15 Kasım 2018 Perşembe

MARKO PAŞA TİYATRO SAHNESİNDE

Dönemin efsane mizah dergisi Marko Paşa tiyatro sahnesinde...
Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mim Uykusuz tarafından çıkartılan derginin hikayesi Tiyatroadam tarafından  MEÇHUL PAŞA adıyla  sahneleniyor...


Meçhulpaşa
“Bir Hınzır Neşriyat”

“Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Mustafa Mim Uykusuz’un birlikte çıkardıkları efsanevi haftalık siyasi mizah gazetesi: Markopaşa… Mevzumuz bu…”

Markopaşa’nın 1946’da başlayıp meçhule doğru giden serüveni, ‘bir cılız kalemden dile gelen hakikat’in peşinden gitmiş. Toplam 7 isim, 8 sahip, 10 yazı işleri müdürü, 9 matbaa, 10 adres değiştirerek dönemin çetin koşullarında ‘devleri bile korkutan’ ve ‘fırsat bulabildiği zamanlarda’ her şeye rağmen çıkan 77 sayı kalmış geriye. Bu sayılar aleyhine açılan 16 dava sonucu yazarlarının yattığı toplam 8 yıl, 2,5 aylık mahpusluk da cabası…

Meçhulpaşa, işte bu serüveni anlatan hem şenlikli hem hüzünlü masalsı bir ortaoyunu…

Gökten düşen üç ilham perisi elmalarını yazarlarına paylaştırmış; muratlarına ermişler mi bilinmez, kerevete çıkmadan görülmez…


KADRO

Yazan: Ahmet Sami Özbudak
Yöneten: Emrah Eren
Sahne ve Kostüm tasarımı: Barış Dinçel
Işık Tasarımı: Yakup Çartık
Müzik: Deniz Bayrak
Hareket Düzeni: Gizem Erdem
Yönetmen Yardımcısı: Güney Zeki Göker
Sahne Amiri: Uğur Aksu

Oynayanlar: Erdem Akakçe, Bülent Çolak, Fatih Koyunoğlu



Provadan


İLETİŞİM

Adres: Caferağa Mah. Mühürdar Cad. Mataracı Han No:14 D:3 Kadıköy www.tiyatroadam.com

Mail:info@tiyatroadam.com

Tel: 0507 116 18 18

5 Kasım 2018 Pazartesi

Fabrika duvarlarından gecekondulara: 39 yıl sonra basılan karikatür kitabı



Atlı Zincir Fabrika duvar


Uzun yıllardır çizerliğe devam eden Canol Kocagöz ile geçen aylarda çıkan “Çizgilerle Sınıf Tarihi” kitabını konuştuk. Kitap, ilkel komünal toplumdan kapitalizme kadar üretim ilişkilerini çizgilerle anlatıyor. Kitabın bir diğer özelliği, çiziminden tam 39 yıl basılmış olması. Canol Kocagöz 29 yaşında çizdiği kitabın 39 yıllık serüvenini ve sınıf mücadelesinin çizgilerle güçlendirilmesine dair yaşanmışlıklarını paylaştı bizlerle.
Kitabın basılmasını sağlayan Birleşik Metal İş Sendikası önsözde, kitabın çizimlerinin bitip baskıya hazırlandığı günlerde yapılan 12 Eylül 1980 darbesinden çizgilerle sınıf tarihi kitabının da nasibi aldığını belirtmiş. Kitap, on yıllarca işçilere kavuşmayı beklemiş.

Canol Kocagöz, çeşitli grev ve direnişlerde bulunmuş. Grevdeki fabrikaların duvarlarına karikatür çizmiş. Bugün de çizmeye, dergi çıkarmaya ve işçi sınıfının sermaye ile mücadelesinde çizgileri ve emeği ile birlikte olmaya devam ediyor.

Çizgilerle Sınıflar Tarihi, çiziminden 39 yıl sonra basıldığını belirtiyorsunuz. 39 yıl neden bekledi basılması için?

Kitabın bitip baskıya hazırlandığı günlerde, 12 Eylül 1980 askeri darbesi tüm ilericilerin üzerine kâbus gibi çökerken, kitapların ve sanat eserlerinin de bundan nasibini almaması imkansızdı. Bu kitapla beraber hazırlıklarına başladığım DİSK/ Maden-İş Sendikası Eğitim Kitabı’nın yeni baskısı için çizimini yaptığım 100’den fazla karikatürüm ile desen çalışmalarım “faili meçhule uğradı”. Baskı hazırlığında olan şimdi yayınlanan “Çizgilerle Sınıflar Tarihi” kitabım ise birçok ilerici ve devrimci insan gibi uzun yıllar işçi semtlerindeki bitmemiş inşaatlarda, gecekondularda saklandı… Ve o günleri ufak tefek zararlarla atlatarak bu günlere geldi.


Kitap 12 Eylül’den önce bir şekilde üstesinden geldiğimiz veya hiç dinlemeden işimizi yürütmeye çalıştığımız T.C.K’nın ünlü 141.-142. maddelerine takıldı. Kitaptaki sınıfsız toplum bölümünün daha sonra basmak şartıyla hayata geçirmek istendi. Ben bu projenin eksik basılmasına gönlümün razı olmadığını belirterek talebi reddettim. Yıllar sonra metal işçilerinin direniş ve grevleri artınca kitabın baskısı tekrar gündeme geldi. Ve nihayet Mayıs 2018’ ayının son günlerinde DİSK/Maden-İş Sendikasının geleneğini devam ettiren DİSK/ Birleşik Metal-İş Sendikası tarafından yayınlanarak hayata geçirildi.       

Sınıflar tarihini neden çizgilerle anlatmayı istediniz? Kimin fikriydi?

Bildiğiniz gibi Türkiye metal işçileri 1977yılında metal işçilerinin en örgütlü ve en savaşkan sendikal örgütü DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası desteğiyle, sermayenin en örgütlü gücü Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (MESS)’na karşı 40 bine yakın metal işçisinin katıldığı uzun süreli bir grev yaptı. Sendika eğitim dairesiyle beraber, işçi hareketinin mücadelesinin boyutlarını sırf maddi taleplerin dışında düşünebilmesini sağlayacak, sınıf mücadelesi fikrini sınıf içinde üst boyutlara yükseltecek ve aynı zamanda halkın ‘büyük grev’ adını layık gördüğü bu eylem boyunca eğitim taleplerini karşılayacak, grev boylarında, fabrika tezgâhlarında, işe geliş-gidişlerde vb. yerlerde kullanılabilecek, her işçinin anlayabileceği tarzda cep kitapları hazırlamaya karar verdik. Benim hazırlayacağım kitap çizgili dizinin ilki olacaktı. Daha sonra ekonomi ve politikayı anlatacak başka kitaplarla devam edecektik. Bir grup eğitim uzmanı ile diyalektik ve tarihsel materyalizmin bakış açısıyla “çizgilerle sınıflar tarihi” konulu bir cep kitabı hazırlamak için çalışmalara başladık. Çalışma grubumuz çeşitli klasik yayınları okuyarak ve tartışarak kitabı yarattı. 2018 yılında DİSK/Birleşik Metal –İş Eğitim Dairesi tarafından da güncellenerek Mayıs 2018 ayının son günlerinde de baskısı yapıldı.                       

Kitabın içeriğinden biraz bahseder misiniz?

Okuyucu kitapta kısaca insanlığın geçirdiği ve geçireceği ilkel komünal toplum, köleci toplum düzeni, feodal toplum düzeni, kapitalist toplum düzeni, sömürüsüz toplum ile sınıfsız toplumunun çizgilerle anlatımını bulacak. Bu geniş konuları, ciltler dolusu kitapları 90 sayfaya sığdırmaya çalıştık. Başarılı olduksa işçi sınıfı kitaplığına bir başucu kitapçığı kazandırmanın mutluluğunu yaşayacağım. Zor günlerde yarattığım bu kitabımı yeniden çizmek isterdim. Ama 39 yıl sonra bu eseri yayınlarken sağlık sebeplerimden dolayı tekrar çizemediğim için okuyuculardan özür diliyorum, yeni versiyonlarını ve daha güzellerini genç kuşak çizerlerin çizeceği inancını taşımaktayım. Bu kitap yeni kuşak çizerlere rehber olabilirse mutluluk duyacağım.

Kitabı çizdiğiniz günlere geri dönersek, ülkemizde sınıf mücadelesinin yükseldiği günlerde çizdiniz. Sınıf mücadelesine çizgilerin katkısını anlatabileceğiniz başka yaşanmışlıklardan bahsedebilir misiniz?

Kitabı çizdiğimiz günlere dönecek olursak, o günlerde ağırlıklı olarak TKP ile İGD görüşünde bulunan, benim de içinde bulunduğum bir grup çizerle yaptığımız çalışmalar bizi işçi sınıfının öncü gücünün çalışmaları ile bütünleştirdi. Sınıf mücadelesinin yükseldiği dönemlerde fabrikalar bizim beslenme kaynağımızdı. Biz bir grup çizer olarak hem sendika gazetelerinin mutfaklarında çalışıyor, hem de grev boylarında işçi sınıfı ile yaşıyorduk. Duvarları çizgilerimizle süslüyor işçilerin mücadelelerine moral destek için elimizden geleni yapıyor, sınıf mücadelesinin yükselmesinin tadı tuzu olmanın hazzını yaşıyorduk. Ayrıca yaptığımız iş karikatür sanatını işçi sınıfının mücadelesi ile birleştirerek tarihimize bir katkı koymanın, mücadeleye ufuk açmanın yolu oluyordu.

Sınıf mücadelesine çizgilerin katkısı o kadar çok ki. Ben yalnız karikatür tarihi için önemli olan bazılarını sayacağım. Mesela 1975 veya 1976 yılında Acar Film işçilerinin grevinde açtığımız sergi, bir grev çadırında açılan belki de ilk karikatür sergisi olarak özel bir önem taşımaktadır.


Arçelik fabrika duvarına çizim yaparken

Büyük grev döneminde Politika Günlük Gazetesi’nde, TKP’nin legalde yayın organı ÜRÜN Aylık Sosyalist Dergi ve Güneşli Dünya Dergileri’nde ve DİSK/ Maden-İş Gazetesi’nde çiziyordum. O günlerde tüm halkın gözü, kulağı 40 bin işçinin grevindeydi. Olumsuz provokatif şeyler de oluyordu. Onun için sendika çok disiplinli çalışıyor giriş çıkışlarda nöbet tutuyor ve sendikanın izni olmadan grev ziyaretleri yapılamıyordu. Bize de sendikadan fabrikalara rahat girip-çıkmamız için süresiz bir belge verdiler. Ben buna duvarları boyama belgesi diyorum. Herhalde dünyada hiçbir çizerde fabrika duvarlarını boyamak için bir belge olduğunu zannetmiyorum. Maden-İş Sendikası’nın verdiği duvarları boyama belgem ile bir grup çizer arkadaşımla ihtiyaç duyduğumuz veya işçi arkadaşların ihtiyaç duydukları grevde bulunan fabrikanın duvarını işçilerle beraber yarattığımız mücadele çizgilerimizle süslüyorduk. Arçelik Çayırova Fabrikası, Telra TV Fabrikası, Profilo Mecidiyeköy Beyaz Eşya Fabrikası, Atlı Zincir Davutpaşa Fabrikası vd. fabrika duvarları ile grev çadırları bu çizgilerin yer aldığı bazı yerlerdi. Duvarlara çizdiğimiz duvar karikatürleri işçi sınıfı ile karikatür sanatının Türkiye’de ilk buluşması olduğunu söyleyebilirim. Bu çalışmaların sınıf mücadelemizin tarihini yazanlara önemli kaynak olacağına inanıyorum.  Ayrıca fabrika önlerinde dağıttığımız karikatürlü bildirilerle bazı önemli günler için yaptığımız afişlerin de sınıf mücadelesine katkısı olduğuna inanıyorum. Sınıf mücadelesi içindeki birçok yaşanmışlığı buraya zannetmiyorum. Ama 2005 yılında SEKA’nın özelleştirilmesindeki işgal de, bir grup çeşitli sanat alanlarından arkadaşla yaptığımız ziyareti anlatmadan geçemeyeceğim.

DİSK 'duvar boyama belgesi'

İşçilerin SEKA- İZMİT Fabrikasını işgali sırasında Özerk Sanat Konseyi olarak fabrikayı ziyaret etmiştik. İşgalde yer alan 400-500 işçi arkadaşın sloganları altında yarattığım çizgi, hayatımın en önemli anlarından biriydi diyebilirim.

Bu arada editörleri arasında benim de bulunduğum, işçi ve emekçiler için çıkan HOMUR Mizah Dergisi’nden bahsetmeden geçersem çizgi ve mizah dünyasına  haksızlık edeceğimi düşünüyorum.   

Karikatür, sanat ve sınıf mücadelesini bir arada göz önüne alırsanız, 1980 öncesi ve bugünü nasıl değerlendirirsiniz?

Genel olarak sanat, özel olarak karikatüre bakacak olursak, tüm sanat alanlarında olduğu gibi karikatürde de hem nitelik hem de nicelik olarak önemli gelişmeler oldu. Günümüz dünyası ve Türkiye’si 1980’ler döneminden farklı bir noktada, karikatür ve mizah da.  Ama sınıfla ilişkisine bakacak olursak o dönemde de işçi sınıfı mücadelesine aktif olarak katılan çizerler ve sanatçılar vardı. Bugün de aktif olarak mücadele içinde olan çizer ve sanatçılar var. Hareketin yükseldiği ve güçlendiği zaman ve mekânlarda tüm alanlardan sanatçılar sınıf mücadelesine katıldığı gibi çizerlerde burada yerlerini en önde alırlar. Esas olan bugün hareketin zor günlerinde bu kavgada yerini en ön safta almaktır. Mizah ve karikatür yaratıcılarına alan bulmak, yeni alanlar açmak bizim için önemli olduğunu düşünüyorum. Biz HOMUR Mizah ve Karikatür Grubu olarak 19 yıldır bunu yapmaya çalışıyoruz. Karikatür ve mizah dünyasında 1980 öncesinden daha nitelikli ve daha çok sanat insanı ile çizer arkadaşımız var. Sınıf mücadelesi yükseldikçe ve örgütlülük düzeyi arttıkça katılacaklarına inanıyorum. Bunu gezide hep birlikte gördük ve yaşadık. 

Kitabın uzun yolculuğuna baktığınızda çizerken ve bugünkü duygu ve düşünceleriniz nelerdir?

Kitabın hazırlandığı dönemde bir grup karikatürcü çizgilerimizle metal işçilerinin yanındaydık. Gece ve gündüz grev çadırlarında hep birlikte yaşıyor gibiydik. Beslenme kaynağımız grev çadırları ve işçi eylemleriydi. Karikatür sanatının işçi sınıfıyla omuz omuza olduğu bir dönemi yaşadık. Türkiye de ilk defa karikatürü fabrika duvarlarına ve grev çadırlarına taşıdık. Bunun mutluluğunu hala taşıyorum. İşçi sınıfı ve karikatür tarihine böylelikle bir not düşmüş olduk. İşte  “Çizgilerle Sınıflar Tarihi” böyle coşkulu atmosfer içinde yaratılan, direniş ve mücadele içinde yeşeren bir kitap oldu. Bugün yayınlanması da OHAL döneminde metal işçilerinin MESS’e karşı yürüttükleri bir mücadeleden başarıyla çıktıkları bir dönemin eseri. Ayni zamanda DİSK Maden İş Sendikası geleneğini devam ettiren DİSK Birleşik Metal İş Sendikası’nın 70. Kuruluş yıldönümü anısına çıkarılan bir kitap.

Bu geniş konuları, ciltler dolusu kitapları 90 sayfaya sığdırmaya çalıştık. Başarılı olduksa işçi sınıfı kitaplığına bir başucu kitapçığı kazandırmanın mutluluğunu yaşayacağım. Ayrıca “Çizgilerle Sınıflar Tarihi” kitabının yayınlandığı Mayıs 2018 ayı sınıf mücadelesinin ayrılmaz parçası Karl Marks’ın da 200’üncü doğum gününe geldiği için benim adıma ayrı bir anlamı var.

O sebepten kitabımı Marksizm için mücadele edenlere adıyorum.

CANOL KOCAGÖZ KİMDİR?

Canol  Kocagöz  1970 yılından bu yana  DİSK / Birleşik Metal  başta olmak üzere  çeşitli sendikaların basın-yayın organları ile Yeni Ortam, Politika ve Evrensel Günlük gazetelerinde  çizdi. Tomurcuk ve Metal Karınca Çocuk Dergileri editörlüğünde bulundu. 1976 yılında Karikatürcüler Derneği’nin genel sekreterliğini, 1996 yılında da genel başkanlığını üstlendi. Almanya, İngiltere ve Türkiye’de sergiler açtı, çeşitli karikatür etkinlikleri düzenledi.

Başka bir Dünya için STOP, Panikatak, Bir KARAKOMEDYA, Çizgilerle Sınıflar Tarihi isimli dört karikatür albümü ile bazıları İngilizce dilinde de basılan çocuklara yönelik 17 kitabı bulunmaktadır. Halen 1999 yılında bir grup arkadaşı ile beraber kurdukları HOMUR Mizah Grubu'nun adını taşıyan her sayısı ayrı bir sendikadan veya demokratik kuruluştan çıkan mizah gazetesinin editörlüğüne devam etmektedir.

Kitabın PDF haline ulaşmak için şu linki tıklayınız: http://birlesikmetalis.org/kitap/siniflartarihi.pdf

KAYNAK:
http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/fabrika-duvarlarindan-gecekondulara-39-yil-sonra-basilan-karikatur-kitabi-250210

16 Ekim 2018 Salı

HOMUR Mizah ve Karikatür Grubu ile DİSK / Birleşik Metal –İş sendikasının ortak projesi olan HomurCUK 25.sayı ile Kırmızı Meta Karınca 14.sayıyı
Ahmet Zeki YEŞİL, Aslı ALPAR, Atay SÖZER, Atilla ATALA, Ayten KÖSE, Barış, Canol KOCAGÖZ, Coşkun GÖLE, Dinçer PİLGİR, Ekrem KILIÇ, Emre BAKAN, Ferit AVCI, Gülten BAŞOL,  Hüseyin ASLAN, Hüseyin ÇAKMAK, İbrahim ORMANCI, Mehmet ZEBER, Menekşe ÇAM, Mustafa YILDIZ, Rahime HENDEN, Savaş ÜNLÜ, Seyit SAATÇİ, Sunder ERDOĞAN, Tayfun AKGÜL,  Yılmaz ONAY, Cezmi ERSÖZ, Yasemin GÖKSU, Gülsüm CENGİZ, Gülsen TUNCER, Vecdi SAYAR, Engin AYÇA, Murat ÖZVERİ, Ozan ÇAVDAR, Hüseyin SOYLU, 
Asuman KÜÇÜKKANTARCILAR, Hulya ERŞAHİN’nin eserleriyle EKİM 2018 ayında yaratılarak  yayınlandı.  
          
HOMUR
Mizah ve Karikatür Grubu








6 Ekim 2018 Cumartesi

Tayfun Akgül'den Oyma Karikatürler Sergisi

 Ahşabî İşler

Oymacılık ülkemizin geleneksel zanaatlerindendir.

Gelişen teknolojinin sağladığı fırsatla karikatürleri ahşapla tanıştırınca oluşan ilginç sonucu sergilemek istedik diyecektik ki kağıt krizi çıktı! Velhasılı karikatürleri tahtaya işledik.

Sergimize bekleriz, buyurun.




27 Eylül 2018 Perşembe

Sabahattin Ali Belgeseli




Aziz Nesin Belgeseli - Akıntıya Karşı




Rıfat Ilgaz Belgeseli - Yüz Yıllık Çınar


Edebiyatımızın ‘Koca Çınar’ı Rıfat Ilgaz, doğumunun 100’üncü yılında Yönetmen Önder Uygun tarafından çekilen ve Ilgaz’ın hayatının konu alındığı  ‘100 Yıllık Çınar Rıfat Ilgaz’ belgeseliyle anılıyor.


Ahmet Ümit Akkoca'yı Kaybettik



Karikatürleri Homur'da da yayınlanmış olan arkadaşımız Ahmet Ümit Akkoca'yı kaybettik. Arkadaşımız bir süredir tedavi görüyordu. Tüm sevenlerine başsağlığı dileriz.

1957 İskilip Çorum doğumlu Ahmet Ümit Akkoca, 1982 yılından beri aktif olarak çiziyordu. Bugüne kadar yapmış olduğu çizgi roman, bant karikatür, karikatür çalışmaları yerel yayın organlarında ve İstanbul basınında yayımlandı. Yurt içi ve yurt dışı yarışmalardan ödüller kazandı ve sergilere katıldı.




3 Eylül 2018 Pazartesi

Kağıt zamları mizah dergilerini de vurdu



Kurdaki dalgalanma dün de devam ederken yayın dünyasının ise tepkileri sürüyor. Kâğıtta dışa bağımlı olmamız ve yüksek KDV oranlarından kaynaklı sorunlar en çok yayın dünyasını etkiliyor. Gazeteler, dergiler ve yayınevleri çıkamama tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını krizin ilk gününden itibaren dile getiriyor.
Önceki gün mizah dünyasının simge yayınlarından Leman dergisi ekonomik sıkıntıları hem protesto ettiği hem de masrafları karşılayamadığı için ‘cep boyutuyla’ çıkmak zorunda kaldı. Geçen haftalarda soruna işaret eden derginin Genel Yayın Yönetmeni Tuncay Akgün ‘bizi bu durumlara getirenler, SEKA’yı kapatanlar utansın’ diyor. BirGün’e konuşan Akgün, sıkıntının sadece kendileriyle sınırlı olmadığını tüm yayıncılık sektörünü çok ciddi biçimde tehdit ettiğini belirtiyor.

Durum çok ciddi
Akgün, kurdaki yükselişin sektörü nasıl etkilediği şu sözlerle ifade etti:
“Kâğıtta sıfır yerli üretim olduğu için kurdaki yükseliş yayıncılığı komaya sokar. Nitekim içinde yaşadığımız süreç de budur. Koma, yoğun bakım gerektirir. Ortada böyle bir durum da olmadığına göre vaziyet ümitsizdir. Türkiye’deki medya kontrolünün yüzde 80-90’lar oranında hükümette olduğunu düşünürsek onlar açısından sorun yoktur. Dışarıda kalanlar süreli yayınlanan dergiler ve kitap yayıncılığı açısından ise ölümcül eşiğe varılmak üzere. Bu, ülkenin zaten çölleşmiş olan kültürel hayatının tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Yani durum ciddi. Bunların etkileri ise onlarca yıl telafi edilemeyecek bir kayba yol açacaktır.”

Yerli üretim
Yerli üretimin önemine değinen Akgün, yaşanan sıkıntının kaynağının burada aranması gerektiğinin altını çiziyor. Akgün şunları söyledi:

“2005’te kapatılana kadar biz sadece SEKA kağıdı kullanıyorduk. Kapatılma süreci başlatıldığında bugünleri öngörmüştük. Onun için atlayıp SEKA işçilerinin direnişiyle dayanışma için İzmit’teki fabrikaya gittik. İşçiler polis ablukası altında aileleriyle birlikte fabrikada kalarak direniyordu. Kâğıttan odalar yapmışlardı. Çok görülmeye değer bir manzaraydı.”

Ne olur bilmiyoruz!
Akgün ilerleyen günlerin neye gebe olduğunu kestiremediklerini belirtirken sözlerini şu tespitle noktaladı:
“Bu arada SEKA, hükümet desteği falan derken eski yıllara dönelim. Kâğıt tüketimi, bazı çok önemli kâğıtlar dışında tamamen yerli üretime dönük olduğu halde yazılı basına ‘kâğıt tashihi’ gibi bir uygulama vardı. Biz hiç kullanmadık ama sadece bunu kullanmak için yayınlanan naylon gazeteler olduğunu hatırlıyorum. Büyük gazeteler için ise o zamanlar bile kâğıt desteğine ihtiyaç duyulduğunu çıkartabiliriz. Biz içinde bulunduğumuz krize karşı bu hafta bir ‘Cep Leman’ çıkararak meydan okuduk. Gelecek haftalar yeni espriler üretebiliriz. Ama uzun vadede durum aşılabilir mi, devam edebilir miyiz öngöremiyorum.”

Uykusuz da etkilendi

Son dönemde yükselen kâğıt fiyatlarından etkilenen basılı yayınlar arasına Uykusuz dergisi de girdi. Derginin fiyatına zam yapılmaması için tüm yolların denendiği belirtilen açıklamada, derginin gelecekte basıma devam edip edemeyeceğinin de bilinmediği kaydedildi.

KAYNAK:Birgün



İlginçtir 1979 yılında da benzer bir kağıt sıkıntısı yaşanmıştı o dönenim Gırgır Dergisi'nde Oğuz Aral'ın dönemin başbakanına yazdığı açık mektup (sayı 343):



1 Eylül 2018 Cumartesi

Cazın İmgeleri Sergisi Bodrum'da


AÇILIŞ BUGÜN 19:00'DA!
1 EYLÜL CUMARTESİ

Mine Sanat Galerisi Bodrum Jazz Festivali kapsamında çok önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Usta Saksafon Sanatçısı Reşat Demirkol ve Ressam Atilla Atala'nın caz sanatçılarını resmettikleri çalışmalarına yer vereceğimiz sergide, ayrıca Alto Saksafon Sanatçısı Reşat Demirkol bir performans sergileyecek.

Tüm sanatseverler davetlidir.

Mine Sanat Galerisi
Yalıkavak, Merkez Mah. Çökertme Cad. Özkan Sok., Yalıkavak Marina, Bodrum / MUĞLA
Tel: +90 (536) 553 50 66 / +90 (543) 816 10 34
E-posta: info@minesanat.com




16 Ağustos 2018 Perşembe

17 Ağustos Unutma



Canol Kocagöz

Tayfun Akgül

Asuman Küçükkantarcılar

Bas Mitropulos

Dinçer Pilgir

Necati Abacı

30 Temmuz 2018 Pazartesi

Tamimi Artık Özgür



Filistin’in Cesur Kızı TAMİMİ' ye
  DAYANIŞMA DUYGULARIMIZI  İLETİRİZ

             Aralık 2017  de FİLİSTİN 'de direniş te  İsrail askerlerince gözaltına alınarak mahkemece de 8 ay hapis cezasına çarptırılan  17 yaşında ki Filistin’in Cesur kızı  Ahed Tamimi’nin serbest bırakılması ile ilgili Brezilyalı çizer dostumuz  LATUFF un 3 çizgisini paylaşır HOMUR olarak bir kez daha FİLİSTİN Halkının yanında olduğumuzu bildirir,  dayanışma duygularımızı iletiriz.

                                                            HOMUR
                                                     Mizah ve Karikatür Grubu




25 Temmuz 2018 Çarşamba

LOZAN KARİKATÜRLERİ

Lozan'ın yıl dönümünde dönemin yabancı ve yerli basınından çizgiler


15 Temmuz 1923:Lozan'da İngiliz Lord Curzon'u tavuk, İsmet İnönü’yü horoz olarak resmedince dönemin Yunan hükümetince toplatılan gazete.

Karikatür, 24 Temmuz 1923 tarihli Alman Kladderratsch adlı mizah dergisine ait. "Lozan Güneşi" başlıklı karikatürde Fransa'yı simgeleyen horoz, karanlığı yararak ortaya çıkan ay-yıldızı görünce, "Aman Allahım! Güneş yerine neyi doğurttum? diye söyleniyor. 


1923: Mimar Sinan, Fatih Sultan Mehmet ve Alparslan; Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını karşılıyor. Mimar Sinan'ın kucakladığı Mustafa Kemal, Antlaşması'nı ayakları altında ezmekte.


ACINIZ ACIMIZDIR

Vahit AKÇA
99 Marmara depreminde yanımızda ilk onları gördük: Yunan dostlarımızı. Bu şarkıyı onlar için de söylemiştik o zaman "Bugün de Yunanistan halkının büyük acısını paylaşıyor, tüm dostları komşunun yanında olmaya çağırıyoruz"…

Yanlarında ilk biz olmalıydık.


22 Temmuz 2018 Pazar

NECATİ ABACI'YI ANIYORUZa


Kaybedişimizin 14.yılında karikatürist arkadaşımız NECATİ ABACI'yı anıyoruz.

Atay SÖZER

21 Temmuz 2018 Cumartesi

OTOBÜS OYUNU YENİDEN GÜNDEMDE



2012 yılında İBBŞT’da  Arif Akkaya’nın yönetiminde sahnelenen OTOBÜS oyununda tüm oyun boyunca HOMUR MİZAH V KARİKATÜR GRUBU’nun karikatürlerinde Türkiye’nin  yakın siyasi tarihi anlatılmıştı. Son günlerde otobüslerde görülen gerici hareketler SOL.ORG sitesine konu oldu, yazıda oyuna gönderme yapılmakta. Beş yıl sonra oyunun anımsanması güzel bir şey, tabii konunun her dönemde geçerli olması da düşündürücü.
Otobüsle karakola giderken bir mini etek gördüm?
Otobüs, mini etek, karakol… Sahi bu üç sözcüğü aynı cümle içinde kullanın deseler aklınıza hangi kombinasyonlar gelir?
Deniz Arık Binbay
Geçen günlerde Kocaeli’nde bir otobüs, içinde bir kadının mini etek giydiği ve bu nedenle şoförün dikkatini dağıtacağı gerekçesiyle karakola çekilmiş. Otobüs, mini etek ve karakol… Cümle içinde bu üç kelimeyi kullan deseler zorlanırdık.
Çağdaş Bulgar Tiyatrosu’nun önde gelen isimlerinden Stanislav Stratiev’in 1979 yılında yazdığı "Otobüs" oyununu Ankara Sanat Tiyatrosu’ nda izlemiştim. 1996’ydı…Otobüsün bende çağrıştırdıkları pek güzel şeyler değildi, kadınlar otobüslerde ellenir, sıkıştırılırdı, fordculuk diye bir deyim vardı. Ankara kadınlar için yaşaması gitgide daha zor bir kent olmaya başlamıştı. Ama tiyatro bambaşkaydı…Bilenler bilir tiyatrocularda Ankara seyircisinin yeri ayrıdır. AST’ın dopdolu olduğu yıllar… 
Yıllar sonra 2012 yılında İstanbul Büyükşehir Tiyatroları tarafından da oynandı Stratiev’in oyunu. 
1996’da “Otobüs” ü izlerken çok etkilenmiştim. Henüz ülkenin freni patlamamıştı, olsa olsa yalpalıyordu…  
Toplumun değişik kesimlerinden insanların, sakince başlayan sıradan bir otobüs yolculuğunun bir anda sonunu bilmedikleri, son durağı belli olmayan bir yolculuğa dönüşmesiyle birlikte çığırından çıkmasını anlatıyordu oyun. Bu otobüsün içinde yer alan, her biri farklı kültürel yapıya sahip insanların, mevcut durumu çözümlemek adına, başlarda son derece makul başlayan ama gitgide delilik sınırlarına dayanan ilişkileri, hayata bakış pencerelerinden duygusal çıkışları ve çatışmaları irdelenmişti. 
Otobüs belirsizliğe doğru yol alırken karakterler de kendi hayat görüşleri ve ilkel hayatta kalma güdüsüyle bencilce yabanileşiyorlar, içgüdüsel olarak kendilerini kurtarma çabaları yardımlaşmak adı altında gizleniyordu. Oyunda görünen “beraber hareket edip, bu durumdan kurtulma” çabasının aslında bireysel olarak bu durumdan "sıyrılmak" adına yapılan bir eylem olduğu da gözlerden kaçmıyordu. 
Nedense 24 Haziran’ı hatırlatıyor bana. Zihnimde Barış Manço’dan “Lambaya püf de!” şarkısı…Püfff…
Ve nedense bu ara sık sık aklıma geliyor bu oyun… 
Oyunu keşke yeniden izlesem demiyorum, sanki oyunun içinde yaşamaya başladık çünkü. Zaten Devlet Tiyatroları da Cumhurbaşkanlığına bağlandığından, bir süre daha bu oyunun sahnelenme şansı ortadan kalkmış oldu. Özetler ve konsantre simülasyonlar neyimize yetmiyor.
Kocaeli’ndeki otobüsün içinde yaşananlar örneğin… Otobüste mini etek giyen bir kadının olması yaşlı bir erkek yolcuyu rahatsız etmiş. Kimsenin dürtülerini yargılamak değil derdimiz ama eylem olarak ne yaptığı herkesi ilgilendirir. Bu kişi kafasını çevirmek yerine bağırıp çağırarak şoförden otobüsü karakola çekmesini istemiş.
Şoför gerici yolcuya karşı yine de kadının özgürlüğünü savunmuş ama nedense sonunda karakola çekmiş otobüsü. Yine günümüzün sürreel atmosferinde ilginç gelecek şekilde polisler de “Biz buna karışamayız” demişler. Ama o otobüs o karakolun önüne çekilmiş mi? Çekilmiş. Ne için? Otobüsteki kadın mini etek giyiyor diye. Şoförün arkasında oturan kadının, arkasında gözleri olmayan şoförün dikkatini dağıtacağı gerekçesiyle… Benim gördüğüm manzarayı sen görsen kaza yaparsın diyerek… 
ÇIKARILDIĞIMIZ YOLCULUK...
Geçen hafta da Çorlu’da tren raydan çıktı, 24 kişi öldü, 200’den fazla yaralı vardı. 
Psikoterapideki bir kişide rüyada tren, otobüs vs görmek psikoterapiyi, beraber çıkılmış bir yolu simgeler. Bu otobüs ve bu tren de sanki toplumsal olarak çıktığımız daha doğrusu çıkarıldığımız yolu simgeliyor.  
Gericilik, cinsiyetçilik, cüretkarlık, sözde güç algısı, ötekileştirme, nefret, aşağılama, psikolojik şiddet, tahakküm hepsi var bu çorbada… 
Kadının bedenini, giyimini kuşamını, kararlarını, düşüncelerini hatta duygularını kontrol etmeye çalışan bir gerici zihniyetin hayatın en alelade anlarında vücut bulmuş hali… 
Karşısında da sözde birlikte hareket etme niyetini öne sürerek, durumdan zararsız kolayca yırtma isteğini gizlemeye çalışan bir kalabalık… 
Fren patladı. Şoförün ne yaptığını bildiğinden emin değiliz. Bu bir otobüs, içindeyiz. 

Hadi oyunun sonunu beraber yazalım. Yaratıcı yazarlık kursuna gitmiş olmanız gerekmez, Dostoyevski de, Nazım Hikmet de gitmemişti. 
En az 20 kez gördüğümüz filme bilet alıp, lanet okuyarak gözlerimiz şiş çıktık. Bir biletle tereyağından kıl çeker gibi yırtmak mümkün değil bu senaryodan kardeşim, ablam, abim, canım… 
Direksiyonu ele geçireceğiz, maviliklere doğru sürüp, bu düzeni değiştireceğiz… 
http://haber.sol.org.tr/toplum/otobusle-karakola-giderken-bir-mini-etek-gordum-243421

20 Temmuz 2018 Cuma

Kemal Türkler'i Anıyoruz

Atilla Atala

DİSK ve Maden-İş'in unutulmaz başkanı KEMAL TÜRKLER'i katledilişinin 38.yılında saygıyla anıyoruz 




Sennur Sezer