29 Eylül 2020 Salı

ALTIN SAFRAN ALİCAN ABACI'NIN

 

ALİCAN ABACI

ALTIN SAFRAN SAHİPLERİNİ BULDU

Sevgili arkadaşımız Necati Abacı'nın oğlu Alican Abacı'yı yıllar sonra karşımızda usta bir yönetmek olarak görmek bizi hem şaşırttı hem de mutlu etti. Alican Abacı bu yıl 21.kez düzenlenen Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivalinde “Uçurumun Kıyısında” filmiyle En iyi film ödülünü aldı. Alican'ı yürekten kutluyor yeni filmlerini bekliyoruz.

21. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali Ödül Töreni Gerçekleştirildi

Safranbolu Belediyesi tarafından organize edilen 21. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali 25-27 Eylül tarihleri arasında UNESCO Kültür Mirası Safranbolu’da pandemiye rağmen sanatla dolu dolu gerçekleştiriliyor. Aralıksız devam etme özelliği ile Türkiye’de ilk ve tek olma niteliğine sahip, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteklediği Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali 2 ayrı yarışmaya ev sahipliği yaptı. Belgesel Film kategorileri ve Fotoğraf dallarında jürinin değerlendirmesinin ardından dereceye giren yarışmacılara ödülleri bugün takdim edildi.


21. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali Ödül Töreni bugün Karabük Valisi Fuat Gürel, Safranbolu Kaymakamı Mehmet Türköz, Festival Organizasyon Komite Başkanı ve Belediye Başkanı Elif Köse, Festival Organizasyon Komite Üyeleri, Jüri üyeleri, dereceye giren katılımcılar ve vatandaşların katılımı ile geçekleşti. Ödül Töreni’nde Serbest Kategori En İyi Film Ödülü’nü “Uçurumun Kıyısında” ile Alican Abacı alırken, Amatör Kategori Jüri Özel Ödülünü “Kördüğüm” belgesel filmiyle Selim Uyar aldı. Amatör Kategori Süha Arın Özel Ödülü’nü “Orman Çakalları” Tufan Yıldız, Amatör Kategori En İyi Belgesel Film Ödülü “Uzaklarda” ile Arjin Civan Şahin, Profesyonel Jüri Özel Ödülü’nü “Aynı Evin Çocukları” ile Hasan ve Kurtuluş Özgen kardeşler layık görüldü. Profesyonel Kategori En İyi Film Ödülü’nü ise “Gracefully” Arash ESHAGHİ aldı.

Dereceye giren belgesel filmlerin ve kazananı daha önce duyurulan fotoğrafların ödüllerini, Festival Komitesi Başkanı Elif Köse, Safranbolu Kaymakamı Mehmet Türköz, Karabük Valisi Fuat Gürel ve protokol üyeleri tarafından verildi.

Belgeselde 98 Ülkeden 1431 yarışmacı.

2004’te uluslararası boyut kazanarak pek çok başarılı yapıtın tanınmasına yardımcı olan Uluslararası Belgesel Film Festivali yarışmalarına katılım her geçen yıl artıyor.

Kültürel mirasın gelecek nesillere estetik kaygı ve bilimsel bakış açısı ile aktarılmasını arzu ettiklerini belirten Festival Komitesi ve Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse, “Kültürün mimariye yansıdığı kendine özgü ve yaşayan bir müze sayılan Safranbolu yerli ve yabancı pek çok misafiri ağırlarken, kültür ve sanat alanında da ismini duyurmaya devam ediyor. Pandemiye rağmen Kültür ve sanatı en iyi ifade eden festivallerden biri olan festivalimizi icra etme cesaretini gösterdik. Sürekliliği bizim için çok kıymetli. Bu bağlamda bize destek olan Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğümüze, Valiliğimize, Üniversitemize, Kaymakamlığımıza, Festival Organizasyon Komite Üyelerimize ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Cesaretimizin karşılığını da aldık. Bu yıl festivalimize belgesel film ödülü için 98 ülkeden 1431 başvuru, fotoğraf yarışması için ise 1110 başvuru oldu. Sıra dışı yapımlar ve fotoğraflarla karşılaştığımız heyecanlı ve sanatsal açıdan dolu dolu bir festival oldu. Festivali festival yapan sanatçılar ve sanatsever katılımcılardır. Ben eserleri ile katılım sağlayan tüm katılımcılara teşekkür ediyorum.” dedi.

26 Eylül 2020 Cumartesi

YOL TV SÖYLEŞİSİ

 
YOL TV'de HOMUR MİZAH GRUBU'ndan Atay Sözer  Rojda Aslan'la Homur'un 21.yılı ve dünden bugüne mizah üzerine söyleşi yaptı.
 
İzlemek İçin Linki tıklayın.
 

OTOBÜS OYUNU İLK GÖSTERİM

 

İBŞT 2012-2013 sezonunda Bulgar yazar Stanislav Stratiev’nin OTOBÜS oyunu Arif Akkaya tarafından sahnelendi. Bir otobüsün farklı sosyal sınıflardan yolcularıyla çıktığı yol öyküsünde metaforik olarak ülkenin tarihsel yolculuğuna göndermeler yapan siyasal bir oyundu. Yönetmen Akkaya oyun boyunca fondaki perdede haraketli karikatürler istedi, bunlar sözde yolda görülen olayları anlatacaktı. 1940’ların sonundan günümüze kadar uzanan süreç içinde ülkede yaşanan olaylar karikatürler olarak yansıtılacaktı. Missuri Zırhlısının gelişiyle ABD’nin ülkeye adım atmasıyla başlayan süreç, Demokrat Parti iktidarı, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, darbeler, idamlar, grevler, siyasi cinayetler, irticaa gibi pek çok olay seçildi, karikatürize edildi. Otobüs şoförü yol boyunca değiştirdiği şapkalarıyla değişen iktidarları sembolize ediyordu. Homur’dan Atilla Atala, Asuman Küçükkantarcılar, Atay Sözer, Canol Kocagöz, Coşkun Göle, Vahit Akça yoğun bir mesaiden sonra sayısız çizim yaptı bunlar daha sonra Cem Ulu tarafından hareketli hale getirildi. Ülkemizde tiyatroda karikatürün bu kadar yoğun olarak kullanıldığı ilk örnekti bu.

 

 

TEKNİK EKİP

YAZAN:

Stanislav Stratiev

ÇEVİREN:

Cahangir Novruzov

YÖNETMEN:

Arif Akkaya

DRAMATURG:

Hatice Yurtduru

SAHNE TASARIM:

Barış Dinçel

KOSTÜM TASARIM:

Ayşen Aktengiz

Onur Uğurlu

IŞIK TASARIM:

Kemal Yiğitcan

EFEKT:

Metin Taşkıran

Ersin Aşar

KOREOGRAFİ:

Mikel Vidhi

KARİKATÜRLER:

HOMUR Mizah ve Karikatür Grubu

ANİMASYON:

Cem Ulu

Arif Akkaya

YÖNETMEN YARDIMCILARI:

Göksel Arslan

Burcu Çoban

Seda Tansuker Selçuk

MÜZİK ÇALIŞTIRICISI:

Orcan Koç

BARKOVİZYON UYGULAMA:

Serkan Yavşan

SUFLÖR:

Feriha Eyüboğlu

MAKYAJ

Toron Karacaoğlu

IŞIK UYGULAMA

Ceyhun Ergül

Filiz Kafdağlı

KOSTÜM UYGULAMA

Onur Uğurlu

EFEKT UYGULAMA

Ersin Aşar

Metin Taşkıran

SAHNE TERZİLERİ

Fatih Ördek

Fatma Pamukçu

SAHNE KUAFÖRLERİ

Mustafa Konya

Faik Kahveci

Emre Konya

Mustafa Demir

Dursun Yarar

AKSESUAR SORUMLULARI

Fikret Yayan

Saki Kanatlar

Ömer Pekşen

BUTAFOR

Bahri İridağ

Hülya Genç

 

GENEL SANAT YÖNETMENİ

Ayşenil Şamlıoğlu

 

OYUNCULAR

YAZAR: Fahri KINCIR

AKILLI: Ahmet ÖZASLAN

HUYSUZ: Mert AYKUL

VİRTÜÖZ:Mert TURAK

DELİKANLI: Elyesa EVKAYA

KIZ:İrem ERKAYA

UYUZ:Burak DAVUTOĞLU

ERKEK:Can ERTUĞRUL

KADIN:Berrin AKDENİZ

KÖYLÜ:Ergun ÜĞLÜ

ŞOFÖR:Barış Çağatay ÇAKIROĞLU

 

HOMUR'UN HOMURDAYANLARI

Canol KOCAGÖZ

Atay SÖZER

Asuman KÜÇÜKKANTARCILAR

Atilla ATALA

Coşkun GÖLE

Vahit AKÇA

 

                                                                              OTOBÜS

18 Eylül 2020 Cuma

“Sanat sokakta” diyen ‘Homur’ 21 yaşında her yerde


Canol Kocagöz'le Ege Telgrafta yayınlanan söyleşi.

Mazlum VESEK

 

1999 yılında yolculuğa başlayan Homur Mizah Dergisi, Türkiye’den ve dünyadan 387 yazar-çizeri bir araya getirdi. Çevre sorunları dahil her konu da sesini yükseltti Canol Kocagöz, 1999’da Homur’un ilk sayısı yayımlandığından bu yana derginin ekibinde yer alıyor. Çizer olduğu kadar mizah basınının önemli bir emekçisi. Homur Dergisi 20 yılı devirip 21’inci yılında yola devam ederken Kocagöz’le neler yaptıklarını konuştuk. Kocagöz, 12 Eylül Darbesi’nin 40’ıncı yılında mizahı, Homur’un 21’inci yılında mizahın durumunu anlattı.

 

12 Eylül Darbesi’nin 40’ıncı yılındayız. Darbenin sıcağı sıcağına yaşandığı günlerden bu yana ülkemiz mizahının darbe karşısındaki sınavını kısaca değerlendirir misiniz?

Değerli dostum sorunuzu iki kısımda değerlendirmem daha doğru olacak gibi geliyor. Birinci bölümde açık askeri diktatörlük dönemi. Bu dönemde mizahçılar faşizme karşı ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. Yayın organları ile demokratik kitle örgütleri kapalı bile olsa askeri rejime karşı amansız bir mücadeleye giriştiler. Dergiler kapatılsa da, çizgiler üzerinde soruşturmalar sürse de, yazarlar ve çizerler mesleklerinin hakkını verdiler birbirleri ile dayanışmayı yükselttiler. Demokratik kitle örgütlerin ve siyasi partilerin açılarak faaliyete başladıkları döneme rast gelen emperyalist ülkeler ABD Başkanı Regan ile İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’ın 1981’de sermayenin kültür politikaları üzerine aldıkları neo-liberal kararların hayata geçirildiği günümüze kadar geçen süreyi göze alırsak iyi bir sınav verdiği söylenemez. Bahsettiğim bu dönemde diğer sanat alanlarında olduğu gibi sermayenin her türlü saldırısına karşı mizahçılarda özel birkaç olay dışında sınıfta kaldı diyebiliriz. Ama yine de umutluyuz bir avuç mizah yazar ve çizer sermayeye karşı sınıf mücadelesini yürütüyor.

-Ülkemizde mizah yayıncılığının tarihinin hakkıyla yazıldığını düşünüyor musunuz?

Mizah yayıncılığının tarihinin hakkıyla değil yazıldığı hiç olmadığını söyleyebilirim. Bazı yayınlardan ne kadar yararlansam da bu eksikliği burada belirtmem de yarar var. Bu konu da daha derli toplu bir çalışma yapılması gerekiyor. Mizah tarihçiliği hakkında ki sorunuz mizah dünyasını kalbinden vuran bir soru. Dile getirdiğiniz sorun benim yıllardır kafa yorduğum, birçok alanda dile getirdiğim ama bir türlü beceremediğim bir iş. Mizah ve karikatür tarihi zor bir iş. Bu iş için Cumhuriyet’in kuruluşunun 75. yılında T.C Kültür Bakanlığı’na ve Cumhurbaşkanlığı’na bir proje verdik. Karikatürcüler Derneği’nin kongrelerinde dile getirdik ama bu konuda ne devlet aygıtının ne de arkadaşlarımızın hazır olmadığını gördüm. Ama ilerideki günlerde bu projeleri mutlaka genç mizahçıların hayata geçireceğine inanıyorum. Mizah ve karikatür tarihinin sanat örgütlerinin, Kültür Bakanlığı’nın, üniversitelerin ilgili bölümlerinin katılımıyla mutlaka geniş bir yelpazede yapılmasının doğru olacağına inanıyorum. Yoksa çok dar ve eksik bir mizah tarihi olur. Bu da yeni yanlışları beraberinde getirir.

–Homur Dergisi’ni mizah yayın tarihimiz içinde nasıl konumlandırıyorsunuz?

Sorunuza müsaade ederseniz Homur Mizah Dergisini tanıtarak başlayacağım. İlk sayısı 18 Aralık 1999 tarihinde yayınlanan, içeriği, bilim-sanat dolu yapısı, fıstıki yeşil rengi, boyutu, biçimi, özel çıkış zamanları gibi ama her şeyden önce tavrı ile diğer mizah dergilerinden ayrılan dergimiz Homur yayın hayatının 21. yılında. İlk sayımızda ve ilk dönemlerimizde Evrensel gazetesiyle beraber okuyucuya ulaştık. Bunu belirtmeliyim. Dergimiz, bugünlere hayatta olmayan mizah ustalarımız; Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mustafa Uykusuz’un Markopaşa Mizah Dergisi’nin tavrı olan “halk için, halkla beraber” anlayışı ile ulaştı. Ama Homur’u diğer mizah dergilerinden kökten ayıran başlıca farkı “İşçi ve emekçi halkımızdan yana mizahi tavrı” dır. Homur ne günlük gazeteler kadar büyük, ne mizah dergileri kadar küçük, kırık bir boyda. Hakim olan rengi ise fıstık-i yeşil. Gerek rengi, gerek boyutu ve tabii ki esas olarak içeriğiyle, bugüne kadar yayınlanmış ve yayınlanmakta olan mizah dergilerine benzemiyor. Homur, felsefesinden aldığı güçle kapitalizmin karmaşık, akıl almaz saldırı teorilerine karşı işçi ve emekçilerin mücadelesine hiciv ve mizahı katarak destek ve yardımcı olmaya çalışan bir dergi. Vahşileşen kapitalizmin kirli oyunlarını mizahla teşhir ederken çalışmalarını da mizahın diliyle yaptı. Her zaman bilim ve sanat dünyasıyla beraber olayların üstüne üstüne yürüdü. Muhalefetin yalnız Türkiye`de değil, tüm dünyada kabuk değiştirdiği, işçi ve emekçilerin örgütlenmesinin zaafa uğradığı dönemde, Homur`un işçi ve emekçi kitlelerden gelen taleple her geçen gün daha iyiye, daha güzele yönelerek kitlelerin sevgisini kazanması, her sayısında diğer sayısından daha iyi olmaya çalışması, hem Homur`un başarısının, hem de dibe vuran emekçilerin mücadelelerinin yükselişe geçtiğinin göstergesidir diyebilirim. Bu da bize güç ve onur veriyor. Homur’u oluşturanların kurdukları Homur Mizah ve Karikatür Grubu, 21.yılında 87 sayı Homur dergisinin yanı sıra daha küçük boyutta olan “Kriz” dergisini çıkardı. Halen Homur dergisinin yanı sıra DİSK Birleşik Metal İşçi Sendikası için “HomurCUK” dergisi ile metal işçilerinin çocukları için “Kırmızı METAL KARINCA” adlı çocuk dergisini yayınlamaya devam ediyor. Homur dergilerini, işçi ve emekçiler başta olmak üzere Türkiye’den ve dünyadan 387 yazar-çizer, birbirinden güzel eserleriyle yarattı. Dergiler 29 demokratik kitle örgütü, dernek, meslek odası, sendika ve platformlarla beraber oluşturuldu, bedelsiz olarak kitlelere ulaştırıldı. Üç sayısı 2. baskı yapan, her sayısının 10 bin ila 50 bin arasında tirajı olan Homur, mahallelerde, köylerde ve şehirlerde dağıtıldı. Homur dergileri, bugün demokratik kitle örgütleri, platformlar, meslek odaları, sendikalar ile yaşıyor. Homur’ un 17 Ağustos depreminden sonra geliri depremzedelere verilmek üzere İstanbul Tabip Odası ile hazırlayıp hayata geçirdiği kartpostal kitap mizah tarihimize örnek bir dayanışma olarak geçti.

-Homur’un sendikalarla olan ortak çalışmalarını biliyoruz. İşçi kitleleriyle bağ kurmanın sizin için bir öncelik olduğu anlaşıyor. Bu çevredeki okurlarınızda nasıl bir karşılık buluyorsunuz? Çizdiklerinize, yazdıklarınıza geri dönüşler nasıl?

Türkiye mizah dünyasında ayrı bir çizgide yerimiz olduğunu görüyoruz. Yayın hayatımıza devam ettiğimiz 21. yılda her şeye rağmen yaşıyoruz ve mücadele ediyoruz. Türkiye gibi her şeyin dibe vurduğu bir dünyada ilkeli, işçi-emekçilerden yana taraf olduğunu haykırarak yayın yapan bir yayın organının olmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Mizah dünyasında ayrı bir yeri olan Homur’a DİSK Birleşik Metal İş başta olmak üzere sendikalar, TMMOB bağlı odalar, Tabip Odası, platformlar ve tabi ki yazar-çizer emekçilerimiz sahip çıktılar ve Homur’u bugünlere getirdiler. Okurlarımızla ilişkilerimiz ise onların dergimize sahip çıkarak bugünlere gelmesinde büyük katkı sağladıklarına inanıyoruz. Sendikaların tabanının veya odaların üyelerinin dergiye sahip çıkmaları, yazar ve çizerlerimizin işçi ile emekçilerin mücadeleleri ile kendi yaşamlarını sınıf mücadeleleri ile birleştirmeleri sonucunda yayınlarımıza devam ediyoruz. Ayrıca az da olsa genç çizerlerle kucaklaşıyoruz. Dayanışmayı yükseltiyoruz. “Sanat sokakta” ilkesini benimseyip sergilerimizi ve panellerimizi sokağa taşıyoruz.

Homur, çevre konusunda da epey duyarlı bir dergi. Özellikle İzmir özelindeki çevre ve tarihi alanların tahribatı konusunda mizahçılar olarak yaptıklarınızı anlatır mısınız?

Homur mizah dergimizde önemli İzmirli yazar ve çizerler var. Bu durum dolaylı da olsa yayınlarımıza yansıyor. Ama genel sorunlarla beraber İzmir’in sorunlarını düşündüğümüz için yaptığımız özel olarak İzmir damgalı işler olmuyor. Ama ilk sağlık merkezlerinden olan İzmir’in Bergama ilçesindeki Alliona Antik Kenti’nin sular altında kalmaması için Türk Tabipler Birliği ile beraber ortak bir Homur dergisi çıkardık ve Türkiye’de bu konu da yapılan etkinliklerde dağıttık. Ayrıca Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu ile İzmir’in Dikili ilçesinde ve diğer bazı yerlerde “Su Yaşamdır, Satılamaz” sergisi açtık. İzmir’in Selçuk ilçesinde birinci körfez savaşı sırasında savaşa karşı “ U.S.A.N.dık “ karikatür sergisini açtık. İzmir /Konak Neşe Karikatür Müzesinde Homur çizgileri sergisi açtık. Ayrıca İzmir / Karaburun Belediye’sinin her yıl ayrı bir mizah dergisine verilmesi düşünülen “Yılın Mizah Dergisi Ödülü”nün ilki 2010 yılında Homur’a verildi. DİSK Birleşik Metal İş Sendikası İzmir Şubesinde “Küreselleşme=Köleselleşme” açıldı. İzmir merkezli Saat Kulesi Karikatür Grubu ve Devrimci 78’liler Derneği ile beraber 12 Eylül 1980 darbesinin 30. yılında “Besleyenler ve Beslenenler” karikatür sergisi ve kitabı çalışmalarına katıldık. -Derginizin Türkiye dışında da, örneğin Filistin halkıyla bir dayanışması olduğunu görüyoruz. Bu dayanışmadan söz eder misiniz? . İsrail gizli servisi Mossad’ın Londra’da öldürdüğü Filistinli çizer Naci El Ali adına dünyaya Filistin sorununu hatırlatmak ve meslektaşımız çizer arkadaşımızın anısını yaşatmak için Filistin Kurtuluş Örgütü’nün efsane ismi Leyla Halid’in de jürisine bizzat gelerek eşlik ettiği bir yarışma ve sergisi düzenleyerek Filistin halkının haklı davası ile dayanışmamızı yükselttik. Homur yayın hayatı boyunca topluma yön veren ustalarımız ; Nasreddin Hoca , Aziz Nesin, Ruhi Su, Adnan Yücel, Naci El Ali için sergiler açmış, ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenlemiş, yayınlar çıkarmıştır. Homur mizah çalışmalarını hayatın her alanına yaymak istemiş sergi, dergi çalışmalarının yanında 2012 yılında Bulgar yazar Stanislav Stratiev’nin İBB Şehir Tiyatrolarında Arif Akkaya’nın sahneye koyduğu yakın tarihimize göndermeler yapan “Otobüs” adlı tiyatro oyununda sahneye yansıtılan ve canlandırılan karikatürler Homur Grubu tarafından hazırlandı. Türkiye’de bu çalışma karikatürün bir tiyatro oyununda canlandırılarak yoğun biçimde kullanıldığı ilk örnekti.

-Korona salgınının kültürel etkinlik ve buluşmaları büyük ölçüde etkilediği bir dönemden geçiyoruz. Homur, bu döneme ilişkin özel çalışmalar yaptı mı? Neler yapacaksınız?

Bu konuda daha çok konuşmak isterdim. Ama kültürel ve sanatsal etkinlikler ile üretimlerin durma noktasına geldiği noktada işimiz zor.Diğer sanat alanlarında olduğu gibi hem gazetelerin hem de mizahçıların pandemiden dolayı üretimlerini daralttığı dönem olarak tarihe geçecek. Homur olarak 1.Nisan Dünya Şaka Gününde TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesinde sergimiz vardı, iptal etmek zorunda kaldık. Bu sergi hazır vaziyette bekliyor; ama şu anda açmayı düşünmüyoruz. HomurCUK 31.sayımızı korona salgınına ayırdık. Ama salgın geçinceye kadar dergimizde bu koyuyu çeşitli şekillerde işlemeye çalışacağız. Önümüzdeki günlerde belki korona sergilerimiz için bazı alanlar bulabiliriz.

 

 

17 Eylül 2020 Perşembe

2 Eylül 2020 Çarşamba

Faruk Çağla'yı Kaybettik


Karikatürist, grafiker, akademisyen dostumuz Faruk Çağla'yı Covid-19 virüsü yüzünden kaybettik.



Faruk Çağla'nın tasarladığı logolar

Charlie Hebdo yeniden


Charlie Hebdo, tartışılan karikatürleri yeniden yayımlayacak
Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo, bugün Paris’te başlayacak dava öncesinde, tartışmalara neden olan karikatürleri yeniden yayımlama kararı aldı.
2015 yılında radikal İslamcı örgüt El-Kaide tarafından üstlenilen Charlie Hebdo saldırısıyla ilgili dava bugün Paris’te başlıyor. Dergi, bugün satışa çıkacak sayısında büyük tartışmalara neden olan karikatürleri yeniden yayımlayacak.
Derginin Genel Yayın Yönetmeni Laurent Sourisseau, yeni sayıda yayımlanacak başyazısında, “Asla boyun eğmeyeceğiz, asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Sourisseau, “Bizi vuran nefret hala burada” dedi.
Derginin eski yayın direktörü Philippe Val karikatürlerin tekrar yayımlanmasının, düşünce özgürlüğünü ‘teröre’ karşı savunmak için ‘harikulade bir fikir’ olduğunu dile getirdi.
Fransa İslam Konseyi Başkanı Muhammed Moussaoui ise karikatürleri ‘görmezden gelme’ çağrısında bulundu. Moussaoui “Karikatürize etme özgürlüğü herkes için garanti altına alınmıştır, sevme ve sevmeme özgürlüğü de öyle. Şiddeti hiçbir şey haklı çıkaramaz” şeklinde konuştu.
SALDIRGANLARA YARDIM EDENLER YARGILANACAK
7 Ocak 2015'te Şerif ve Said Kouachi kardeşler, Paris’te bulunan Charlie Hebdo dergisine girerek aralarında ülkenin en ünlü karikatüristlerinin de bulunduğu 12 kişiyi öldürmüştü. Saldırıyı radikal İslamcı örgüt El-Kaide üstlenmişti. Saldırganların suç ortağı olduğu iddia edilen kişiler de Paris'te bir polisi vurarak öldürmüş ve bir Yahudi marketindeki rehin alma olayında ise 4 kişi hayatını kaybetmişti.
Bugünkü duruşmada yargılanacak 14 sanık, bu saldırıları düzenleyenlere lojistik destek sağlamakla ve silah bulundurmakla suçlanıyor.

Macron'dan Charlie Hebdo karikatürleri açıklaması: İfade özgürlüğüne sahibiz açıklaması geldi.
2015 yılında İslamcıların saldırısına uğrayan Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’nun, saldırganlara yardım etmekle suçlanan 14 zanlının yargılanacağı davadan önce saldırıya gerekçe olarak gösterilen karikatürleri yeniden yayımlama kararı almasına ilişkin tartışmalar sürüyor.
Sputnik'te yer alan habere göre, Lübnan’a yaptığı ziyaret sırasında konuyla ilgili fikri sorulan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Gazetecilerin ya da haber merkezlerinin editöryal seçimleri hakkında yargıya varmak bir cumhuriyetin başkanının vazifesi değildir, asla. Çünkü biz ifade özgürlüğüne sahibiz” dedi.
Macron ayrıca birbirine nezaket ve saygı göstermenin, ‘nefret diyalogundan’ kaçınmanın Fransız vatandaşlarının görevi olduğunu da ekledi.

24 Ağustos 2020 Pazartesi

MUZAFFER İZGÜ'YÜ ANIYONRUZ

ARAMIZDAN AYRILIŞININ 3.YILINDA MUZAFFER İZGÜ




 
 
 
 

22 Ağustos 2020 Cumartesi

The FEBS Journal'ın Covid-19 Yaratıcı İletişim Yarışması birinciliği Türkiye'den




Avrupa Biyokimya Dernekleri Federasyonu'nun (The Federation of the European Biochemical Societies) bu sene özel olarak düzenlediği Covid-19 Yaratıcı İletişim Yarışması sonuçlandı.
 


Pek çok ülkeden katılımcıların yazı, karikatür ve videolarla katkıda bulundukları yarışmada birinciliğe Boğaziçi Üniversitesi'nde doktora eğitimini sürdürmekte olan Yiğit Kocagöz'ün 'Isolation Chronicles: Journey to the Lost Insitute' (İzolasyon Günlükleri: Kayıp Enstitüye Yolculuk) isimli çizgiromanı layık görüldü. Covid-19 salgınının biyologların yaşamlarına olan etkisini mizahi dille anlatan hikaye, federasyonun salgın için özel olarak hazırladığı bilimsel dergide önümüzdeki aylarda basılacak.




Kaynak : www.istanbulgercegi.com

Covid-19 Yaratıcı İletişim Yarışması’nın birincisi Boğaziçi Üniversitesi’nden çıktı
Avrupa Biyokimya Dernekleri Federasyonu'nun (The Federation of the European Biochemical Societies) bu yıl özel olarak düzenlediği ve yakın tarihte sonuçlanan Covid-19 Yaratıcı İletişim Yarışması’nın birincisi Boğaziçi Üniversitesi’nden çıktı. Pek çok ülkeden katılımcının yazı, karikatür ve videolarla katkı sağladıkları yarışmada birinciliğe Boğaziçi Üniversitesi'nde doktora çalışmalarını sürdürmekte olan Yiğit Kocagöz'ün 'Isolation Chronicles: Journey to the Lost Insitute' (İzolasyon Günlükleri: Kayıp Enstitüye Yolculuk) adlı çizgi romanı layık görüldü. Yiğit Kocagöz’ün pandeminin biyologların yaşamlarına olan etkisini mizahi dille anlatan çizgi romanı, federasyonun salgın için özel olarak hazırladığı bilimsel dergide önümüzdeki aylarda basılacak.





Avrupa Biyokimya Dernekleri Federasyonu'nun pandemi nedeniyle düzenlediği “Covid-19 Yaratıcı İletişim Yarışması’nda” birinciliği ülkemize getiren Yiğit Kocagöz (BÜ’11), akademik çalışmalarının yanında küçük yaşlardan beri ilgilendiği çizgi roman konusunda üretimlerini sürdürüyor. Gelecekte sanatı ve temel bilimleri bir araya getiren projelerde yer almak istediğini belirten Yiğit Kocagöz ile yarışmaya giden süreci ve kendisine birincilik getiren çizgi romanını hazırlarken nelerden esinlendiğine dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.  

Sizi tanıyabilir miyiz?

Yiğit Kocagöz: Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde doktora yapmaktayım. Araştırma görevlisiyim. Lisans eğitimimi de aynı bölümde 2006-2011 yılları arasında aldım. Sonrasında yüksek lisans için Almanya Heidelberg Üniversitesi’ne gittim. Orada gelişim biyolojisi alanında yüksek lisansımı tamamlayıp Türkiye’ye döndüm. Sinirbilim üzerine araştırmalarıma devam ediyorum.

Çizgi roman ve karikatürle çocukluğumdan beri haşır neşir oldum. Babam Canol Kocagöz karikatürist. Çizgi roman konusunda ilk becerilerimi onunla kazandım. Annem Huriye Kocagöz jeoloji mühendisidir. Annem sayesinde temel bilim arka planım oluşmuştu. Böylece sanat ve bilimi birleştiren bir bireye dönüşmeye başlamıştım. Üniversite yıllarımda ise Boğaziçi’nde ders vermiş rahmetli Galip Tekin’nden “Art of Animation” dersi almıştım. Sonrasında karikatür üzerine daha fazla akademik okuma yapmak istediğimi fark edip yine Boğaziçi Üniversitesi’nde çizgi roman teorisi ve tarihçesi üzerine dersler veren Gazi Mehmet Emin Adanalı’dan ders almıştım. İTÜ’de görev yapan yakından tanıdığım Prof. Dr. Tayfun Akgül de bir yandan elektronik mühendisliği üzerine akademik üretimler yapan diğer yandan karikatür kitapları yayımlayan biri olarak örnek aldığım isimlerdendir. Yine çizgi romanla alakalı olarak üniversite yıllarında Mithat Alam Film Merkezi’nde Stop-Motion atölyesinin düzenlenmesine katkı sağladım.

Yüksek lisans yıllarımda daha fazla vakit yaratarak çizgi roman üretimine ağırlık verdim. İlk başta ufak tefek çizimlerle başladı. Bu çizimler belli hikâye anlatılarına dönüştü. “Sequential art” şeklinde tabir edilen çizimler gerçekleştiriyordum. Akademisyen arkadaşım Can Yalçınkaya ile dönemin güncel olaylarıyla alakalı çizgi roman gazeteciliği üzerine çalışmalar yürüttüm. Dijital ortamlarda çeşitli çizgi eserleri incelediğim eleştiri yazılarım yayımlandı. Ben kendimi çizer olarak tanımlamıyorum. Çizer olmanın gerektirdiği büyük emeği ve çabayı tam anlamıyla sergilediğimi düşünmüyorum ama zaman içinde kendi akademik alanımı da çizimle anlatabileceğimi fark ettim. Aslında biyoloji konulu makalelerde görsellik çok önemlidir. Çeşitli şemalar, grafikler, gerekli hallerde mikroskop görüntüleri bolca kullanılır. O sebeple yüksek lisans ve doktora yıllarımda hazmı zor biyoloji konularını grafik sanatlarla anlatma girişimlerim de oldu. 

Avrupa Biyokimya Dernekleri Federasyonu'nun bu yıl özel olarak düzenlediği Covid-19 Yaratıcı İletişim Yarışması’nın amaçları nelerdi? Siz katılmaya nasıl karar verdiniz?

Yarışma duyurusuna sosyal medyada denk gelip katılmaya karar verdim. Avrupa Biyokimya Dernekleri Federasyonu, bir süredir görsel sanatların önemine dikkat çekiyor. Yayımladıkları hakemli derginin kapak tasarımı için yarışmalar düzenlediklerini biliyorum. Genel olarak Avrupa ve Amerika’da görsel sanatları temel bilimlerle temas ettirme çabası giderek yaygınlık kazanıyor. Avrupa’da bu anlamda öne çıkan Avrupa Biyokimya Dernekleri Federasyonu, pandemi döneminde biyologların hayatlarının nasıl değiştiğini yansıtan yani pandeminin insani bir boyutuna değinen bir iletişim yarışması düzenlemeye karar vermiş. Ben yarışmaya katılımın daha çok video ağırlıklı olmasını bekliyordum. Sanırım salgın dolayısıyla laboratuvarda lojistik olarak bir grubu toplamanın göze alınamamasından ötürü yarışmaya en fazla çizimle katılım sağlandı. Ben de bir çizgi roman hazırlayarak pandeminin sosyal karşılıklarını anlatabilirim diye düşünmüştüm. Zaten yarışmadan önce kendi laboratuvar hayatımı resmetmeye çalıştığım bazı çizimlerim vardı. O anlamda laboratuvar hayatını kâğıda dökme konusunda elim yatkındı.

“Indiana Jones misali çalıştığım laboratuvarı yeniden keşfe çıktım”
Çizgi roman kaç çizimden oluşuyor? Ne kadar sürede tamamladınız? Çizerken belli ilham kaynaklarınız oldu mu?

Birincilik kazandığım çalışma yirmi sayfadan oluşan bir çizgi roman. Tasarım süreci yaklaşık olarak bir hafta sürdü. Çizim ve genel düzenleme de iki günümü aldı. Her çizim belli boyutlardaki karelerden oluşuyor. 

Temel bilimler alanında doktora yaparken laboratuvarda çoğunlukla hafta sonu dahil her vakit yoğun çalıştığınız bir düzende yaşıyorsunuz. Fakat mart ayından itibaren bir anda çalışma düzeni bozuldu. Özellikle tez yazacak arkadaşlar için hocalarımız, sağlığın daha önemli olduğunu belirtip laboratuvar çalışmalarına ara verilmesini rica ettiler. Bir anda hep beraber değişim sürecine girdik. Çok yoğun çalışan bir insandım, dolayısıyla boşluğa düştüm. Meslektaşlarımla konuştuğumda herkesin benzer sıkıntıları yaşadığını fark ettim. Akademi bunları pek dile getirdiğininiz bir ortam değildir. Ama ben salgının yarattığı paranoyadan dolayı bu sıkıntıların akademide bile dışa vurulabildiğini gördüm ve yarışmayı düzenleyen federasyonun bu dışa vurumla ilgilendiğini düşündüm. O sırada karantina günlerinde evde otururken Indiana Jones serisini yeniden izlemeye başlamıştım. O serinin aslında akademide bir başka alan olan arkeolojiyi karikatürize ettiğini fark ettim. Hatta Indiana Jones’un arkeolog olmak isteyen pek çok insana ilham kaynağı olduğunu biliyorum.  Annem de sen küçükken arkeolog olmak isterdin diyor.  Filmi yeniden keşfederken herkesin seyredebildiği, sempatik aksiyon sinemasının o havasına ihtiyacım olduğunu düşündüm. Bu noktaların hepsi hikâyem için ilham kaynağı oldu.

Çizgi romanınızın 'Isolation Chronicles: Journey to the Lost Insitute' (İzolasyon Günlükleri: Kayıp Enstitüye Yolculuk) başlığı da dikkat çekici. Macera filmi başlığına benziyor...

Evet! Üç ay boyunca evde kalmıştım ancak bölüm varlığını bir yandan devam ettiriyordu. Deney hayvanlarımızın bu dönemde düzenli bakımları gerçekleşti. Aradan geçen zamanla ben laboratuvara tekrar girdiğimde kendimi tarihin akışından kopmuş şekilde, laboratuvarı da dış dünyadan kopmuş şekilde hayal ettim. Indiana Jones misali kendi bölümümü keşfe çıktığım bir macera yazdım. Orada üç ay boyunca araştırmalarını devam ettiren bilim insanları vardı. Özellikle Covid-19 aşısı üzerine çalışma yapan meslektaşlarım evlerine gitmiyorlar, misafirhanede kalıyorlar. Hiç unutmam ben laboratuvara geri döndüğüm ilk gün metrobüsle geldiğim için arkadaşlarım bana korkuyla bakmışlardı. Bu ilk karşılaşmaların gerginliklerini biz bölüm içinde cidden yaşadık. Bu karşılaşmaları karikatürize ettim. Figürler de tamamen kendi tanıdıklarımın karikatürize edilmiş halleridir. Laboratuvardaki arkadaşlarımın ilgimi çeken fiziki ya da karakteristik özelliklerini vurgulayan çizimler yapmaya çalıştım. Kişiyi zedelemeyecek, bilakis o kişinin incelendiğini ve değer verildiğini gösterdiğim motifler koydum. 




“Sanat, pandemi günlerinde üzerimizdeki baskıyı azaltabilir”
Salgınla ilgili verileri ve rakamları sıkça konuşurken “insan” faktörünün göz ardı edildiği şeklinde bazı eleştiriler söz konusu. Sizce Covid-19’u anlatırken insanı ön plana çıkarmak için sanatın nasıl bir gücü ve etkisi var?

Pandeminin insani boyutu için sanat dallarından beslenmemiz gerekiyor. Çünkü tek başlarına rakamlar bir anlam ifade etseler de aslında bunlarla nasıl baş edebileceğimizi bilemiyoruz. Rakamlar karşısında bir grup duyarsızlaşıyor bir grup ise korkuyla ne yapacağını bilemez hale gelebiliyor. Sevdiğim bir alıntı var: “Tehlike gerçektir ama korku bir seçim.” Sağlık sektörü dışındaki insanlara bu mesajı bilim insanı ve sanatçının birlikte yumuşak bir şekilde vermesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela uzun yıllardır ilgilendiğim sinema özelinden bakacak olursak salgından önce zombi ve felaket temalı filmler sevilirdi. Gerçekten salgınla karşılaşıldığında ise bu filmler artık rağbet görmüyor. Zeitgeist (zamanın ruhu) bunu kaldırmaya uygun değil. Bunun üzerinden eskiden yapılan anlatılar şimdi insanların kaçtığı anlatılara döndü. Salgın günlerinde sevenlerin buluşamaması üzerinden geçen bir aşk hikayesi ise insanların kendilerini salgın günleriyle bağdaştırabilecekleri bir nokta olabilir. Sanatın gücü, insanların üzerlerindeki baskıyı azaltmalarına yardımcı olabilir.

Psikolojik olarak olumlu etkilerinin dışında Covid-19’a dair bilimsel gerçeklerin sanatsal araç gereçlerle sunulmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Detaylı bilimsel içeriklerin video sanatı, çizgi roman ve inforgrafiklerle anlatılmasını yararlı buluyorum. Bizim de Moleküler Biyoloji Derneği’nde test kitlerinin nasıl çalıştığını çizimlerle anlatmaya çalıştığımız bir projemiz oldu. Dünyada da bilimsel bilgilerin sanatsal yollarla sunulduğu pek çok çalışma var. Bu gibi çalışmalar açıkçası belli kurgularla, bir kahraman bulundurması ve ufak tefek çatışmalar barındırmasıyla okuyucuya cazip geliyor. Ancak bu durumun biraz popüler kültürdeki patlamalarla ilgili olduğunu unutmamak gerekiyor. Neticede çizgi romanlara büyük ilgi duyulmasının ardında Marvel filmlerinin etkisi büyüktür. Belki bu durumun tekelleşme gibi çizgi romanı dejenere eden yönü mevcut fakat artı sayılabilecek tarafı, yüz yıllık geçmişi olan bir üretim alanını bilimsel ve toplumsal hedefler için kullanmak diyebiliriz.

Güncel araştırmalarınız ve projeleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Doç. Dr. Stefan Fuss danışmanlığında doktora çalışmalarıma devam ediyorum. Zebra balığında koku duyusu üzerine araştırma yapıyorum. Koku duyusu, insanlarda bir kediye veya köpeğe kıyasla çok gelişmiş değil. Fakat nöroepitelimiz hasar gördüğünde bile koku duyumuz kendini hemen toparlayabilmekte. Normalde sinir sistemimiz aldığı zarardan sonra çok yavaş toparlanır. Burun civarındaki sinir ağı ise istisnai bir durum. Buradaki hücreler dışarıyla sürekli temas halinde olduklarından hep tehdit altındalar, ancak kendilerini hemen yenileyebiliyorlar. Yaptığımız araştırmalarla bu yenilenme durumunun arkasındaki moleküler mekanizmaları anlamaya çalışıyoruz. Zebra balıklarını canlı modeli olarak kullanıyoruz. Çünkü zebra balıkları nörojenerasyon kabiliyeti yüksek bir canlı. Bu canlının kendi koku sistemini yenileme gücünün nereden geldiğini keşfedip edindiğimiz bilgilerle memelilerdeki, özellikle insandaki benzerlik ve farklılıkları belirlemeyi hedefliyoruz. 

Bahsettiğim gibi son birkaç senedir çizgi romana ağırlık veriyorum ve fantastik yol hikâyeleri yazıyorum. Çizer dostum Deniz Ozan Coşkun ile yaptığımız bir grafik albüm bu ay “Karadut Ekspres” başlığıyla basıldı. Şu an yeni basılan bu kitabımızın heyecanını yaşıyoruz ve geri dönüşlerini topluyoruz. Ben akademide kalmak istiyorum. Gelecekte en büyük arzum ise çizgi romanı, akademinin bildiğim alanı olan biyolojiyle harmanlamak ve bu doğrultuda üretimler gerçekleştirmek.








16 Ağustos 2020 Pazar

17 Ağustos Depremi Unutma





17 Ağustos depreminde kaybettiğimiz canları saygıyla anıyoruz...
Homur'un düzenlediği deprem karikatürleri albümünü aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.
 
 

30 Temmuz 2020 Perşembe

TURHAN SELÇUK 98 YAŞINDA

Google Turhan Selçuk için dodle yaptı
Atilla Atala

24 Temmuz 2020 Cuma

SENARİSTBİR'den Sansüre Karşı Bildiri




SANSÜRÜN KALDIRILIŞININ 112.YILINDA SENARYO YAZARLARINDAN SANSÜRE KARŞI BİLDİRİ
Son günlerde varlığını hissettirmeye başlayan çeşitli sansür girişimleri üzerine Senaryo ve Diyalog Yazarları Meslek Birliği (SENARİSTBİR) üyesi senaristler tarafından hazırlanan bildiriye beş yüzü aşkın sanatçı, düşün insanı ve demokratik kitle örgütünden destek geldi.


Sansür, uygarlık tarihinin her döneminde, her alanda var olmuştur. Ancak tarihte hiçbir sansür ebediyen başarılı olamamış ve nihayetinde sansür ve sansürü koyanlar hep mağlup olmuşlardır.
M.Ö. 250 yılında Konfüçyüs’un tüm eserleri Çin hanedanı tarafından yasaklanmıştır.
William Shakespeare'in birçok oyunu sarayın “eğlenceci başı” tarafından sansürlenmiştir.
Konfüçyüs ve William Shakespeare halen dimdik ayaktadır ama sansürcülerin ismini kimse bilmez. Sansür, istisnasız her daim mağlup olmuştur.
Ülkemizde de benzer biçimde mağlup olan sansür girişimleri yaşanmıştır.
Bunların bazıları;
1934 ve 1936 yılları arasında batılılaşma amacıyla radyolarda Türk müziğinin çalınması yasaklanmıştır.
Sansür kurulu tarafından 1949 yılında “Vurun Kahpeye” filmi yasaklanmıştır.
"Ver Elini İstanbul” filminde iki kadının öpüştüğü sahne, 1962 yılında sansür kurulu tarafından kesilmiştir.
“Yorgun Savaşçı” filminin tüm kopyaları Türk toplum yapısına uymadığı gerekçesiyle Kenan Evren tarafından yaktırılmıştır.
Bülent Ersoy transseksüel kimliği; Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses ve Ferdi Tayfur ise arabeskçi kimlikleri nedeniyle TRT'de yasaklanmıştır.
“Kürt” kelimesinin; TV, radyo, gazete ve fimlerde uzun süre kullanımı yasaklanmıştır.
Ülkemizde, bu ve benzeri binlerce sansür girişimi olmuştur ama tarih sansüre ve sansürcülere pek insaflı davranmamış, her seferinde ağır bir mağlubiyete uğratmıştır.
Biz, senaryo yazarları için her insan değerlidir, her insanın yanından, her insanın gözünden hikayeleri özgürce anlatırız. Zaten aksi tutum apaçık ayrımcılıktır.
İnancı veya inançsızlığı nedeniyle karakterlerimiz arasında ayrım yapmayız. Herkesle empati kurup onları kendi bakış açılarından konuştururuz. Süryani karakterimiz olabilir ve o karakter sahnelerimizde inancının gereği neyse onu yerine getirir. Alevi'yse ilgili sahnede muharrem orucu tutar, Sünni'yse ramazan orucu. Karakterlerimiz arasında dinsel, mezhepsel ayrım yapmayız.
Türk olan veya olmayan her karakterin hikayesini ırk ayrımı yapmadan özgürce anlatmak isteriz.
Karakterimiz heteroseksüel veya eşcinsel olabilir. Bizler heteroseksüelin de eşcinselin de gözünden hayata bakma yetisine sahibiz. Toplumsal barışımızın oluşması adına herkesin de bu bakış açısına kavuşmasını gönülden dileriz.
Hayatta hangi karakterler varsa, eserlerimizde de onlar olacaktır. Hiçbirini dışlamayacağız. Gözlerimizi ve eserlerimizi gerçek hayata kapatmayacağız, kapattırılmasına izin vermeyeceğiz.

Erişkin olmayanları olumsuz etkileyecek içerikler bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de bakanlık bünyesinde, uzmanların denetiminde +6, +10, +13, +16, +18 yaş üzeri olarak sınıflandırılmaktadır.
Ancak seçme ve seçilme yeterliliğini kazanmış 18 yaş üzeri kişilerin neyi izleyip neyi izlemeyeceğine karışmak, o kişilerin varlığına yapılmış en büyük hakarettir.
Sansür; yapısı gereği düşünce özgürlüğünü engelleyen, her türlü etnik, dinsel, cinsel kimlikleri izole ederek bireyler arasındaki uzlaşma olanağını yok eden bir olgudur. Asla kabul edilemez.

Biz senaryo yazarları; inanıyoruz ki, kötü senaryoların doğuracağı sakıncalar
sansür ile değil, iyi senaryolar ile giderilir. En kötü senaryo bile en iyi sansürden
daha dürüsttür.


SENARİSTBİR ÜYESİ SENARİSTLER

Alev Toprakoglu Uzma
Ali Can Yaraş
Ali Cabbar
Ali Demir
Ali Demirel
Ali Dündar
Arzu Bıçakçı
Aslı Zengin
Atasay Koç
Atay Sözer
Atilla Ünsal
Ayhan Sonyürek
Ayşe Bengi
Ayşe Işıkmen
Ayşenur Sıkı
Ayşen Günsu Teker
Ayşin Akbulut
Banu Zengin Tak
Baran Güler
Baran Yıldırım
Barış Erdoğan
Baris Zorlu
Battal Gazi Karabulak
Berat Deniz Demirbilek
Berfu Ergenekon
Berrin Tekdemir
Binnur Karaevli
Birol Elginöz
Burak Acar Burcu Över
Can Merdan Doğan
Cem Görgeç
Cenk Boğatur
Ceylan Güleç
Coşku Kılıç
Çağdaş Eroğlu
Damla Güçer
Defne Gürsoy
Deniz Aydenk
Deniz Dargi
Deniz Gürlek
Derem Çıray
Dilek İyigün
Doruk Erengül
Duygu Ertekin
Elif Özsüt
Erdal Bektaş
Emine Dursun
Emine Koçak
Emrah Dönmez
Emre Kavuk
Erdem Açıkgöz
Esma Barış
Evren Erdoğan
Eylem Canpolat
Eylül İdiman
Ezgi Özcan
Fatih Solmaz Faruk Emre Özünlü
Fatoş Ünsal
Feraye Şahin
Feza Doğru
Fikret Bekler
Funda Alp
G. Meriç Özen
Gamze Arslan
Gani Müjde
Gaye Boralıoğlu
Gökay Özgüç
Gökhan Horzum
Gül Abus Semerci
Gül Gürsoy
Gülçin İçöz
Gülseren Aydın
Gülsüm Öz
Haci Orman
Hale Çalap
Hazan Toma
Hazar Kozice
Hilal Yıldız
Hülya Koper
Hülya Şahin
Hüseyin Kuzu
İbrahim Güler
İbrahim Sever
İlker Barış
İlker Arslan
İsmail Doruk
İnan Güngören
Kerim Ceylan
Korhan Günay
Kubilay Zerener
Kurtuluş Balekoğlu
Levent Cantek
Levent Kazak
Leyla Uslu Oter
M. Şükrü Üçpınar
Macit Koper
Melek Seven
Melek Ordu
Mert Dikmen
Meriç Demiray
Meryem Gültabak
MihribanÇumralı
Müge Şeviker
Murat Özdemir
Nalan Merter Savaş
Nazlı Sunlu Kaçan
Nejdet Erdem
Neslihan E. Schmidt
Neşe Cehiz
Nevin Cangür
Nihan Küçükural
Nil Güleç Ünsal
Nimet Erdem
Nur Araboğa Kıymaç
Nuriye Bilici Okşan Tavaslıoğlu
Oya Yüce
Ömer Genç
Özge Efendioğlu
Özgür Ağaoğlu
Özgür Bakar
Özlem Elginöz
Özlem İnci Hekimoğlu
Özlem Yılmaz
Pelin Gülcan
Pınar Aksakallı
Pınar Bulut
Pınar Erkum
Pınar Ordu
Pınar Uysal
Selin Tunç
Ramazan Demirli
Raşit Çelikezer
Resul Ertaş
Samed Aslan
Selin Yaltaal
Sema Tensi
Serap Gazel
Sertaç Ergin
Sevgi Saygı
Sinan Yurdakul
Suna Tensi Çeken
Şafak Güçlü
Şahika Çakırca Şebnem Çıtak
Selçuk Akman
Sema Ali Erol
Talat Karagöz
Taylan Işıklar
Tufan Bora
Tuna Görgün
Tunus Tascı
Turgut Yasalar
Volkan Girgin
Volkan Sümbül
Yekta Torun
Yelda Açıkgöz
Yelda Arıtaş
Yelda Eroğlu
Yeşim Çıtak
Yıldız Bayazıt
Zehra Çelenk
Zeliha Doğan
Zeynep Çolakoğlu
Zeynep Küçükerciyes
Zeynep Şirin Yalgın
Zeynep Yılmaz



SENARYO YAZARLARININ BU AÇIKLAMASINI DESTEKLİYORUZ.
Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği
Görüntü Yönetmenleri Derneği
Homur Mizah ve Karikatür Grubu
Post Prodüksiyon Çalışanları Derneği
Reji Asistanları Platformu
Sanat Yönetmenleri Derneği
Senaryo ve Diyalog Yazarı Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği
Sinema Emekçileri Sendikası
Sinema TV Sendikası
Sinema Yazarları Derneği
Türk Sinema Vakfı
Yönetmenler Birliği Platformu
Açelya Elmas - Oyuncu
Ahmet Bilgin - Oyuncu
Ahmet Can Çakırca - Kurgucu
Akın Güngör – Yönetmen
Ahmet Haluk Ünal-Yönetmen-Senarist
Akın Tek - Öğretim Görevlisi
Alayça Öztürk Gidişoğlu - Oyuncu
Ali Ertan Güney - Oyuncu / Oyuncular Platformu Kurucu Üye
Ali Gülçiçek - Oyuncu
Ali Sağ - Oyuncu
Ali Seçkiner Alıcı - Oyuncu / Müzisyen
Ali Yalçıner - Oyuncu / Yazar
Altan Dönmez - Yönetmen
Altan Gördüm - Oyuncu
Aras Cem Güler - Oyuncu
Arif Seletli - Sanat Yönetmeni
Artemel Cingöz - Oyuncu
Aslı Kızıltuğ - Yönetmen
Aslı Şahin - Oyuncu
Asuman Çakır - Oyuncu
Asuman Küçükkantarcılar - Karikatürist
Atilla Atala - Karikatürist / Grafiker
Atilla Gündoğdu - Opera Şarkıcısı
Ayça Erturan - Oyuncu
Aydın Bağardı - Yönetmen
Aydın Sayman - Yönetmen
Ayşe Ayben Altunç - Yönetmen
Aydın Orak - Oyuncu / Yönetmen
Pof. Dr. Ayşe Gözen - Emekli Ögretim Üyesi
Ayşe Özköylü - Oyuncu / Akademisyen
Ayşegül Yalçıner - Oyuncu
Baran Seyhan - Yönetmen
Barış Özgenç - Seslendirme Sanatçısı
Beritan Erdal Ayna - Oyuncu
Berna Yeşilyurt - Yönetmen
Berrin Koper - Oyuncu
Beste Yamalıoğlu - Yapımcı
Betül Arım - Oyuncu
Betül Sinanoğlu - Ressam
Bihter Dinçel - Oyuncu
Biray Dalkıran - Yönetmen
Birgül Ulusoy- Oyuncu
Birsen Dürülü - Oyuncu
Bora Tekay - Yönetmen
Burak Gülgen - Yönetmen
Burcu Bayram Dursun - Yönetmen
Burcu Matur - Yönetmen
Burcu Tatlıses - Şarkı Sözü Yazarı / Müzisyen
Burcu Yılmaz - Editör / İllüstratör
Bülent Çolak - Oyuncu
Can Başak - Oyuncu
Can Eskinazi - Yönetmen
Canan Bayraktutan - Mimar
Canan Çelik - Yönetmen
Canan Evcimen - Yönetmen
Canol Kocagöz - Karikatürist
Celalettin Aksoy
Cem Davran - Oyuncu
Cem Mumcu - Yazar
Cengiz Bozkurt - Oyuncu
Ceren Şahan - Yönetmen
Cezmi Baskın - Oyuncu
Cihat Tamer - Oyuncu
Coşkun Göle - Karikatürist
Deniz Kurtuluş Özgünay - Yönetmen / Yapımcı
Deniz Türkali - Oyuncu
Deniz Yılmaz - Yönetmen
Derya Arıkan - Balkonda Sanat
Devrim Atmaca - Oyuncu
Didem Dayı - Bağımsız Akademisyen / Tasarımcı
Didem Dick - Öğretmen
Dinçer Pilgir - Karikatürist
Doğan Sarıgüzel - Görüntü Yönetmeni (GYD)
Durul Bazan - Oyuncu
Ebru Uğur - Sınıf Ögretmeni
Ecren Serim - Oyuncu
Eda Omaç - Yazar
Edip Tepeli - Oyuncu
Elvan Demirez - Oyuncu 
Emin Alper - Yönetmen
Emrah Günok - Muhrec Akademisyen
Emre Bakan - Grafiker
Emre Canpolat - Oyuncu
Emre Melemez - Oyuncu
Emre Yetim - Oyuncu
Emsal Yeşilbingöl - Oyuncu
Ergün Metin - Oyuncu
Erkan Aktuğ - Gazeteci
Erkan Özakan - Editor
Ersin Gök - Görüntü Yönetmeni
Ertan Yağız - Oyuncu
Eser Karabil - Oyuncu
Evren Luş - Kurgucu
Evrim Doğan - Oyuncu
Eyüp Boz - Yönetmen / Görüntü Yönetmeni
Ezel Akay - Yönetmen
Fahrettin Engin Erdoğan – DİSK Genel Sekreter Yardımcısı
Ferdi Eğilmez - Yapımcı
Fırat Altunmeşe - Oyuncu
Fırat Gürsoy - Yönetmen
Filiz Kuka - Yönetmen
Filiz Gülmez Pakman - Yönetmen
Fuat Onan - Oyuncu
Galip Görür - Sinesen 
Gamze Demirbilek - Oyuncu
Gizem Alagöz - Kurgucu
Gülbin Aydın - Yönetmen
Gülcan Aydoğan - Oyuncu
Gülcihan Mandan Sefer - Oyuncu
Gün Koper - Oyuncu
Güneş Emir - Oyuncu
Güney Zeki Göker - Oyuncu
Gürcan Uluekmekçi - İç Mimar
Güzide Arslan - Oyuncu
H. Metehan Özkan - LGBTQ Aktivisti / Doktora Öğrencisi
Prof. Dr. Hacer Ansal -  Emekli Öğretim Üyesi
Hafize Balkan - Oyuncu
Hakan Alak - Yönetmen
Hakan Arslan - Yönetmen
Hakan Kasırga - Görüntü Yönetmeni (GYD)
Hakan Saltık - Post Prodüksiyon Amiri
Halil Ergün - Tiyatro ve Sinema Oyuncusu
Halil Sezai Paracıkoğlu - Oyuncu / Müzisyen
Haluk Ünlü - Sanat Yönetmeni
Haluk Yüksel - Oyuncu
Handan Delipınar - Oyuncu
Hasan Tolga Pulat - Yönetmen
Hasibe Eren - Oyuncu
Haşmet Camcı - İşçi Filmleri Festivali Düzenleme Komitesi
Hatice Aslan - Oyuncu
Hayal Köseoğlu- Oyuncu
Haydar Yenmez - Kurgucu
Iraz Pekgöz - Oyuncu
İclal Aydın - Oyuncu / Yazar
İhsan Ustaoğlu - Oyuncu
İlkay Akdağlı - Oyuncu
İlker Berke - Görüntü Yönetmeni
İlknur Oğuz Arslan - Yönetmen
İnci Balabanoğlu - Yönetmen
İnci Pamirtan - Yönetmen
İrfan Eroğlu - Emekli Öğretim Görevlisi
İsmail Cem Özkan - Grafiker
İsmail Doğan - Sanat Yönetmeni
İsmail Güneş - Yönetmen / Yapımcı
İsmet Üstekin - Oyuncu
Janset Paçal - Oyuncu
Kadir Samet Kahraman - Metin Yazarı
Kanbolat Görkem Arslan - Oyuncu
Kerem Serhat Çakıroğlu - Yönetmen
Korhan Herduran- Oyuncu
Korkut Akın - Yönetmen
Laçin Ceylan - Oyuncu / Yönetmen
Levent Can - Oyuncu
Levent Kurumlu - Oyuncu / Belgeselci
Levent Türkan - Yönetmen
Levent Yılmaz - Oyuncu
Levent Üzümcü - Oyuncu
Lütfiye Bozdağ - Dr. Öğretim Üyesi
Mecnun Çinkaya - Yönetmen
Mehdi Shabani - Yönetmen
Prof. Mehmet A. Oturan - Gustave Eiffel Üniversitesi, Fransa
Mehmet Aksın - Görüntü Yönetmeni (GYD)
Mehmet Esen - Oyuncu
Mehmet Nurkut İlhan - Tiyatro Oyuncusu
Mehmet Ülker - Görüntü Yönetmeni
Melih Biçer - Yardımcı Yönetmen
Meltem Cumbul-Oyuncu
Menderes Samancılar - Oyuncu
Meral Camcı - Muhreç Akademisyen
Mert Şahinbay - Kurgucu
Merve Bulut - Oyuncu
Metehan Şereflioğlu - Yönetmen
Metin Avdaç - Yönetmen
Metin Balekoğlu - Yönetmen
Metin Yergin - Heykeltıraş (Heykeltıraşlar Derneği Başkanı)
Mevlüt Koçak - Kurgucu
Mine Özerden - Yönetmen
Muhammet Uzuner - Oyuncu
Murat Balcı - Oyuncu
Murat Karshü - Yönetmen
Murat Muslu - Oyuncu
Murat Özer - Sinema Eleştirmeni
Murat Şenöy - Yönetmen
Musa Uzunlar - Oyuncu
Mustafa Şener - Muhrec Akademisyen
Mustafa Ünlü - Belgesel Sinemacı
Prof. Dr. Mutlu Parkan - Öğretim Görevlisi
Müge Turalı - Yapımcı
Müjgan Dervish - Film Dağıtımcısı
Müge Büyüktalaş - Yapımcı
Mürsel Çoban - Set Fotoğrafçısı
Prof. Dr. Nami Başer - Tiyatro Hocası
Naz Erayda - Yönetmen / Tasarımcı
Nazan Kesal - Oyuncu
Nazlı Bora - Yardımcı Yönetmen
Nebil Sayın - Oyuncu
Nefes Polat - Yapımcı
Neslihan Arslan - Oyuncu
Nergis Çorakçı - Oyuncu
Nilda Taşköprü - Çevirmen
Nilgün Özsoy Barutcu - Tiyatro Sanatçısı
Nilgün Yurdalan - Feminist Aktivist / Fotoğrafçı
Nilüfer Açıkalın - Oyuncu
Numan Çakır  - Oyuncu
Nur Betül Çelik - Muhrec Akademisyen
Nur Sürer - Oyuncu
Nur Özgenalp - Yönetmen / Akademisyen
Nurhan Özenen - Oyuncu
Okan Selvi - Oyuncu
Oktay Bakırcıoğlu - Yapımcı
Onur Alagöz Işık - Tasarımcısı / Oyuncu
Onur Aydın - Yönetmen
Orhan Aydın - Oyuncu
Orhan Alkaya - Yönetmen / Oyuncu
Oya Yağcı - Bağımsız Eğitmen
Öget Öktem Tanör - Emekli Öğretim Görevlisi
Ömer Duran - Oyuncu
Öykü Canlı - Yapımcı
Özcan Vardar - Kurgucu
Özcan Yaman- Fotoğrafçı-Red Fotoğraf
Özcan Yurdalan – Fotoğrafçı / Yazar / Gezgin
Özgür Demir - Görüntü Yönetmeni (GYD)
Özgür Pak - Yönetmen
Özgür S. Çelik - Eğitim Uzmanı
Özlem Günhan - Yönetmen
Özlem Saraç Özcan - Oyuncu
Pelin Uluksar - Oyuncu
Rabia Kaya - Oyuncu
Radife Baltaoğlu - Oyuncu
Ragıp Yavuz - Oyuncu
Ramazan Akboğa - Oyuncu / Yapım Sorumlusu
Reha Özcan - Oyuncu
Renan Bilek Oyuncu - Müzisyen
Rıza Akın - Oyuncu
Sabri Saydam - Yönetmen
Saim Karakale - Oyuncu
Salih Bademci - Oyuncu
Samah Tuğsel - Oyuncu
Selahattin Sancaklı - Yönetmen
Selçuk Delipınar - Oyuncu
Selin Kılıçarslan - Yönetmen
Serap Danış - Yönetmen
Serap Ogan Eren - Oyuncu
Sercan Gidişoğlu - Oyuncu / Seslendirme Oyuncusu
Serdar Orçin - Oyuncu
Sermet Yeşil - Oyuncu
Serkan Acar - Yönetmen
Serkan Genç - Oyuncu
Serpil Göral - Oyuncu
Sevda Kantarcı - Grafik Tasarımcısı
Sevil Demir - Yapımcı
Seyhan Akın - Yönetmen Yardımcısı
Seyhan Demirci - 1. Kamera Asistanı
Sezgi Deniz - Oyuncu / Seslendirme Sanatçısı
Sezgin Cengiz - Oyuncu
Sinan Güngör - Görüntü Yönetmeni (Sinesen)
Somer Karvan - Oyuncu
Soner Sevgili - Yönetmen
Suavi - Müzisyen
Suavi Eren - Oyuncu
Sumru Yavrucuk - Oyuncu
Süreyya Karacabey - Akademisyen / Yazar
Ş. Fırat Çete - Sanat Yönetmeni
Şahabettin Genç- Müzisyen
Prof. Şahika Yüksel -  Emekli Öğretim Üyesi
Şakir Sağlam-Ressam/Fotoğrafçı
Şebnem Korur Fincancı - Emekli Öğretim Üyesi (TİHV Başkanı)
Taner Gören - Hekim
Taner Ölmez - Oyuncu
Tarık Alpagut - Yönetmen
Tannur Arat - Metin Yazarı
Teoman Gelmez - Oyuncu
Tilbe Saran - Oyuncu
Tolga Öztürk - Oyuncu
Tuba Ataç - Sanat Yönetmeni (Sinema TV Sendikası Başkanı)
Tuğrul Çetiner - Oyuncu
Tuğba Doğan - Yazar
Tuga Serim - Oyuncu
Tuncay Uncu - Işık Şefi
Tül Akbal - Öğretim Üyesi
Tülin Özen - Oyuncu
Uğur İçbak - Görüntü Yönetmeni
Uğur Çavuşoğlu - Oyuncu
Uğur Uzunel - Oyuncu
Ulaş Bahadır - Yönetmen
Ulvi Alacakaptan - Oyuncu
Ümit Denizer - Yazar
Vahide Perçin - Oyuncu
Veda Yurtsever - Oyuncu
Yamaç Okur - Yapımcı
Yetkin Omaç - Müzisyen / Yönetmen
Yıldız Hülya Bilban - Yönetmen
Yıldız Ustabaş - Oyuncu
Yılmaz Yalçın - Oyuncu
Yonca Demir - Emekli Öğretim Üyesi
Yunus Narin - Oyuncu
Yusuf Ömer Sınav - Yönetmen
Yüksel Aksu - Yönetmen
Z. Gizem Sayın - Akademisyen
Zafer Ayden - Yapım Sorumlusu (DİSK Sinesen Genel Başkanı)
Zekeriya T. Kurtuluş - Görüntü Yönetmeni
Zeliha Burcu Acar - Muhrec Akademisyen
Zeynep Dadak - Yönetmen
Zeynep Irgat - Oyuncu
Zeynep Koloğlu - Sanat Yönetmeni
Zeynep Koray - Yapımcı
Zeynep Ünal - Yapımcı
Ziya Kürküt - Oyuncu