dolayısıyla, bizi güldüren, gülümseten herkes de mizahçı değil. Kara mizah konusuna değinmeden önce, mizahın tanımını yapmak istiyorum. Mizah toplumlara, sınıflara ve uluslara göre farklılık gösterdiği için pek çok tanımı yapılabilir. Ben, “Mizah, insanları güldürürken düşündürme sanatıdır” diyenlerdenim. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, mizahın bir derdi vardır; farkında olma durumudur. Mizah, güldürmek ve düşündürmek gibi iki ana unsurdan oluşur. Temel amaç düşündürmek, araç ise güldürmektir. Amaç güldürmek olsaydı, insanları güldüren her şeyi mizah kapsamında değerlendirmemiz gerekirdi. Bu kapsamda mizahçının görevi, öğretmek değildir. Mizahçının görevi hayatı güzelleştirmek, birilerine ilaç olmak ve “ben buradayım” demek isteyenlerin sesi olmaktır.

MİZAH USTALARI OKUNMALI

Mizah öğrenilir mi?

Zaman zaman karşılaştığım sorulardan biridir. Mizah içten gelen bir duygu, doğuştan gelen bir özelliktir. İnsan sonradan mizahçı olmaz. İnsanın mizacından geldiği için bilgi değildir. İnsanın yaradılışında bu özellik varsa zamanla geliştirilebilir. İyi bir mizahçı olmanın yolu, öncelikle mizah ustalarını çok okumaktan geçer. Mizahın iyileştirici gücünden söz etmeden geçmeyelim. Çünkü çoğumuz bunun farkında değiliz. Mizahta umut var, yaşama sevinci var. Gülmenin spor yapmak kadar vücudumuza olumlu etkisi olduğu bilinmektedir. Güldüğümüz zaman tümör ve virüslerle savaşan hücrelerimizin sayısı artıyor. Mizah, bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor, kalp ve damar sağlını iyileştiriyor. Kasları gererek kas gerginliğini azaltıyor. Beynimizin her iki tarafını harekete geçirerek yaratıcılığımızı ve problem çözme yeteneğimizi artırıyor. İnsan beyni, gülünce doğal morfin yerine geçen endorfin üretiyor. Endorfin ise, morfinden çok daha güçlü ağrı kesici.

MİZAH KÜLTÜRÜ ALAYCI BİR TARZA KAYDI

Mizahta teknolojinin gelişmesi ile birlikte nasıl bir evirilme oldu?

Her şey gibi mizah da zamanla değişti. Hayat, internet hızında akmaya başladı. Mizah kültürümüz, neşeli dünyasından alaycı bir tarza kaydı. İnternetin ve sosyal medyanın yaygın olarak kullanılmasıyla, etik değerler dönüşüme uğradı. Çabuk tüketilen bir mizah ortaya çıktı. Sosyal konulara giren ancak politik konulardan uzak duran bir mizah anlayışı oluştu. Mizahın içinde argo ve küfür de yerini aldı. Ülkeden ve yaşamdan haberdar olmayan ve geyik esprilerle güldürmeyi amaçlayan bu mizahın karşı duruşu olmadı. İşin kolayına kaçan mizahçılar, bel altı şakalardan besleniyor. Yazılı ve görsel medyanın gerçek mizaha yer vermemesi, bu olumsuz durumu körüklüyor. Bir televizyon programında Cem Yılmaz, küfürle güldürdüğüne yönelik eleştirilere, “Bu, ilkel bir tespit” şeklinde karşılık veriyor. Kendi kültüründen kopmuş bir mizahçının, düzeyli mizah yapması beklenebilir mi? Kitap okuma alışkanlığının olmadığı ülkemizde, insanlar artık, uzun metinlerden kaçıyor. Bakıp geçiyor, gülüp geçiyor. Düşünecek zaman yok, akılda kalan bir şey yok. Tek cümlelik espriler gündemde. Pek çok sektörde olduğu gibi, mizahta da bir sınıf atlama derdi var. Halk yararına işlevi olan mizahı benimseyen mizahçı sayısı az. Suya sabuna dokunmadan yapılan mizah, ister istemez güçlü olanın tarafında yerini alıyor.

Siz mizahı nasıl yapıyorsunuz?

Benim mizahıma gelince... Öykülerimi, daha çok kişilerden hareketle değil olaylardan hareketle yazıyorum. Yapmaya çalıştığım, hayatın yükünü taşıyan insanların sorunlarını mizah diliyle anlatmaktır. Amacım onları eleştirmek değildir. Şahıslar üzerinden günümüze göndermeler yapmam. Çünkü bugün eleştirdiğiniz insanlar, 20 yıl sonra olmayabilir. Mizahımda acı ile gülümsemenin yan yana olması (kara mizah) için çaba gösteriyorum. Belden aşağı esprilere kesinlikle yer vermem. Eğer öyküdeki karakter argolu konuşması gerekiyorsa, bunu estetetik ve edebiyat anlayışı çerçevesinde itici olmadan yapmaya çalışırım. Çünkü kitaplarımı çocuklar da okuyor. Mizahtaki eksiklik, iyi gelişmediğimiz anlamına gelir. Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen, mizahın geleceğinden umutsuz değilim. Gülmeyi işe yarar hale getirmeye çalışan gerçek mizahçılar, kendi değerleriyle barışık ürünler verdikçe ve mizahı tüketim malzemesi yapan anlayışa karşı durdukça umut hep olacaktır...


İNSANIN OLMADIĞI YERDE MİZAH OLMAZ

Mizah nelere değinir, neye dikkat çekmeyi amaçlar?

Mizah, ekonomik-sosyal-politik sorunlarımıza dikkat çeker. Günlük hayatımızdaki çarpıklıkları ve aksaklıkları gösterir. İnsan ve toplum için gerekli olup, insanın olmadığı yerde mizah olmaz. Çünkü canlılar arasında sadece insan gülüyor. Düşünme biçimi sağlarken, bize yaşadığımız hayatı sorgulatır. En önemli özelliği muhalif kimliğidir. Mizah, haklının ve güçsüzün yanındadır. İkiyüzlülüğü ortaya çıkarır, gösterişi ve sonradan görmeliği eleştirir. Mizah ile kara mizah arasındaki farka gelince... Bahsetmekten çekindiğimiz ölüm, hastalık, cinayet, doğal afetler, savaş ve akıl sağlığı gibi konuları ele alan mizaha “kara mizah” diyoruz. Kara mizah, acılık ve burukluk içerir. İncelik ister, aksi halde yanlış anlaşılır.


AHMET ZEKİ YEŞİL KİMDİR?

1978 yılı, İzmir/Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunudur. Yazmaya İzmir’de, öğrencilik yıllarında mizah öyküleri/yazılarıyla başlamıştır. Mizah öyküleri/yazıları ve şiirleri çeşitli dergilerde yayınlanmaktadır. Mizah öykü-yazılarının yer aldığı yayınlar: Küçücük Ed. ve Sanat/ İzmir Gazetesi/ Milliyet Gazetesi/ Ortaklaşa Edebiyat/ Sivas Anadolu Gazetesi/ Dönem Dergisi/ İmece Dergisi/ Gırgır Dergisi/ Düğüm Dergisi/ Maydanoz Mizah/ Homur Mizah/ Homurcuk Mizah/ İLKSES Gazetesi/ Deliler Teknesi/ Siyah Beyaz/ Ekin Sanat/ Kıyı Kültür Sanat/ Semaver Öykü/ Patika Kültür Sanat/ Neşeli Mizah/ Cumhuriyet Pazar eki/ Afrodisyas Sanat/ Kasaba Sanat/ Keyf-i Edebiyat/ Kurşun Kalem/ Tmolos Edebiyat/ Gülen Karabağlar Mizah/ Kum Edebiyat Dergisi/ Körfez'de İmece Edebiyat/ Şiirlerinin yer aldığı yayınlar: "Ve İzmir" adlı şiiri; Hürriyet Gazetesi İzmir eki, Uyanış Dergisi ile İzmir Şiirleri Antolojisi-2010'nde yayınlanmıştır. Ayrıca; Ekin Sanat, Patika Edebiyat, Afrodisyas Sanat, Keyf-i Edebiyat, Tmolos Edebiyat isimli dergilerde şiirlerim yer almıştır. "Hey Üniversiteli" başlıklı şiiri, Eğitim-Sen İstanbul 6 nolu Üniversiteler Şubesi ile Homur Mizah Grubu tarafından, Şubat 2013'te düzenlenen "I. Altın Yumurta" yarışmasında, Marş Güftesi dalında 2'lik ödülünün sahibi olmuştur.


KAYNAK: https://www.ilksesgazetesi.com/kultur-sanat/izmirli-mizah-yazari-yesil-ile-enine-boyuna-mizah-h100233.html

19 Aralık 2020 Cumartesi

HOMUR 22 YAŞINA GİRDİ

Merhaba 21 yıl önce bir Mizah Dergisi çıkmış. Okuyucuya bir başka bakıyormuş. Bu bakışları bütün sıcaklığı ile bugüne kadar sürmüş. 21 yılda emek dünyasının mizah dergisi olmayı başaran derginin adı da Homur' muş. Bu çalışma ile Karikatür ve mizah dünyasına geçenleri çıkardığımız 20. Yıl seçkisinde yer aldığını hatırlatır ayrıca tüm dostlarımızın yeni yılını kutlarız. 

Nice "homurdanmalara"

.HOMUR 20.YIL SEÇKİSİ

28 Kasım 2020 Cumartesi

Engels 200 Yaşında

Haydar Özay

Atilla Atala


 Friedrich Engels 200 yaşında 28 Kasım 1820






25 Kasım 2020 Çarşamba

Marko Paşa 74 Yaşında




25.Kasım.1946 yılında dönemin en keskin muhalefet yapan dergisi Marko Paşa’nın ilk sayısı yayınlandı.

Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mim Uykusuz tarafından çıkartılan dergi sık sık toplatılmış, kapatılmış her kapatılışında farklı adlarla çıkmaya devam etmiştir.

23 Kasım 2020 Pazartesi

Cem Kenan Öngü'yü Anıyoruz

Portre:Semih Poroy


YİTRİŞİMİZİN 17.YILINDA KARİKATÜRİST ARKADAŞIMIZ
CEM KENAN ÖNGÜ'YÜ SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ




CEM KENAN ÖNGÜ'YÜ UNUTMAYACAĞIZ..!

HOMUR mizah grubu Cem Kenan ÖNGÜ'yü 17 ncı ölüm yıldönümünde anıyor..
Lokomotif dergisi Demiryolu Çalışanları Derneğinin (DEÇAD) çıkarmış olduğu dergidir. Demiryolu Çalısanlarının 12 Eylül Darbesinden sonra yaptığı hak mücadelesi toplumun hafızasında derin izler bırakmıştır. Cem Kenan ÖNGÜ Karikatürleriyle Lokomotif dergisinde her sayısında  Demiryolu çalışanlarına destek vermiştir.  

Cem Kenan ÖNGÜ'yü unutmayacağız

Onun omuzdaşları Homur dergisine Lokomotif olarak sonsuz sevgilerimizi sunuyoruz.

Akif GÜZTOKLUSU






 

21 Kasım 2020 Cumartesi

ŞAHABETTİN GENÇ'İN ACI GÜNÜ


Akşehir festivallerinden tanıdığımız değerli dostumuz müzisyen Şahabettin Genç'in oğlu Ziraat Mühendisi Tahsin Genç'in tedavi edilmekte olduğu hastanede beyin kanaması sonucu vefat ettiğini öğrendik;  büyük acısını paylaşıyor kendisine, ailesine sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Tahsin Genç

OĞUL,
DOĞUM,  ÖLÜMÜN HABERCİSİYMİŞ DE BİLMEZMİŞİM.
45 YIL ÖNCE 10 KASIM GÜNÜ ARAMIZA KATILDIN. 20 KASIMDA ARAMIZDAN AYRILDIN.
YAVRUM ASLANIM SENİ O KADAR SEVİYORUZ Kİ ÖYLE BÖYLE DEĞİL.
BIRAKTIĞIN ACI TARİF EDİLMİYOR.
ADINI ALDIĞIN DEDEN TAHSİN TAŞCI İLE KOYUN KOYUNA IŞIKLAR İÇİNDE  UYUYUN.  ONA DA SELAM SÖYLE.
İYİ Kİ EVLADIMIZSIN. TEZ ZAMANDA KAVUŞMAK DİLEĞİYLE ELVEDA ...

                                                                                                            ŞAHABETTİN GENÇ


 

10 Kasım 2020 Salı

DİSK'TEN TORBA YASA AÇIKLAMASI


Kıdem tazminatımız ve emeklilik hakkımız bir kez daha tehdit altında. AKP TBMM Grup Başkanlığı tarafından meclise sunulan ve AKP-MHP’li vekillerin oylarıyla komisyondan geçen yasa teklifi ile işverenlere bol keseden teşvik dağıtılırken, işçilerin en temel hakları gasp edilmek isteniyor.

Birol Çün


Bu yasa ile 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanların kıdem ve ihbar tazminatı hakkını ve emeklilik hakkını bir torbaya atıp çalmaya kalkıyorlar. Yasa teklifine göre 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçiler için koşulsuz olarak belirli süreli sözleşme yapılabilecek.

Bize “istihdam artacak” diye masallar anlatmaya kalkıyorlar, oysa tüm işçiler şunu bilir: Belirli süreli sözleşme demek geçici işçilik demektir. Belirli süreli çalışan işçinin iş güvencesi olmaz, kıdem tazminatı olmaz, ihbar tazminatı olmaz, emekli olması zorlaşır.

Genç işçilere ve ileri yaştaki işçilere yapılan bu ayrımcılık Anayasa’ya aykırıdır; haksızlıktır, hukuksuzluktur, vicdansızlıktır. 25 yaş altındaki ve 50 yaş üstündeki işçilere yapılan bu ayrımcılığın nedenini biz biliyoruz.

Yıllardır gözleri, elleri kıdem tazminatımıza uzanıyor. Onlar kıdem tazminatına göz dikince, el uzatınca işçiler ayağa kalkıyor. Yıllardır defalarca kıdem tazminatına el uzattılar ama işçi sınıfı ayağa kalkınca ellerini geri çekmek zorunda kaldılar. Bu kez işçileri bölerek, yaşımıza göre ayrımcılık uygulayarak kıdem tazminatı hakkını parça parça gasp etmek istiyorlar.

Kıdem tazminatını gasp etmek için kendilerince bir yol bulduğunu sananlar işçi sınıfını hiç tanımamışlar. Defalarca söyledik. Kıdem tazminatı bize çocuklarımızın emanetidir. Hiçbir işçi kendi çocuğunun kıdem tazminatının gasp etmeye kalkanları affetmez. Her işçi bir gün 50 yaşına geleceğini ve o yaştan sonra kıdem tazminatı olmayacağını bilir. Her işçi çocuğunun hakkı için daha da kuvvetli direnir.

Torba yasa adı verilen düzenleme en çok emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) olarak bilinen işçileri etkileyecektir. Çalışma yılı ve pirim gün sayısını doldurup yaş koşulu nedeniyle bekleyen işçiler genellikle 50 yaş üzeri işçilerden oluşuyor.  Bu teklif yasalaşırsa emeklilikte yaşa takılanlar belirli süreli sözleşmeyle çalışmaya zorlanacak ve daha güvencesiz koşullarda çalışmış olacaklar, kıdem ve ihbar tazminatı olmayacak.

Daha da kötüsü var. Ayda 10 günün altında çalışan 25 yaş altı gençlerin emeklilik primi bile yatırılmayacak. Yani bu çalışma süresi emekliliklerine sayılmayacak. Üç ayrı işverende, üç ayrı sözleşme ile ayda 30 gün çalışan bir gencin emeklilik hakkı da gasp edilmiş olacak.

Kıdem tazminatımızı ve emeklilik hakkımızı torbaya atıp çalmak isteyenler, aynı torbadan işverenlere bol bol destek ve teşvik dağıtıyor. İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları yağmalanmak isteniyor. Pandemi koşullarında yaşam ve geçim savaşı veren biz işçileriz… İşsiz ve aşsız kalan biz işçileriz… Ücretsiz izin adı altında açlığa mahkum edilen yine biz işçileriz… Bize ait İşsizlik Sigortası Fonundan bol keseden destek alanlar ise patronlar. Adaletiniz batsın! Düzeniniz batsın!

İktidarın meclise getirdiği torba öyle bir torba ki adaletsizlik dolu. Kayıt dışı işçi çalıştıran işveren mevcut yasalarımıza göre suç işlemektedir. Ancak meclisteki yeni yasaya göre işveren suçunu kabul etmesi durumunda af edilmekte üstüne üslük prim teşviki ile ödüllendirmektedir.

Özetlersek; bu torba yasa ile işverenlere vergi ve pirim teşvikleri artmakta, kayıt dışı işçi çalıştıran işverenler dahi ödüllendirilmekte, işçilerin kıdem tazminatları ve emeklilik hakları parça parça ortadan kaldırılmaktadır.

Kıdem tazminatı ve emeklilik hakkı bize çocuklarımızın emanetidir ve çocuklarımızın bu hakkını savunmak tüm işçi sınıfının görevidir. Evet, tüm işçilerin 25 yaş altında çalışacak çocukları olacak ve bugünün genç işçileri de bir gün 50 yaşına gelecek.

İktidarı bir kez daha uyarıyoruz: Çocuklarımızın emanetinin ve geleceğimizin gasp edilmesine sessiz kalmayacağız!

Çocuklarımız ve geleceğimiz için direneceğiz, direneceğiz, direneceğiz!

KAYNAK:http://www.birlesikmetalis.org/

6 Kasım 2020 Cuma

MÜZİĞİMİZİN BÜYÜK KAYBI: TİMUR SELÇUK

Türk müziğinin unutulmaz ustalarından Münir Nurettin Selçuk ile tiyatro sanatçısı Şehime Erton'un oğlu olan müzik hayatında 50 yılı geride bırakan Timur Selçuk, 75 yaşında yaşamını yitirdi. 

Bir süredir Datça'da yaşayan sanatçının vefat haberini Datça Belediyesi, "Büyük usta Timur Selçuk'u kaybettik. Bize armağan ettiği muhteşem eserler için minnetlerimizi sunuyor, anısı önünde saygıyla eğiliyoruz" diyerek duyurdu.

DİSK: SESİ MEYDANLARDA YANKILANMAYA DEVAM EDECEK
"İşçi sınıfına selam", "1 Mayıs Marşı", "Nereye Payidar?" gibi unutulmaz eserlere de imza atan Timur Selçuk'un ardından Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'ndan (DİSK) şu mesaj yayınlandı:

Büyük usta, büyük sanatçı, DİSK Kültür Merkezinin ve DİSK Korosunun kurucusu, Türkiye işçi sınıfının müzisyeni #TimurSelçuk'u kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.  

Sesi meydanlarda, grev ve direniş çadırlarında, yankılanmaya devam edecek"
Atay Sözer


TİMUR SELÇUK KİMDİR?
2 Temmuz 1945 Tarihinde İstanbul'da doğdu. Türk sanat müziği bestecisi Münir Nurettin Selçuk ve tiyatro sanatçısı Şehime Erton'un oğludur. Beş yaşında piyano çalmaya başlamış, yedi yaşında ilk konserini vermiştir. Galatasaray Lisesi mezunudur. Aynı zamanda İstanbul Belediye Konservatuarı piyano bölümüne de devam etmiştir.

Paris'teki Ecole Normale de Musique de Paris'de bestecilik ve orkestra yönetimi bölümünden mezun olduktan sonra 1975'te Türkiye'ye dönmüştür. "Ayrılanlar İçin", "Sen Nerdesin", "Beyaz Güvercin" ya da "İspanyol Meyhanesi" gibi parçaları bu dönemimin şarkılarıdır. Orhan Veli, Attila İlhan'ın, ve Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları seslendirmiş, 1976'da İstanbul Oda Orkestrası'nı ve kendi öğrencilerini yetiştirdiği Çağdaş Müzik Merkezi'ni kurmuştur. Ankara Sanat Tiyatrosu'nda 10 yıl çalışmış, Bilgesu Erenus'un "Nereye Payidar" oyunu için besteler yapmış, Uğur Mumcu'nun "Sakıncalı Piyadesi"nin müziklerini yapmış, ayrıca "804 İşçi", "Ferhat ile Şirin", "Şeyh Bedrettin Destanı", "Tak-Tik", "Küçük Adam Ne Oldu Sana", "Rumuz Goncagül" ve "Galilei-Galileo" adlı oyunların müziklerini yapmıştır. "Sarıpınar 1914", "Üç İstanbul", "Cahide", "Hakkari'de Bir Mevsim" gibi filmlere de fon muziği bestelemiştir.

1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.

KAYNAK :Cumhuriyet



Coşkun Göle




Aslı Alpar


DÖNEK TÜRKÜSÜ


EKONOMİ TIKIRINDA


16 HAZİRAN İŞÇİ AYAKLANMASI




2 Kasım 2020 Pazartesi

Gene Deprem, unutma unutturma

Barış Baklan

 1999 Körfez depreminden sonra bir kez daha sarsıldık, bu kez acılar İzmir'de 6,9'la sarsıldık.

Her zaman olduğu gibi bu depremi de UNUTMAYLACAĞIZ UNUTTURMAYACAĞIZ...