15 Temmuz 2018 Pazar

Vahit Akça'dan ODTÜ için

Vahit Akça ODTÜ'de yaşananlar için muhteşem bir kolaj hazırlamış 

11 Temmuz 2018 Çarşamba

ODTÜ'lü Öğrencilere Tutuklama



Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) mezuniyet töreninde taşınan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik hakaret içeren karikatürlü pankarta ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 5 şüpheliden 4'ü tutuklandı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü'ndeki işlemlerin ardından adliyeye getirilen şüpheliler, soruşturmayı yürüten savcıya ifade verdikten sonra mahkemeye sevk edildi.

Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği'nce sorgulanan şüphelilerden pankartı taşıyan D.C.Y., B.A. ve F.E.D. ile pankartı hazırladığı tespit edilen Ö.K., tutuklandı. Pankartı bastığı belirlenen Ş.D. ise serbest bırakıldı.

ODTÜ'de 6 Temmuz günü yapılan diploma töreni sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret içeren pankart taşınmasıyla ilgili 5 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Söz konusu pankartta kullanılan karikatür Penguen Dergisi’nde yayınlanmış, zamanında aynı suçtan yargılanmış ve beraat etmişti.

SONER YALÇIN'IN 12.07.2018 TARİHLİ SÖZCÜ GAZETESİNDE YAYINLANAN KONUYLA İLGİLİ YAZISI VE ARKADAŞIMIZ CANOL KOCAGÖZ'ÜN YANITI
Ayıptır, zulümdür – Sözcü Gazetesi
Batı'da “Erdoğan diktatör” sözleri artıkça Türkiye'de “bi­rileri” bu sözü haklı çıkarma­ya çabalıyor!En son… ODTÜ mezuni­yet töreninde taşıdıkları pan­kart sebebiyle dört üniversi­te öğrencisi tutuklandı!Suçları, Erdoğan'a haka­ret!Dört öğrenciyi hapse gönderecek kadar pankartta hangi “suç unsuru” vardı:Çeşitli hayvanların yüzü Er­doğan'a benzetilerek, “Artık Tayyipgiller Alemi” denilmişti!Latifenin-şakanın-miza­hın nasıl yargı konu­su olduğuna hiç girmek istemiyorum; sadece “pes” diyorum!Çünkü:Tarih: 9 Mayıs 2004.Cumhuriyet gazetesi karika­türisti Musa Kart, ip yumağı­na dolanmış kafası Erdoğan'a benzeyen bir kedi çizdi. Erdoğan, kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle şikayetçi oldu. Dava beraat ile sonuç­landı…Tarih: 25 Şubat 2005.Musa Kart'ın yargılanmasını protesto eden mizah dergi­si Penguen'in sekiz karika­türisti, yüzü Erdoğan'a ben­zeyen sekiz hayvan karikatürü çizdi! Ve altına “Tayyipler Alemi” yazdılar!Erdoğan, “kişilik haklarına saldırı” diye Penguen'e tazmi­nat davası açtı. Kaybetti.Yani…Gerek kedi, gerekse diğer sekiz hayvana benzetilen Erdoğan karikatürlerini mah­kemeler mizah olarak değer­lendirdi. Bunlar 13 yıl önce oldu…Peki…Dün böyle karar veren mahkemeler varken…Bugün aynı karikatürü pankart olarak taşıyan ODTÜ mezunu gencecik dört in­san nasıl cezaevine atıldı?Dünden bugüne hukuk içti­hatında ne değişiklik oldu?Mizah hakaret değil, muha­lefet aracı değil mi artık?Bir kişinin dünya sevimli­si hayvanlara benzetilerek çizilmesi-tasvir edilmesi nasıl onur kırıcı olur?Gençler bu kadar ucuz sebeple hapse atılır mı?
Darbe zihniyeti
Yıl, 1975…Erdoğan…– Bir yanda Coşkun Et ve Sucuk Mamulleri'nin muha­sebesini tutuyor…– Bir yanda İstanbul Beledi­yesi'nde çalışıyor…– Bir yanda İETT takımın­da futbol oynuyor…– Bir yanda Aksaray İktisat ve Ticaret Yüksek Okulu'nda okuyor…– Bir yanda MSP gençlik kollarında politika yapıyor­du…Bu nedenle…Mahallesi Kasımpaşa/Te­pebaşı'nda açılan Karikatür ve Mizah Müzesi'ne bir gün olsa gitmediğini düşünebiliriz.Gitse…– Abdülaziz hakkında yapı­lan karikatürü görürdü.– II. Abdülhamit hakkında yapılan karikatürü görürdü.– Osmanlı Hariciye Nazı­rı Yusuf Franko'nun karika­türlerini görürdü.– 1870 yılından itiba­ren “Diyojen” ile başlayan ve “Çıngıraklı Tatar”, “Hayal”, “Latife”, “Şafak”, “Kamer”, “Meddah”, “Kahkaha”, “Ge­veze”, “Çaylak”, “Kalem”, “Cem”, “Tokmak”, “Akba­ba”, “Gırgır” ile devam eden karikatür dergilerini görürdü.– “Eşşek” ve “Geceku­şu” gibi hayvan isimlerinin olduğu mizah yayınlarını görürdü.– Nişan Berberyan'ı- Agop Baronyan'ı tanırdı.– Basiretçi Ali Efendi'yi- Ali Fuat Beyi tanırdı.Uzatmayayım…Karikatüre kim karşıydı?Örneğin… II. Abdülhamit karikatürü yasakladı!Örneğin… 12 Eylül 1980 askeri darbesi Tepeba­şı'ndaki Karikatür Müzesi'ni kapattı!Evet, mizah hapse atıldı…Evet, mizah sürgüne gönde­rildi…Ama mizah yok edilemedi.Bu nedenle…Karikatür ve Mizah Müze­si, 27 Şubat 1989 tarihin­de Saraçhane Gazanferağa Külliyesi'nde yeniden müze olarak açıldı.Erdoğan fırsat bulup giderse yaklaşık 150 yıllık karikatür tarihimizi görebilir.Hacivat-Karagöz geleneği­nin yazılı-çizim halidir hepsi.Anlayacaktır ki; mizahı kimse yenemez!
Ata benzetilen peygamber

Erdoğan'ı kedi-fil-aslan vb. şekilde çizilince bu niye suç olsun?Anlamak zor. Mizah sün­net değil mi?Hz. Muhammet yasak­lamak şöyle dursun miza­hın- şakanın insan ruhuna iyi geldiğini ve bir ihtiyaç olduğunu yaşamıyla gösterdi. Örneğin…Bir gün… Hz. Muham­met, torunları Hz. Ha­san ve Hz. Hüseyin'i sırtına bindirdi. Dört el üzerinde yürüyerek, “deveniz ne güzel deve, siz de ne iyi binicilersiniz” diyerek onla­rı taşıdı. Yani…Kendini deveye ben­zeterek mizah yapan yüce gönüllü aydın bir peygamber var karşınızda!Keza…Hz. Muhammet şakalar yaptığı gibi sahabeler de ona zaman zaman şakalar yaptı. Örneğin Hz. Ömer…Hz. Muhammet'i Hz. Ha­san ve Hz. Hüseyin'i iki om­zuna oturtmuş halde görünce şöyle dedi:– “Altınızdaki at ne ka­dar kıymetlidir?”Hz. Muhammet ise, “On­lar da ne iyi binicidir­ler!” diye karşılık verdi!Yani…Hz. Muhammet kendi­sinin ata benzetilmesine kızmamış, aksine esprili cevap bile vermişti.Ya bugün?21'inci yüzyılda “Tayyipler Alemi” pankartı hapis nedeni oluyor! Asıl şaka bu olmalı!“Şeyh uçmaz mürit uçurur” hukuku mu bu?O halde… Artık sanı­rım Hz. Muhammet'in şu esprisini bugün Türki­ye'de kimse yapamaz:Horoz kurban etmek is­teyen Bilal-i Habeşi'ye Hz. Muhammet, “Bir müezzin diğer müezzini kurban eder mi?” der gülümseyerek!Toparlarsam:Israrla birileri, Batı'nın “Erdoğan diktatör” hitabını güçlendirmeye çalışıyor!Gencecik çocukları ceza­evine atmak, geleceklerini karartmak ayıptır, zulümdür.Hani yeni dönem “ba­rış” getirecekti?

CANOL KOCAGÖZ'ÜN YANITI

Sevgili Soner YALÇIN
Mizah ve Karikatür ile ilgili yazınızı zevkle okudum. Ayrıca bu konuya değindiğiniz için HOMUR mizah ve Karikatür Grubu olarak da teşekkürlerimizi iletiriz..
Yalnız yazınıza bir ekleme yapmak istiyorum.
Temmuz 1975 yılında ışıklar içinde yatsın İstanbul Belediye Başkanı değerli insan Sevgili Ahmet İSVAN tarafından Karikatürcülere tahsis edilen iSTANBUL Tepebaşı' n da ki eski Dram tiyatrosunun yerine belediyece yapılan binada kurulan o yıllarda dünyanın beş Karikatür ve Mizah Müzesinden biri olan müzemiz; Yukarıda anlattığınız gibi 12 Eylül Faşist darbesinde kapatılmış müzede bulunan bir çok eser yok olmuş, hasar görmüştü. Daha sonra İstanbul Belediye Başkanı Bedreddin Dalan'ın belediye başkanlığının son günlerinde vakıfların belediyeyi çıkardığı Belediye Müzesinin yerine İSTANBUL/ Unkapanın 'da bulunan Gazenferağa Medresesinde faaliyetine başlayıp İstanbul Belediye Başkanı Sevgili Nurettin SÖZEN in destek ve katkılarıyla büyüyen müzemiz, Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde kapatılmaya çalışılmış sonra gelen tepkilerle geri çekilmişti. Son yıllar da da Kadir Topbaş Döneminde müze tekrar Tepebaşı' na stadın üst kısmında ki binaya müzelik statüsünden çıkarılarak taşınmıştır.
Şu anda Karikatür ve Mizah Müzesi yerine Karikatür ve Mizah Merkezi vardır.
Yani eserler envanteri tutulmayan müzelik statüsü olmayan bir şekilde orada durmaktadır.
Şu anda dünyadan otuzbinden fazla karikatür eseri ve objesini, mizah kitabını arşivinde saklamaya çalışan müzeden merkez statüsüne indirilen KARİKATÜR ve MİZAH MERKEZİ tekrar İstanbul Büyükşehir Belediyenin tahsis ettiği, Karikatürcüler Derneğinin Yönettiği İstanbul KARİKATÜR ve MİZAH MÜZESİ'nin tekrar başta İstanbul olmak üzere halkımızın ve dünya araştırmacıların emrine müzelik statüsü verilerek tahsis edilmesi yöneticilerin görevi ve sorumluğudur.

Canol Kocagöz

Karikatürcüler Derneği Eski Başkanlarından
HOMUR Mizah ve Karikatür Grubu Editörlerinden



MİNE SÖĞÜT'ÜN CUMHURİYET GAZETESİ'NDE YAYINLANAN YAZISI
‘Tayyipler Âlemi’
Mine Söğüt
13 Temmuz 2018 Cuma

Dört öğrenci... ODTÜ mezuniyet töreninde... Penguen dergisinin 13 yıl önce kapağında yayımladığı bir karikatürü pankart olarak taşıdıkları için... Tayyip Erdoğan’a hakaretten... Resmen... Tutuklandılar. Sadece gözaltına alınmadılar. Sadece ifadeleri alınmadı. Haklarında sadece soruşturma başlatılmadı. Savcının karşısına çıkarıldılar. Mahkemeye sevk edildiler. Ve hapse atıldılar. Şu anda içerdeler. Öğrenciler. Mezuniyet töreninde Tayyip Erdoğan’la ilgili bir karikatürü pankart yapıp taşıdılar diye. Ve yer yerinden oynamadı. Ve yer yerinden oynamadı. Ve yer yerinden oynamadı. O karikatür bundan 12 yıl önce yargılanıp muhteşem bir kararla beraat etmişti. O kararda: “Geniş kitlelere ulaşan karikatürlerle ilgili davada, hukuka ve adalete duyulan güvenin sarsılmaması için hâkim siyasi bir refleksle hareket etmemeli” denmişti. “İnsanlar karikatürler nedeniyle gülünç duruma düşebilir. Bu durum karşısında kişilik haklarının ihlal edildiği her zaman ileri sürülebilir. O zaman da karikatürün aslında bir sanat türü olmadığı, sadece hakaret etmenin bir yolu olduğu sonucu çıkar ki bu sonuç da karikatürü tamamen yasaklamayı gerektirir” denmişti. “Bilim insanları ve sanatçıları, düşünürleri, yazarları, şairleri tazminat silahı ile susturulmuş bir toplumda ilerlemeyi sağlayacak fikir zenginliği ortamının oluşması beklenemez” denmişti. “Fikir öyle bir şeydir ki, kimine göre doğru olan öbürünün doğrusu olmamaktadır. Hatta bu doğrular zamana göre kişinin kendisinde bile değişebilmektedir” denmişti. “Düşünce ve fikirler olumluyu değil, olumsuzu da içerebilir. İncitici, aykırı veendişe yaratıcı da olabilir. Önemli olan değer yargılarına ilişkin düşünce ve fikirlerin serbestçe ifade edilebilmesidir” denmişti. “Çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereği olduğu için demokratik toplumun temel taşlarından biri, hatta en önemlisi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüdür” denmişti. Ve denmişti ki... “Toplumu etkileme ve ileriye götürme gücüne sahip olan davacının, sahip oldukları güç nispetinde eleştiriye açık olması ve katlanması gerekir. Bu nedenle karikatürlerin hakaret amacı taşımadığı, kişilik haklarını ihlal etmediği kanaatine varıldığından davanın reddine karar verilmiştir.” Mahkemeden bu karar çıktığında şu anda hapiste olan çocuklar daha ilkokuldaydılar. Davalı başbakandı. O çocuklar büyüdüler ve ODTÜ’den mezun oldular. O başbakan rejimi değiştirdi ülkeye Başkan oldu. Eğitimden sanata tüm yetkileri kendinde topladığının ertesi günü de iktidarın mahkemeleri o çocukları hapse attı. Tekrarlayın... içinizden, dışınızdan tekrarlayın bu cümleyi. 13 yıl önce... 13 yıl önce... 13 yıl önce basılan ve zamanında yargılanıp aklanan bir mizah dergisi kapağından... O kapaktan... O kapaktan... O kapaktan... Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiler diye....ODTÜ mezunu gencecik öğrenciler... Şu anda içerdeler. İçerdeler. İçerdeler. Siz de sanmayın ki dışarıdasınız. Hepimiz içerideyiz. İşin içindeyiz. O çocukları hapse gönderen iradenin karşısında tüm aklımızla ve vicdanımızla ve öfkemizle dikilemediğimiz için...Gözümüzün içine baka baka olağanlaştırılmış bir hukuksuzluğa, toplama kamplarındaki tutsaklar gibi kör ve sağır ve korkak kaldığımız için... İçerdeyiz, yerin dibindeyiz. Üstelik o zamanlar o mizah dergisinin kapağındaki Tayyipler Âlemi... Güçlü mizahçıların aklından ve yetenekli çizerlerin kaleminden çıkmış sevimli bir şakaydı;Şimdiyse Cumhurbaşkanlığı’na bağlanan kurumlarla ve verilen yetkilerle birlikte gerçek bir tehlike. Bundan sonra hep birlikte uzun bir süre Tayyipler Âlemi’nde yaşayacağız. Bu da bize kapak olsun.

CELAL BAŞLANGIÇ'IN YAZISI -artıgercek.com


Celal Başlangıç
Bu mahkeme Erdoğan’a hakaret ediyor!
Erdoğan başlı hayvan karikatürleri nedeniyle dört ODTÜ’lüyü ‘delil toplamak’ için tutuklayan mahkeme heyeti nasıl delil toplamak, ne yapmak istemektedir?

Vücudu kurbağa ama başı aynen Erdoğan.
Devenin de başı Erdoğan’ı andırıyor.
Ördeğin, maymunun, yılanın, zürafanın, filin, ineğin de başı tıpa tıp Erdoğan.
Bunların hepsi birer karikatür elbette.
Üzerinde de bir yazı:
“Tayyipler Alemi”
ODTÜ’lü öğrencilerden birkaçı mezuniyet törenine bu karikatürlerden oluşan bir pankartla katılıyor.
Onlarca pankarttan sadece biriydi bu.
Ertesi gün yandaş medyada kıyamet kopuyor.
Zaten AKP iktidarının başından beri “düşman muamelesi” yaptığı ODTÜ’ye yeni bir saldırı bahanesi buldukları için pek sevinçliydiler.
“Mal bulmuş” gibi karikatürlerden oluşan bu pankart üzerinden çullandılar ODTÜ’nün üzerine.
Bu saldırı karşısında endişelenenler birbirine soruyordu “bu çocukların başına bir şey gelir mi” diye.
Meseleyi bilenler kendilerinden emin konuşuyordu:
“Yok canım yıllar önce beraat etmiş karikatürler bunlar.”
Evet, meseleyi biliyorlardı ama artık Türkiye’nin hangi vahim noktaya geldiğini hala kavrayamamışlardı.
Aslında bu karikatürlerin hikayesi 2005 Şubatı’na kadar uzanmaktadır.
Cumhuriyet çizeri Musa Kart iplere dolanmış bir kedi karikatürü yayınlar. Kedi kedidir de kafası aynen Erdoğan’dır.
Kart, Erdoğan’ın şikayeti üzerine açılan davada mahkum edilir.
Bu karikatür nedeniyle Kart’a ceza verilmesini protesto etmek amacıyla Penguen Dergisi 24 Şubat 2005 tarihli sayısına işte bu karikatürü kapak yapar..
Logonun altında bir cümle vardır:
“Karikatürist Musa Kart Tayyip Erdoğan kafalı kedi çizdiği için ceza aldı.”
İşte bu kapakta “Tayyipler Alemi” yazısıyla geçenlerde ODTÜ’lü öğrencilerin taşıdığı Erdoğan kafalı kurbağa, deve, maymun, yılan, ördek, fil, zürafa, inek karikatürleri vardır.
Erdoğan’ın 40 bin TL tazminat talebiyle başlattığı yargı süreci 2006’da Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından reddedilir.
Henüz memlekette hukukun kırıntısına rastlanan “devri saadet” yılları...
Hatta Hakim Beyhan Azma kararına yazdığı gerekçede insanların karikatürler nedeniyle gülünç duruma düşebileceği, bu durum karşısında kişilik haklarının ihlal edildiğini her zaman ileri sürebileceklerini belirterek “O zaman da karikatürün aslında bir sanat türü olmadığı, sadece hakaret etmenin bir yolu olduğu sonucu çıkar ki bu sonuç da karikatürü tamamen yasaklamayı gerektirir” diyebiliyor.
Hatta gerekçeli kararda Erdoğan’a bir de öğütte bulunuyor Hakim Azma:
“Toplumu etkileme ve ileriye götürme gücüne sahip olan davacının, sahip oldukları güç nispetinde eleştiriye açık olması ve katlanması gerekir. Bu nedenle karikatürlerin hakaret amacı taşımadığı, kişilik haklarını ihlal etmediği kanaatine vardığından davanın reddine karar verilmiştir.”
İşte bu karikatürlerle ilgili olarak 2006 yılında kesinleşen karar bu.
Ancak ilginçtir o tarihte de Erdoğan bu karara itiraz ediyor:
“İnsanları karikatürize edebilirsiniz. Ama kalkıp da siz bu ülkenin başbakanını veya herhangi bir şahsı, hayvanla karikatürize etmeye yönelirseniz buna hiçbir zaman özgürlük denmez.”
İşte Erdoğan’ın o tarihteki itirazı, tam 12 yıl sonra karşılık buluyor. Çünkü son 12 yıl içerisinde “hukukun üstünlüğü” bu ülkede tümüyle yerlerde sürünmeye başlıyor, Erdoğan’ın gücü de zirve yapıyor.
Yani bugün yargının verdiği kesinleşmiş bir karar tümüyle yok sayılıyor ve o karikatürleri 12 yıl sonra taşıyan ODTÜ öğrencileri önce gözaltına alınıyor, sonra da tutuklanıyor.
Ortada tutuklanmayı gerektirecek bir iddia yok. Gözaltına alınma nedenleri “cumhurbaşkanına hakaret”.
Haklarında yakalanma, evlerinin aranma kararı bile yok. İfade vermeye çağırılsalar kalkıp gidecek öğrencilerin evleri basılıyor. Gözaltına alınıyorlar.
İşlenen “suç” ortada. Suç işlenmesindeki “delil” olan pankart da ortada.
Buna karşın ODTÜ’lü öğrencilerin gözaltı süreleri dört güne çıkartılıyor.
Hatta pankartın baskısını yapan basımevi sahibi, pankartı arabasıyla taşıyan kişi bile gözaltına alınıyor.
Bir pankart üzerinden ODTÜ’de ve çevresinde tam bir “cadı avı” başlatılmış durumda.
İşte daha önce beraat etmiş karikatürler yüzünden 12 yıl sonra dört üniversiteli tutuklanıyor.
Tutuklanma gerekçeleri de komik.
Birincisi “kaçma şüphesinin bulunması”.
Neymiş, şüpheliler yakalanarak gözaltına alınmış.
Zaten yanlış olan bu. Haklarında yakalama kararı bile yok. İfadelerinin alınması için çıkartılmış bir davetiye de yok.
Gelelim ikinci tutuklama gerekçesine...
“Delillerin henüz toplanmamış olması...”
Pankartı basan belli, taşıyan belli. Pankart elde. Başka hangi delilleri toplayacak mahkeme?
İşte şimdi burada bir duralım.
Çünkü bu gerekçe çok açık biçimde Erdoğan’a hakarettir.
Ne delili toplayacak mahkeme...
Safariye çıkacaklar... Karikatürde yer alan hayvanlardan bir kurbağa, bir deve, bir maymun, bir ördek, bir yılan, bir fil, bir zürafa, bir inek yakalayacaklar.
Sonra da bu hayvanların yüzlerini Erdoğan’la karşılaştırarak bir benzerlik olup olmadığına bakacaklar...
Bir de “delil toplamak” adına yakalanan hayvanlarla Erdoğan’ı yüzleştirmeye kalkarlarsa görün siz kopacak kıyameti.
Böyle delil toplamaya Erdoğan bile itiraz edebilir.
Belki de hayvanlar itiraz eder “neden bizim eşgalimizi Erdoğan’la karşılaştırıyorsun” diye.
Burada hayvan hakları dernekleri de devreye girebilir.
Bu resmen mahkeme heyeti kararıyla Erdoğan’a yapılmış hakarettir.
“FETÖ”cü müsünüz, nesiniz siz?

Eğer öyleyseniz bu potansiyelinizi boşa harcamayın, belki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bakan bile olabilirsiniz.



6 Temmuz 2018 Cuma

HOMURCUK 24 -K.METAL KARINCA 13 SAYILAR


HOMURCUK VE KIRMIZI METAL KARINCA YENİ SAYILARI









Aziz Nesin-Rıfat Ilgaz'a saygıyla

Yitirdiğimiz iki büyük ustamızı saygıyla, sevgiyle, özlemle anıyoruz.

Çizimler: Semih Poroy 

1 Temmuz 2018 Pazar

UnutMADIMAKlımda

2 Temmuz Sivas katliamını unutmadık
Atay Sözer

Atilla Atala

Devrim  Demiral

Ası Alpar

Turhan Selçuk

Necati Abacı




16 Haziran 2018 Cumartesi

39 Yıl Sonra Çizgilerle Sınıflar Tarihi

Karikatürcü arkadaşımız Canol KOCAGÖZ'ün  39 yıl önce çizimini yaptığı "ÇİZGİLERLE SINIFLAR TARİHİ" kitabı uzun bekleyiş döneminden sonra  DİSK Birleşik Metal -İş tarafından Mayıs 2018 ayında yayınlandı.

16 Haziran 2018 de Evrensel Gazetesinde yayınlanan yazıyı sunuyoruz...



 Usta Karikatürist Canol Kocagöz’le, 1979'da hazırladığı ve 39 yıl sonra kitaplaşan 'Çizgilerle Sınıflar Tarihi'ni konuştuk.

İsmail AFACAN
İstanbul

‘Çizgilerle Sınıflar Tarihi’ Karikatürist Canol Kocagöz tarafından 1979 yılında hazırlandı, 2018’de mayıs ayında ise Birleşik Metal-İş Sendikası tarafından kitaplaştırıldı. İsminden de anlaşıldığı gibi kitapta insanlığın geçirdiği ve geçireceği ilkel komünal, köleci, feodal, kapitalist, sömürüsüz ve sınıfsız toplum düzenleri çizgilerle anlatılıyor. Diyalektik ve materyalist bir tarih anlayışıyla…
Usta Karikatürist Canol Kocagöz’le 39 yıl sonra kitaplaşan “Çizgilerle Sınıflar Tarihi”ni konuştuk. Kitabın bu kadar neden geciktiğini, 80 öncesindeki karikatür ve sanat ilişkisini, ‘faili meçhule’ giden çizimlerini… Kitabının metal işçilerinin patronlara karşı yoğun direnişinin olduğu bugünlerde yayımlanmasının bir rastlantı olmadığını söyleyen Kocagöz, “O dönemde biz bir grup karikatürcü çizgilerimizle metal işçilerinin yanındaydık. Karikatür sanatının işçi sınıfıyla omuz omuza olduğu bir dönemi yaşadık.” dedi.



Çizgilerle Sınıflar Tarihi” 39 yıl sonra kitap haline geldi. Hikayesini öğrenebilir miyiz?


Metal iş kolunda 1977 yılında metal işçilerinin en örgütlü ve en savaşkan sendikal örgütü DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası, sermayenin en örgütlü gücü Madeni Eşya Sanayicileri Sendikasına (MESS) karşı 40 bine yakın metal işçinin katıldığı uzun süreli bir grev yaptı. Sendika eğitim dairesi ile beraber, işçi hareketinin mücadelesinin boyutlarını sırf maddi taleplerin dışında da düşünebilmesini sağlayacak, ayni zamanda halkın ‘büyük grev’ adını layık gördüğü bu eylem boyunca eğitim taleplerini karşılamak için grev çadırlarında, fabrika tezgahlarında, işe geliş-gidişlerde vb. yerlerde kullanılabilecek, her işçinin anlayabileceği tarzda bir cep kitapları hazırlamaya karar verdik. Benim hazırlayacağım kitap çizgili dizinin ilki olacaktı. Daha sonra ekonomi ve politikayı anlatacak başka kitaplara devam edecekti. Bir grup eğitim uzmanı ile diyalektik ve tarihsel materyalizmin bakış açısıyla “çizgilerle sınıflar tarihi” konulu bir cep kitabı hazırlamak için çalışmalara başladık. Çalışma grubumuz çeşitli klasik yayınları okuyarak ve tartışarak  kitabı yarattı.

Niçin bu kadar gecikti?

Kitabın bitip baskıya hazırlandığı günlerde, 12 Eylül 1980 askeri darbesi tüm ilericilerin üzerine kabus gibi çökerken, kitapların ve sanat eserlerinin de bundan nasibini almaması imkansızdı. Bu kitapla beraber hazırlıklarına başladığım Maden-İş Sendikası Eğitim Kitabı’nın yeni baskısı için çizimini yaptığım 100’den fazla karikatürüm ile desen çalışmalarım “Faili meçhule uğradı”. Baskı hazırlığında olan şimdi yayımlanan “Çizgilerle Sınıflar Tarihi” ise birçok ilerici ve devrimci insan gibi uzun yıllar işçi semtlerindeki bitmemiş inşaatlarda, gecekondularda saklandı… Ve o günleri ufak tefek zararlarla atlatarak bu günlere geldi.
Nihayet 2018 mayıs ayı içinde yayımlandı. Burada hatırlatmamda yarar var, bu kitap metal işçilerinin MESS’e karşı direnişlerinin 25 yılı olan 2002’nin mayıs ayında günlük olarak  Evrensel gazetesinde tefrika edilmişti.

Bir dönemin ruhunu ve tarzını yansıtan bir çalışma “Çizgilerle Sınıflar Tarihi”… On yıllar sonra yayımlanmasının anlamı nedir?

Evvela şunu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Bu kitap bir direnişten sonra oluşan bir kitaptır. Ve bir ihtiyaçtan doğmuştur. Yani “Çizgilerle Sınıflar Tarihi” kitabı, metal işçilerinin patronlara karşı yoğun direnişinin olduğu bugünlerde yayımlanmasının bir rastlantı olmadığı kanaatindeyim. Kitabımı yayınlayan DİSK-Maden İş Sendikasının geleneğini devam ettiren metal işçilerinin sendikası DİSK -Birleşik Metal İş Sendikasının yazdığı ön sözünden yapılan aşağıdaki alıntının bu sorunuzun en iyi cevap olacağı kanaatindeyim. 
“… Elinizdeki kitap darbelere, ağır baskılarla geçen yıllara; ama hepsinden önemlisi metal işçisinin baş eğmeyen sınıf tavrına tanıklık ediyor. Ne mutlu bize ki; Türkiye işçi sınıfının göz nuru örgütü olan sendikamızın mücadele birikiminden yararlanıyor, 1978 yılında kalemlerinden çıkan satırlara yenilerini ekliyor ve yarıda kalanı tamamlıyoruz. Sendikamızın 70. yıl dönümünde; uzun yıllar içinde ‘Çizgilerle Sınıflar Tarihi’ kitabının oluşması ve korunmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor ve bu eseri siz değerli sınıf dostlarına sunmaktan onur duyuyoruz.”


KARİKATÜRÜ FABRİKA DUVARLARINA TAŞIDIK’

Çizerken neler hissetmiştiniz. Bugünden, o günlere baktığınızda neler hissediyorsunuz?

Bir de şunu hatırlatmak isterim o dönemde biz bir grup karikatürcü çizgilerimizle metal işçilerinin yanındaydık. Gece ve gündüz grev çadırlarında hep birlikte yaşıyor gibiydik. Karikatür sanatının işçi sınıfıyla omuz omuza olduğu bir dönemi yaşadık. Türkiye’de karikatürü fabrika duvarlarına taşıdık. Belki şimdi sizlere garip gelecek, benim o dönemde duvarları boyama belgem vardı. Şaka gibi gelecek ama herhalde duvarları boyamak için belgesi olan tek karikatürcü de ben olduğum için ayrıca gurur duyuyorum. “Çizgilerle Sınıflar Tarihi” böyle coşkulu atmosfer içinde yaratılan, direniş ve mücadele içinde yeşeren bir kitap oldu.

‘KİTABIMI MARKSİZM İÇİN MÜCADELE EDENLERE ADIYORUM’

Kitabın içeriğinden bahseder misiniz? Okurlar neler bulacak kitapta?

Kitap isminden de anlaşıldığı gibi okuyucu kitapta “Çizgilerle Sınıflar Tarihi”ni bulacak. Yani kısaca insanlığın geçirdiği ve geçireceği ilkel komünal toplum, köleci toplum düzeni, feodal toplum düzeni, kapitalist toplum düzeni, sömürüsüz toplum ile sınıfsız toplumunun çizgilerle anlatımını bulacak. Bu geniş konuları, ciltler dolusu  kitapları 90 sayfaya sığdırmaya çalıştık. Başarılı olduksa işçi sınıfı kitaplığına bir başucu kitapçığı kazandırmanın mutluluğunu yaşayacağım. Ayrıca “Çizgilerle Sınıflar Tarihi” kitabının yayımlandığı  mayıs 2018  ayı  sınıf mücadelesinin ayrılmaz parçası  Karl Marx’ın da 200’üncü doğum gününe geldiği için benim için ayrı bir anlamı var. O sebepten kitabımı Marksizm için mücadele edenlere adıyorum.




4 Haziran 2018 Pazartesi

NURİ KURTCEBE TUTUKLANDI




HOMUR BASIN  BİLDİRİSİ

Değerli Dostlar
Basın alanına yapılan saldırılar gün geçmiyor ki dursun. Son olarak bugün 4.06.2018 pazartesi günü meslektaşımız GADDAR DAVUD un yaratıcısı değerli çizer dostumuz NURİ KURTCEBE  Yalova’da yakalanarak hapse atılmıştır.
Avukatı Erdem AKYÜZ konuyla ilgili yaptığı açıklamada:
 “Nuri Kurtcebe, Fethiye 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017 yılında vermiş olduğu bir karar nedeniyle, hakkında yakalama kararı çıkarılarak dün akşam yakalanmış ve bu gün 4.6.2018 tarihinde Yalova cezaevine konulmuştur. Kararda; 2015 yılının ilk dokuz ayında çizmiş olduğu karikatürlerde Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediği gerekçesi ile 1 yıl 2 ay 15 gün süre ile hapsedilmesine karar verilmiş, bir üst mahkemeye yapılan itiraz reddedilmiştir” diye belirtti.
Usta çizer NURİ KURTCEBE’nin içeri hapse alınması ile Tutuklu Gazeteci sayısının 224’ e ulaştığını kamuoyuna duyurur, tüm gazeteci dostlarımızın ve arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyor, dostlarımızı tutuklu ve tutsak dostlarımızla dayanışmaya çağırıyoruz.
Dostluklarımızla.

HOMUR
Mizah ve Karikatür Grubu

15 Mayıs 2018 Salı

Sabahattin Ali Anılıyor


Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nın, Şişli Belediyesi'yle yapacağı ortak etkinlikle, edebiyatımızın usta ismi Sabahattin Ali anılacak.

Şişli'de, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi'nde, "Nâzım'ın evi, Sabahattin Ali'yi kucaklıyor" başlığıyla gerçekleştirilecek olan etkinlikte, Sabahattin Ali; belgesel, şarkılar, şiirler ve sözlerle anılacak.

Turgay Fişekçi, Nebil Özgentürk ve Sabahattin Ali'nin kızı piyanist, müzikbilimci ve akademisyen Filiz Ali'nin de konuşmacı olarak yer alacağı etkinlikte, ayrıca, Özgentürk'ün, "Kayıp Kemiklerin İzinde" adlı belgesel filmi de gösterilecek.

Etkinlik, 21 Mayıs Pazartesi günü, saat 19.30'da başlayacak.

HOMUR FİLİSTİN HALKIYLA





Değerli Dostlar

Dün Filistin halkının haklı direnişine emperyalizmin gölgesinde İSRAİL devletinin uyguladığı soy kırımına dönen şiddet politikası 60 Filistinli direnişçinin ölmesine 2ooo den fazla direnişçinin yaralanmasına sebep oldu.
İsrail Hükümetinin daha önce de Suriye-İran –Lübnan ve Filistin halkları üzerine uyguladığı akıl almaz savaş politikası binlerce insanın çoluk, çocuk demeden bu bölge insanlarının evlerini, yurtlarını terk etmelerine hayatlarını kaybetmelerine sebep olmuştu.
Emperyalizmin bölgemizde tetikçiliğini yapan İSRAİL devletinin politikalarının teşhiri ile İsrail Gizli Servis MOSAD ajanlarınca öldürülen çizer arkadaşımız dostumuz NACİ EL-ALİ nin hesabının  sorulması için eserleriyle takipçisi olacak yazar ve çizerlerimiz sizleri FİLİSTİN HALKIYLA HER ALANDA DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIR.
         

HOMUR
 Mizah  ve Karikatür Grubu



2014’te Gazze’ye yönelik saldırılarında bacaklarını kaybeden ve gösterilere
 tekerlekli sandalyesiyle katılan 29 yaşındaki
Fadi Abu Salah da dün İsrail güçlerinin ateşinde hayatını kaybetti



27 Nisan 2018 Cuma

BERGAMA BELGESELİ


29 Nisan Pazar günü Beyoğlu Cezayir salonunda ilk kez seyirci karşısına çıkacağımız belgeselimiz "GELECEĞİN İZİNDE" nin gösterimine sizleri de bekliyoruz. Gelin birlikte olalım cevapları birlikte bulmaya çalışalım.

29 Nisan Pazar 2018

18:15 AÇILIŞ KOKTEYLİ

19:00 BELGESEL GÖSTERİMİ - 40' dk.

19:40 SÖYLEŞİ

Cezayir Salonu / Galatasaray Lisesi arasından Fransız sokağı yanı / Beyoğlu

Açılış kokteylinde Bergama tulum peyniri,Bergama köy ekmeği ve Ekolojik şarap ikramımız olacaktır.

25 Nisan 2018 Çarşamba

RESSAM HAYDAR ÖZAY’IN KARL MARKS RESİMLERİ ALMANYA’DA


Büyük filozof Karl Marks’ın 200. doğum yılı anısına Bremen’de düzenlenecek olan uluslararası sempozyuma Türkiye’den ressam Haydar Özay da Karl Marks anısına yaptığı iki resmiyle katılıyor.


Karl Marks’ın doğumunun 200. yılı anısına, Bremen Uygulamalı Bilimler Şehir Üniversitesi, Ulaşım ve Gelişim Enstitüsü ile Postkoloniyal ve Kültürlerarası Bilimler Enstitüsü (INPUTS) tarafından, 4-5 Mayıs 2018 tarihlerinde Uygulamalı Bilimler Şehir Üniversite’sinde, “Karl Marks, Marksizm ve Gelişmekte Olan Ülkeler” başlıklı bir sempozyum düzenleniyor. Sempozyumda, Marksist idealler, ütopyalar ve postkoloniyal yorumlamalar arasındaki bağlantılar ele alınacak ve Marksist perspektiften, postkoloniyal dönem okumaları yapılacak.
Türkiye’den ressam Haydar Özay da Marks’ın 200. doğum yıldönümü anısına yaptığı iki resimle sempozyuma katkı sunuyor. Özay, 2015 yılında yaptığı Gezi Resmi ve son dönem peş peşe açtığı Nâzım Hikmet sergileriyle tanınıyor.



Bremen’de düzenlenen etkinliğin destekçilerine teşekkür bölümünde, “Değerli ressam Haydar Özay'a ise muhteşem kapak resmi ile katkısından dolayı teşekkür ederiz,” ifadelerine yer verildi.
Sempozyumun resmi internet sitesine şu adresten ulaşılabilir:

https://marxandtheglobalsouth.wordpress.com

20 Nisan 2018 Cuma

Karikatürist Mustafa Bora'yı kaybettik


Portre karikatürleriyle tanınan sanatçı Mustafa Bora Bodrum'da hayatına kaybetti.
1960 Zile doğumlu Bora, D.E.Ü. B.E.F. Resim bölümü mezunuydu.
İlk karikatürü 1975 yılında 'Gırgır' dergisinde yayınlanmış, Ulusal ve Uluslararası birçok ödül kazanmıştı.

12 Nisan 2018 Perşembe

RUHİ SU KARİKATÜRLERİ ALBÜMÜ


Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği ile HOMUR Mizah ve Karikatür  Grubu'nun 2012 de gerçekleştirdiği RUHİ SU 100 adlı portre karikatür sergisinin albümü...

11 Nisan 2018 Çarşamba

HOMURCUK 23 - METAL KARINCA 12

HOMURCUK 23 KIRKIZI METAL KARINCA 12 SAYILARI YAYINDA







HOMURCUK -METAL KARINCA CİLTLERİ


HOMURCUK (1-23) sayılarından oluşan 1.Cilt  ve KIRMIZI METAL KARINCA (1-12) sayılardan oluşan 1.Cilt PDF formatında hazırlandı, linkten indirebilirsiniz







10 Nisan 2018 Salı

YÜKSEL ARSLAN'I ANARKEN



20 Nisan'da Yüksel Arslan'ı kaybedişimizin birinci yılında anacağız...
Resimlerinde mizah ve karikatür etkilerini de gördüğümüz bu sanatçımızı biraz yakından tanıyalım.
Yüksel Arslan (d. 27 Temmuz 1933, Eyüp, İstanbul - ö. 20 Nisan 2017, Paris), Türk ressam. Kendi geliştirdiği  teknikle çeşitli doğal malzemeleri kullanarak ürettiği ve arture adını verdiği resimlerle, özellikle Karl Marx'ın Kapital  eserinin etkisiyle çizdiği Kapital serisiyle bilinir. Türkiye'de ve ülke dışında birçok kişisel ve karma sergi açmıştır.
Yüksel Arslan, 24 Temmuz 1933'te İstanbul'da Fatih'in Bahariye Mahallesi'nde doğdu. Her ikisi de Anadolu göçmeni olan ve fabrika işçisi olarak çalışan bir çiftin dört çocuğundan ikincisiydi. 1945-48 arasında Eyüp Ortaokulu'nda, 1949-52  arasında İstanbul Erkek Lisesi'nde eğitim gördü. Paul Klee etkisiyle çizdiği ilk resimlerini lisenin duvarlarında  sergiledi. 1953-54 yıllarında İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde okudu. Bölümün Anadolu'ya düzenlediği  gezilere katıldı, geleneksel sanatları ve Anadolu uygarlıklarının eserlerini inceledi.


İlk sergisini 1955'te, Adalet Cimcoz'un yönetmekte olduğu Maya Galerisi'nde İlişki, Davranış, Sıkıntılara Övgü başlığıyla açtı. Ferit Edgü, Sezer Tansuğ gibi eleştirmenlerden övgü aldığı bu sergisindeki tüm eserler satıldı. Jacques Mauduit'nin Modern Sanatın 40.000 Yılı isimli eserinde anlatılanlardan yola çıkarak, daha sonraki tüm eserlerinde kullanacağı bir tekniği uygulamaya başladı. Toprak boyalar, bal, yumurta akı, sabun, ot, çay, tütün, kemik iliği, kan ve sidik gibi malzemeler kullanarak ürettiği boyaları kullandığı bu tekniği ilk olarak İnsanlı Günler isimli serisinde kullandı. Arslan, 1957-58 yıllarında Eleşkirt'da askerliğini yaptı. 1959'da, İstanbul'da açtığı ikinci kişisel sergisi Phallisme, Adnan Benk ve Mazhar İpşiroğlu gibi isimlerden övgü aldı.Edouard Roditi vasıtasıyla Arslan'ın resimlerini gören André Breton, ressamı 1959 sonunda Paris'te düzenlenecek olan Uluslararası Sürrealizm Sergisi'ne davet etti.Ancak Arslan sergiye katılamadı.Arslan 1961'de 15 resmini bir galeride sergilemek üzere Paris'e gitti ve orada yaşamaya başladı. Burada çeşitli sergilere katıldı. 1962'deki kişisel sergisi Homunculus-cucus-palus, planus-phallus-micrococcus sırasında Arslan'ın eserlerini gören Jean Dubuffet, ressam ile yazışmaya başladı ve bir eserini satın aldı.[6] Arslan bu dönemde, resimlerini adlandırmak için Fransızca art (sanat) ve peinture (tablo) sözcüklerini birleştirerek arture terimini oluşturdu ve eserlerini bundan sanra bu isimle tanımladı. 1965'te 10 ayını Berlin'de geçirdi. Eşi Lidy ile tanıştı ve çiftin ilk çocuğu olan Artur doğdu. 1967'de, Ankara ve İstanbul'da açılan iki sergi için Türkiye'ye döndü. Basında yer alan, eserlerinin "cinsellikle ilgili ve iğrenç imajlar" içerdiğini öne süren yazıların ardından, Ankara'da sergilenen resimleri müstehcen oldukları gerekçesiyle savcılık tarafından toplatıldı.1960-67 yılları arasında Nietzsche etkisinde kalan Arslan, 1969 sonrasında Marx etkisine girdi ve on dört arture'lük Yabancılaşmalar dizisini Marx'ın elyazmalarından hareketle çizdi. Das Kapital'i resimlemeye karar verdi ve 1969-75 yılları arasında Kapital dizisine ait 30 arture üretti. 1975'te Fransa'da Maloine yayınevi tarafından kitap olarak basılan bu serinin ardından, 1975-79 yılları arasında Kapital'in Güncelleştirilmesi Denemesi isimli seriyi tamamladı.1980'de, tarih öncesi çağlardan güncel döneme kadar, kendi üzerinde etkisi olan her şeyi resmettiği Etkiler dizisine başladı. 126 arture'lük bu seri 1984'te tamamlandı. 1981'de, Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü'nü, heykeltıraş İlhan Koman ile paylaştı. 1982'de ise, Fransa'da verilen Humour Noir Grandville kara mizah ödülünü aldı. 1984-86 yılları arasında, kendi hayatından hareketle çizdiği Autoarture serisini çizdi. 1986'da Etkiler dizisi Fransa'da kitap olarak yayımlandı.


1986'da, Aleksandr İvanoviç Oparin'in Yaşamın Kökeni isimli eserinden hareketle İnsan dizisine başladı ve 2000'e kadar bu diziye ait arture'ler üretti. Bu resimler üç cilt olarak 1990, 1995 ve 1999'da yayımlandı. Arslan 2000'den itibaren, Etkiler dizisinin devamı niteliğindeki Yeni Etkiler dizisine başladı. (Kaynak Vikipedia)


ÖLÜMÜNDEN SONRA BİANET'TE  HALUK KALAFAT TARAFINDAN YAZILAN YAZI

Kapital'i Resimleyen Yüksel Arslan Hayatını Kaybetti - Haluk Kalafat


Eski mağara resimlerinde kullanılan toprak, bal, yumurta akı, kemik iliği gibi doğal malzemelerle yaptığı resimlerle tanınan, Kapital’i resimleyen ressam Yüksel Arslan 84 yaşında Paris’te hayatını kaybetti.Yüksel Arslan 1961’de Paris’e yerleşmişti. 1967’de Türkiye’ye gelip Ankara'da açtığı sergi müstehcen bulunarak hakkında kovuşturma yapılmıştı. Sergi savcı tarafından ikinci gününde toplatılır. Davası 8 ay sürer ve beraat eder ve 2009'a kadar Türkiye'ye bir daha gelmez.
Ressam  ürettiği eserlere “arture” adını veriyordu. Bu sözcüğü sanat anlamına gelen İngilizce “art” ve resim anlamına gelen Fransızca “peintire” sözcüklerinden türetmişti. Ayrıca tablolarına isim yerine numara verirdi.2014'te İstanbul'da sergi açmıştıArslan'ın İstanbul'da son sergisi 81 yaşındayken Ocak 2014'te Nişantaşı'ndaki Dirimart galerisinde açılmıştı. 'İnsan' ve 'Etkiler' adlı serilerinden oluşan sergideki eserleri 1950'li yıllarda üretmişti.


Kapital'in resimlenmesi
Arslan, 1968'de Kapital dizisine başlayışını şöyle anlatıyordu:
"Kendime, küçük, toplum dışı, yıkıcı, anarşist, insanlara - karşı bir yaşantı seçmiştim. Bu küçük özel dünyadan, 1967 yılı sonlarında materyalizm diyalektiğe vararak çıkıp kurtuldum, yeniden doğmuş gibi oldum."Dostu Ferit Edgü'yse 70'lerde Milliyet Sanat'ta yayımlanan yazısında bu süreci şöyle anlatıyordu:
"Hiç kuşkusuz, insan birkaç kez doğabilir. Elimizde olmayan birinci doğuşumuzdur. Ondan sonrakilerde, anası da, babası da, ebesi de kendisidir insanın. Yüksel'in bu ikinci (ya da üçüncü) doğuşu, Eyüp'te bıraktığı sınıfsal kökenine dönüş müdür? Yoksa yaşamın kaçınılmaz çelişkilerinin getirdiği, uzun süren yeni bir dönemi midir? Bu sorunun karşılığını - yoo hayır, zaman değil, Yüksel Arslan'ın kendisi verecek."
Nietzsche dönemi, Marx dönemi Arslan'ın sanatında 1960 Nietzsche, 1967 ise Marx dönemi olarak tanımlanıyor. Marx'ın ve Marx hakkında yazılmış neredeyse bütün kitapları okuduğu bir dönem yaşıyor; bu dönem 6 yıl sürüyor ve 50'ye yakın arture yapıyor.
1980'den sonrasına "Sanatçılar, şairler, düşünürler, yazarlar, müzisyenler" dönemi; 1984'ten sonrasında çocukluğunu ve anılarını işler. 1986-2000 arasında ise "İnsan" dizisini üretir. 2000 sonrası ise "Yeni Etkiler" adlı dönemi olarak adlandırıyor.



Yüksel Arslan kimdir?

1933'te doğan Arslan, İstanbul Erkek Lisesi'ne devam ederken, suluboya, guvaş ve pastel karışımı resimleriyle dikkat çekti. Doğal boyalar kullanarak o dönemde, İlişki, Davranış, Sıkıntılara Övgü adını verdiği bir dizi resim yaptı.Bunları ilk kez 1955'te Maya Galerisinde sergiledi. Eski mağara resimlerinde kullanılan toprak, bal, yumurta akı, kemik iliği vb. araç-gereçlerle oluşturduğu resimleri (İnsanlı Günler, Portreler, Phallisme dizileri) 1959'da sergilendiğinde, bir rastlantı sonucu tanıştığı Roditi'nin dikkatini çekti. Roditi, Andre Breton'a, Arslan'ın bu resimlerinden söz edince,
Paris'te açılan uluslararası bir sergiye davet edildi.
Bu çağrıya, galerici Raymond Cordier'nin de çağrısı eklenince, 1961'de Paris'e yerleşti. Ertesi yıl Cordier'nin galerisinde, kişisel bir sergi düzenledi. 1969-1975'te Karl Marx'ın Kapital'ini resimledi. 1980'li yıllarda Etkiler'i ve Autoartures olarak isimlendirdiği resim dizisini gerçekleştirdi.
1967'de Türkiye'ye gelerek, biri İstanbul'da (Türk-Alman Kültür Merkezi), öteki Ankara'da (Fransız Kültür Merkezi) iki sergi açtı. Ankara'daki sergi, müstehcen olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya uğradı.


1981'de 5. Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü'nü aldı. “Yeni Etkiler” adlı kitabı 2015’te Sel Yayıncılık’tan yayınlanmıştı.
2009’da Bilgi Üniversitesi'nin yerleşkesi santralistanbul'da Levent Yılmaz'ın küratörlüğündeki 1950'li yıllardan itibaren yaptığı çalışmalardan oluşan bir retrospektif sergi açılmıştı.
Türkiye'ye 40 yıl sonra dönmüştüRetrospektifi için hazırlanan biyografisinde Arslan şöyle tanıtılıyordu:
"Kastamonu Daday'dan göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak 1933'te Eyüp'te doğan, babası yine Haliç kıyısında bir kontrplak fabrikasında çalışan, İstanbul Erkek Lisesi'nden sonra İstanbul Üniversitesi'nde Sanat Tarihi okuyup 1961 yılında Paris'e giden; 1967'den beri de bir daha memlekete hiç gelmeyen dünyaca ünlü bir ressamımız. Doğup büyüdüğü Eyüp semtine, tam 40
yıl sonra ironik ve tesadüfi bir şekilde dev bir sergiyle döndü." (HK)

https://bianet.org/bianet/yasam/185746-kapital-i-resimleyen-yuksel-arslan-hayatini-kaybetti



3 Nisan 2018 Salı

Çocuk Vakfı Açıklaması'na HOMUR'dan destek



ÇOCUK VAKFI’NDAN
KAMUOYUNA ZORUNLU AÇIKLAMA
2 Nisan 2018


9 Nisan 2016 tarihinde TBMM Aile Bütünlüğünün Korunması Araştırma Komisyonu toplantısına; “Türkiye’de ailenin durumu” hakkında Çocuk Vakfı’nın çalışmaları ve bu konudaki önerilerimi dinlemek üzere davet edilmiştim. Komisyon Başkanının söz vermesi üzerine; 1991 yılında düzenlenen 1. Aile Şûrası’ndan sonra düzenlenen tüm şûra kararları çerçevesinde, aile ve çocuk sorunlarını gerekçeleriyle açıklamaya başladığım ilk dakikalardan itibaren konuşmama üç kez müdahale eden, elindeki mikrofonu üzerime fırlatarak sözlü hakarette bulunan ve üzerime yürüyen Adalet ve Kalkınma Partisi Isparta Milletvekili Sait Yüce hakkında parti yönetiminin işlem yapması talebinde bulunulmuştur.
Ayrıca, bu esef verici davranışla ilgili ses, görüntü ve fotoğraf kayıtları Komisyon Başkanı Düzce Milletvekili Ayşe Keşir ile TBMM Başkanı İsmail Kahraman’dan talep edilmesine rağmen, Komisyon Başkanı ile bugüne kadar iletişim kurulamamış, Sayın Meclis Başkanı imzalı yazı ekinde ise farklı zamanlarda adı geçen komisyonun çalışmalarını yansıtan haber CD’si gönderilmiş ve Ceza Davası zamanaşımı süresinin aşılmasına neden olunmuştur.
İlgili komisyonda yaşananlar aynı günden itibaren medyada yer aldığı hâlde tarafımızca bugüne kadar görüş açıklanmamıştır. Öncelikle adı geçen milletvekilinin bağlı bulunduğu partinin yöneticilerine yazılı başvuru yapılmış olunmasına rağmen, bugüne kadar hiçbir uyarıda bulunmayan ve işlem yapmayan parti yönetimine; Komisyon Başkanı Ayşe Keşir ile TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a derin üzüntülerimizi bildiriyoruz.
9 Nisan 2016 tarihinde gerçekleşen komisyon çalışmasına tanık olan ve Komisyon Raporu’na (https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem26/yil01/ss399.pdf) şerh düşen komisyon üyesi beş milletvekiline teşekkür ediyoruz.
Sözünü ettiğimiz komisyon çalışmasındaki tutumu nedeniyle, manevi tazminat davası zamanaşımı süresinin dolmasına on bir gün kala, 28 Mart 2018 tarihinde arayarak özür dileyen Isparta Milletvekili Sait Yüce hakkında dava açılmayacaktır…
Her çocuk, genç, kadın ve erkek sorununun öncelikli nedeni aile ortamıdır. Ülkemiz, 1980 sonrası aile, çocuk, gençlik ve kadın sorunlarını çözemediği gibi, sürekli erteleyen bir ülke durumuna gelmiştir. Türkiye’de, tüm sosyolojik ve psikolojik boyutlarıyla çok yönlü aile krizi yaşandığı gibi, çeyrek yüzyıl içinde aile sorunları yoksulluk ve eğitim sorunlarının önüne geçmiş bulunmaktadır. Çocuk Vakfı’nın önerisiyle kurulmuş olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın, icracı bir işlevi olan Aile ve Çocuk Bakanlığı olarak yeniden yapılandırılması fikrini savunduğumuz gibi, bundan böyle de, güncel politik tartışmaların dışında, aynı kararlılıkla aile ve çocuk gerçeğiyle ilgili çalışmalar yapmayı ve görüş açıklamayı sürdüreceğiz.
Kamuoyunun takdirine saygıyla sunuyoruz.

Mustafa Ruhi Şirin
Çocuk Vakfı Kurucusu



Sn Mustafa Ruhi ŞİRİN


9 Nisan 2016 da TBMM Aile Bütünlüğünü Korunması Toplantısında görüşlerinize karşı şahsınıza hakaret eden AKP Isparta milletvekili Sait YÜCE yi ve bu milletvekilini savunma durumuna düşerek seslerini çıkarmayan diğer milletvekillerini, size hakaret eden Isparta milletvekili hakkında hiçbir işlem yapmayan TBMM Başkanı İsmail KAHRAMANI kınıyoruz.

Ayrıca bu konudayanınızda olduğumuzu bildirir, TBMM çatısı altında tüm görüşlerin açık seçik tartışılacağı
günlerde yaşamak inancıyla dayanışma duygularımızı iletiriz. 

HOMUR Mizah ve Karikatür Grubu

Kırmızı Metal Çocuk Dergisi Yayın Grubu