23 Aralık 2009 Çarşamba

YEMEKTEYİZ


Büyütmek için tıklayın

Türk karikatürünün büyük ismi, devlet karikatürcüsü Salih, evinde yemek vermeye devam ediyor. Gene sayın başbakanımız şerefine verdiği yemekte kendi elceğiziyle hazırladığı lezzetleri sundu, limon, zeytin ve tavuk ailesinin diğer fertlerinden oluşan mönüyü başbakanımız afiyetle yuttu.
"Yarattığım karakterler başbakanımıza feda olsun" diyen Salih'ten yeni sepesyaliteler yaratmasını bekler, başbakanımıza afiyet olsun deriz...

Salih'in yakında televizyondaki "yemekteyiz" programına "kıl yarışmacı" kontenjanından katılması beklenmektedir...

DENİZ FENERİ MÜFETTİŞLERİ DEF-İ HACETTE


Deniz Feneri icraata devam ediyor...
Bu kez de kurban dümeniyle malı götürmüşler...
Kurban Bayramı'nda vatandaştan vakalet alıp, "sizin adınıza kurban keselim" demişler.
Tabii aslında vatandaşı kesmişler...
Bu kez başka vakıflarda örnek almış onları...
Bir değil, iki değil bu kadar da çok tongaya düşülmez ki...
Vatandaşa saf demeye dilim varmıyor, bu adamlara da söylenecekler dilime kadar geliyor ama söylemeyeyim. Ah bu dilim...
Bir mizah yazısı yazalım dedik, onu da beceremedik.
Şu habere bakar mısınız:
Bu üçkağıtçı vakıflar, denetime gelen müfettişleri müshil içirerek bertaraf etmişler...
Yani müfettişler ayakyoluna defi hacete koşarken muhteremler de ülkenin içine etmeye devam etmişler...
Şimdi bunun neresini abartıp mizah yapalım...

HOMUR KOCAELİ'DE




Canol Kocagöz- Asumanküçükkantarcılar


Kocaeli'nde 10-14 Aralık tarihlerinde gerçekleşen 4. İşçi Filmleri Festivali kapsamında 14 Aralık 2009 Pazartesi günü, Kocaeli Üniversitesinin Hereke'de bulunan Güzel Sanatlar Fakültesinde; Canol Kocagöz, Asuman Küçükkantarcı ve Cihan Demirci'nin katıldığı karikatür ve mizah tarihi söyleşileri gerçekleşti...


Homur Mizah Dergisi ekibinden Canol Kocagöz, Asuman Küçükkantarcılar ve Cihan Demirci, Kocaeli'ne bağlı Hereke'deler...




Asuman Küçükkantarcılar-Cihan Demirci-Canol Kocagöz-Prof Dr Reşat Başar (Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı)

4. İşçi Filmleri Festivali kapsamında Güzel Sanatlar Fakültesinde arka arkaya 2 etkinlik gerçekleşti.
Önce; Canol Kocagöz ve Asuman Küçükkantarcılar "Mizah ve Karikatür"
başlığı altında bir konuşma yaptılar.
Burada 10.yılını kutlayan "Homur" tanıtıldı. Homur Mizah Dergisinden seçilmiş karikatürlerden oluşan görsel sunum yapıldı ve bir sergi açıldı.


Daha sonra Cihan Demirci uzun yılları bulan bir çalışmayla hazırladığı "Mizah Dergiciliğimiz 140 Yaşında" başlıklı görsel sunumunu yaptı 1869'dan 2009'a doğru dopdolu, bol yasaklı, epey heyecalı bir mizah dergisi yolculuğuna çıktı salondaki izleyiciler...

Cihan Demirci


H O M U R Kocaeli Sergisine Katılan Çizerler
1.Ahmet Erkanlı
2. Altan Özeskici
3. Asuman Küçükkantarcılar
4.Atay Sözer
5.Canol Kocagöz
6.Cem Koç
7.Cemal Arığ
8.Cemil Cahit
9.Cihan Demirci
10.Devrim Demiral
11.Dinçer Pilgir
12.Engin Selçuk
13.Eray Özbek
14.Ercan Baysal
15.Ergin Gülen
16.Ergun Akleman
17.Fahrettin Erdoğan
18.Filiz Kutal
19.Gökçen Eke
20. Hasan Seçkin
21.Hüseyin Çakmak –KKTC
22.İlker Ekici
23.İsmail Kar
24.Kürşat Coşkun
25.Lütfü Çakın
26.Mehmet Zeber
27.Menekşe Çam
28.Milenko Kosanovic – SIRBİSTAN
29.Muhammed Tunçsan
30.Murat Özmenek
31.Musa Kayra - KKTC
32.Mustafa Bilgin
33.Mustafa Yıldız
34.Necati Abacı
35.Nuri Bilgin
36.Oğuz Makal
37.Ömer Çam
38.Özhan Mercan
39.Sadık Pala
40.Sait Kapıcıoğlu
41.Semih Poroy
42.Seyit Saatçi
43.Seçkin Temur
44.Taner özek
45.Tayfun Akgül
46.Turhan Selçuk
47.Uğur Deniz Kuşgöz
48.Vahit Akça
49.Yaşar Babalık
50.Zafer Erdem



02 Aralık 2009 Çarşamba

BİG BROTHER DİNLEMEYE DEVAM EDİYOR


1970'LERDEN BİR YALÇIN ÇETİN KEHANETİ DAHA

27 Kasım 2009 Cuma

RABBİM "ANKARA" DEDİ

Gündem gene mizahı solladı, mizahçılar gene yaya kaldı…
Eski maliye bakanımız Kemal Unakıtan beyefendinin muhterem zevceleri Ahsen Hanımefendi bayram tatilini Kıbrıs’da geçirmeye niyet etmiş. En doğal hakkıdır, belki de rabbi “Lefkoşa” demiştir.
Ahsen Hanım İstanbul Yeşilköy havaalanına gitmiş, hemen VİP bölümüne buyur etmişler. Temel adlı genel müdürün idaresindeki havaalanı yetkilileri bu konuda çok hassastırlar. Bu kez apronda deve kesmeye kalkmasalar da hanımefendiye izzet ikramdan kaçınmamışlar.
Lakin o sırada pistte iki uçak varmış.
Biri Lefkoşa’ya gidecek olan Ankara isimli uçak,
diğeri de Ankara’ya gidecek olan başka bir uçak…
Temel adlı genel müdürün idaresindeki kişiler için yeteri kadar kafa karıştıracak bir durumdur bu; nitekim de karışmış…
Ahsen yengemiz Lefkoşa’ya gidecek Ankara uçağına bindirilecek yerde Ankara’ya gidecek olan başka uçağa bindirilmiş…
Yengemiz Kıbrıs niyetine inmiş Esenboğa’da, tabii orada da bir izzet bir ikram…
Karşılayan hostes kızın yanağını okşamış;
“Ah canııım, sen ne zaman buraya tayin oldun, daha geçen gün Ankara’daydın” diye…
Kızcağız afallamış;
“Eyvah hanımefendiye bir haller oldu” diye düşünmüş…
Ahsen Hanım neden sonra acı gerçeğin farkına varmış ve haklı olarak köpürmüş;
“Tiz bana çabuk bulun o Temel müdürü” demiş…
İstanbul’daki Temel adlı genel müdür ilk uçağa atlayıp huzura çıkmış;
“Af buyurun bir hatadır oldu, ama beterin beteri vardır; sizi yanlışlıkla İbiza adasına da yollayabilirdik” diye el etek öpmüş…
Ahsen yenge fırsat bu fırsat diye isteğini söylemiş…
“Bi şartla affederim, Kemal’le bana ömür boyu bedava bilet vereceksiniz…”
Eh gene de insaflı davranmış; belki de aklına gelmemiştir o anda.
Yoksa öte tarafta kullanmak üzere neler neler isteyebilirdi…
Atay SÖZER

İYİ BAYRAMLAR

BAYRAM KAMUFLAJI

17 Kasım 2009 Salı

73 Sayımız Çıktı


HOMUR'un 73.sayısı TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI İSTANBUL ŞUBESİ için çıktı


BÜYÜK RESİMLER İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN













05 Kasım 2009 Perşembe

FRANKEŞTAYN'İN DÖNÜŞÜ


Frankeştayn ürünler denilen GDO’lar yani “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar” daha açık ifadeyle genetiğiyle oynayıp; köpekbalığı geni aşılanan domatesler, eşek geni aşılanan patatesler, genlerine tarım ilacı konan mısırlar daha da açık ifadeyle aslında bildiğimiz gıdalara benzeyen ama onlarla alakası olmayan hilkat garibesi ürünler artık sofralarımıza geliyor…
Pardon, aslında çoktan gelmiş de geçmiş bile. Bunları yıllardan beri bize kakalamışlar, meğer yıllardan beri yediğimiz haltların farkında değilmişiz.
Şimdiki yenilik bunun bir yönetmeliğinin hazırlanmış olması… Biz yeni aydık, yeni uyandık, günaydın demek gerek. Sevindirici bir durum, bize horoz geni aşılanmadığı kesin yoksa çabuk uyanırdık.
Normalde önce yasalar çıkması gerekir, ama devenin boynu gibi neremiz doğru ki…
Belli ki yasaya da deve geni enjekte edilmiş…
Bundan sonra yasal olarak genetiğimizi hacamat edeceğiz…
Acaba bunu bizlere reva görenlerin genetiği ne yönde değiştirilmiş çok merak ediyorum.
Örneğin bu yasayı hazırlayan kişiye ne geni enjekte edilmiş acaba?
Artık ürün ambalajında içinde ne herzeler olduğu yazmayacak…
GDO’suz bir üründe de “Burada GDO yoktur” yazamayacak…
Müdür Bey’e soruyorlar…
“Neden?”
Müdür Bey mantıklı bir yanıt veriyor;
“E her olmayan şeyi yazamayız ki, sığmaz.”
Doğru, örneğin bir bisküvinin içinde otomobil yok, televizyon yok, balata yok, lastik yok, tramvay yok, kayak sopası yok, soba borusu yok… Hangi birini yazacaksın…
İyi de et ürünlerinin üstüne “Domuz eti ihtiva etmez” diye yazıyorsun…
O başka…
Sahi o müdür beyde ne geni var acaba?
Bu olanlardan sonra, şöyle ya da böyle, her koşulda insanın genetiğini fena halde bozacaklar!
Atay SÖZER

04 Kasım 2009 Çarşamba

EŞŞEK GRİBİ KAPIMIZDA


Deli dana, Kuş gribi, Domuz gribi gibi hayvan kaynaklı hastalıklara biri yenisi daha ekleniyor.
Deli dana olayını atlattık;
Kuş gribi unutuldu gitti…
Domuz gribi; Sayın Başbakanımızın “Herkes aşı olmak zorunda değil, ben de olmayacağım” açıklamasından sonra etkisini kaybetmeye başladı, yakında bir kararnameyle domuz gribinin yurda girişi yasaklanır, olur biter…
Ama öyle bir grip var ki bu hepsinden daha korkunç…
Bu grip :EŞŞEK GRİBİ
Çok korkunç, her zaman öldürmese bile kesinlikle süründürüyor…
Son derece sinsi bir virüs, nasıl girdiği, nasıl ilerlediği belli değil; insan bazen ömrünün sonuna kadar bunun ayrımında olamayabiliyor.


EŞŞEK GRİBİNİN BELİRTİLERİ

1-HAFIZA KAYBI: 5 dakika öncesini hatırlamama. İlerlemiş vakalarda bu süre 30 saniyeye kadar inebilir.
2-TEPKİSİZLİK : Olanlar karşısında hiç tepki vermeme. Örneğin biri gelip ağzını burnunu dağıtıp, malını mülkün elinden alsa, hiçbir şey yapmadan öyle boş boş bakar.
3-SAZANLIK : En olmadık, en mantıksız şeylere hemen inanma durumu.
4-HIYAR SEVERLİK : Hıyara karşı özel bir ilgi duyma. Biri “Burnum hıyar” dese bir avuç tuz alıp ona doğru koşar.
5-HAREKETLERİ İSTEMSİZ TEKRAR ETME : Beyin bazı hareketleri otomatiğe bağlar, yapılan bir hareket daha sonra istenmeze bile rutin olarak yinelenir. Örneğin alkışlamak, aynı kişiye oy atmak vs.
6-İDRAK ZORLUĞU : Bu durumlarda kafanın dış cidarında kalınlaşma görülür; söylenen sözü anlamak imkansız hale gelir.
7-MAKAT GEVŞEKLİĞİ : Kafadaki kalınlaşmanın tam tersi burada olur, söylenen sözler buradan girer, ama beyinden uzak olduğu için bir etkisi olmaz…
8-ALGI BOZUKLUĞU : Nesneleri, kişileri, olayları olduğundan farklı algılama durumu. Örneğin bir meşe odunu adam, adam da meşe odunu olarak algılanabilir.
9-SANALİZASYON SENDROMU: Bu durum sanal dünya ile gerçeği karıştırma durumudur. Bu vakalarda hasta televizyonun karşısından kalkamaz, hayatını orada devam ettirir. Ona göre hayat ekrandan gördükleridir ve oradaki her şeyi gerçek zanneder.

Eğer bu belirtilerden birine sahipseniz hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanıza gerek yoktur. Çünkü sahipseniz bunun farkında olamazsınız zaten. Eğer bir yakınınızda bu belirtiler varsa gene bir şey yapmayın, çünkü onun için iş işten geçmiş demektir, iflah olmaz.

Uzmanlar bu gribe karşı aşı geliştirmeye çalışsalar da pek başarılı olamamaktadırlar;
tam aşıyı buldukları anda virüs mutasyona uğrayıp onu etkisiz kılmaktadır.
Son derece bulaşıcı olan bu virüse yakalananların sayısı her geçen gün artmaktadır. İnsanın hasta olduğunun farkında olmamasından dolayı bu konuda kesin bir sayı verilememektedir.
Eşşek gribi öyle bir hastalık ki; yoğun çabalar sonucu grip kısmı tedavi edilse bile kalıcı hasar bırakmakta ve EŞŞEKLİK BAKİ KALMAKTADIR.

ATAY SÖZER

31 Ekim 2009 Cumartesi

KIBLEMİZ BEYAZSARAY




Mizahta abartı vardır; bazen semboller içerir mizah, bir şey anlatırken aslında başka yerlere göndermeler yapılır.
Karikatür ustamız Yalçın Çetin yıllar önce “Kıble” adlı bir karikatür çizmişti…
Beyazsaray’ı kıble kabul edip önünde secde eden insanlar vardı bu karikatürde…
Elbette abartı vardı, başka göndermeler vardı bu çizimde…
Yalçın Çetin de biliyordu Kongre binası önünde namaz kılınmayacağını…
Espriyi açıklamak her ne kadar insan zekâsına hakaret de sayılsa burada Amerika’ya tapan, satılmışları, din bezirgânlarını hicvettiği belliydi.
Ama geçenlerde Kongre binası önünde yaklaşık iki bin kişinin kıldığı toplu namaz fotoğrafı Yalçın Çetin’in çizdiğinin aynıydı.
Bu abartı değil, gerçeğin ta kendiydi.
Sanırsınız Yalçın Çetin o fotoğrafın çizimini yapmış…
Beyazsaray resmen kıble olmuş, ona secde ediliyor…
Yalçın Çetin’in karikatürü Kanlı Pazar” olayının yaşandığı günlerde çizildi, irticaa ufaktan başını kaldırmıştı, emeklemeye başlıyordu yavaştan; sonra büyüdü büyüdü Beyazsaray’a kadar yürüdü…
Nobel ödüllü Obama ne kadar şaşırmıştır, “no’luyoruz?” demiştir…
Yalçın Çetin yaşasaydı üzülürdü karikatürünün heba olmasına…
Çünkü sorardık o zaman “Yalçın Abi, çizmişsin ama bu karikatür değil ki, zaten olağan bir durum” diye.
Atay SÖZER

DOMUZLUĞUN ALEMİ YOK


Domuz gribi geliyor ama aşısı da geliyor beraberinde…
Bilmem ne kadar insanı aşılayacağız sevabına…
Amerika kıyak yaptı, kendi milletine kullanacağı aşıları bize yolluyor,
Yani bizlere kendi milletinden çok değer veriyor;
Önce siz kullanın, bir şey olmazsa haber verin biz de kullanalım diyor,
Bazı domuzlar da domuzluk edip buna da bir kulp buluyorlar;
“Biz kobay mıyız?” diyorlar…
Buyurun buradan yakın, bu domuzlara iyilik yaramaz zaten…
Tamam kobay olmayın, domuz olun da görün gününüzü…

03 Ekim 2009 Cumartesi

Sayı 72





BÜYÜK SAYFALAR İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN

28 Eylül 2009 Pazartesi

HOMUR'un 72.sayısı HUKUK için çıktı...

Çağdaş Hukukçular Derneği adına hem Türkçe hem İngilizce basılan HOMUR, 1994 yılında katledilen Avukat Fuat Erdoğan anısına düzenlenen "Özgürlük ve Hukuk" konulu uluslararası sempozyumda dağıtıldı.
Derginin manşeti :Adalet Ücrete Tabidir...
Ömer Çam, Mustafa Bilgin, Mustafa Yıldız, Atay Sözer, Canol Kocagöz, Hasan Efe, Lütfü Çakın, Savaş Ünlü, Uğur Deniz, İbrahim Tunçer, Vahit Akça, Yaşar Babalık, Akıldane Herzekar yazı ve çizgileriyle yer aldılar.
Dinçer Pilgir, Cem Koç, Sadık Öztürk, Milenko Kostonoviç, Devrim Demiral, Şener Levent, Aziz Nesin, Can Yücel ve Paul Eluard yazı ve çizgileriyle yer aldılar. Hukukçu arkadaşlarımız Gülbin Aydın, Oya Aslan, Hülya Deveci de teknik, lojistik, hukuki her türlü desteği vererek bu sayıyı gerçekleştirdiler. Grafik uygulama gene Emre Bakan'a ait.
HOMUR bu kez zaman azlığından dolayı 4 sayfa çıktı...

10 Eylül 2009 Perşembe

SEL, NESİN VAKFI'NI DA VURDU

Sel öyle bir geldi ki herkesin aklını aldı; sorumlular bile sorumlu olduklarından şaştı.
Derenin intikamı dediler,
Sorumlusu doğayı tarip eden insan dediler,
Sprey sıkıp, ozonu deldiler onun'çün oldu, dediler,
Dere yataklarına kim iskan izini verdi dediler (acaba ergenoncuların verdiğini mi düşünüyorlar gerçekten)
Neticede açıklamalar tam Aziz Nesin'lik açıklamalardı...

Ama sel, Aziz Nesin'in gözbebeği olan Çatalca'daki Nesin Vakfı'nı da vurdu; onlarca çocuğun barındığı o muhteşem yuva şimdi tanınmaz halde.
Sözü uzatmadan Ali Nesin'den gelen mektubu paylaşalım sizinle...



Sevgili Dostlar,
Kötümserliğe kapılmaca yok.
Hayat bir mücadeledir. Bu sel felaketini de bu mücadelenin bir parçası olarak değerlendirip eski günlerimize dönmek için canla basla, askla şevkle çalışacağız. Eskisinden daha da güzel bir vakıf yapacağız.

Yarın çok daha kötü bir sel felaketi bekleniyormuş. Nasıl mümkünse!Elimizden geldiğince hazırlanıyoruz.
Küçük çocuklarımızı anneleriyle birlikte İstanbul'daki evlerimize yolladık. Vakıf'ta sadece eli iş tutan gençler kaldı.

Görmeden anlaşılmaz ama felaketin boyutlarını anlatmaya çalışayım.
Su anda çamurdan bir vakfımız var desem abartmış olmam. Bodrum kat bastan aşağı, giriş katı bir buçuk metre kadar su altında kaldı. Bahçedeki su düne kadar boyu aşıyordu. Simdi suyu gitti diz boyu balçığı kaldı. Çizmeyi bırakmadan ayağınızı balçıktan kurtarmanız zor.

Selin sürükledikleri meyve ağaçlarının arasına takılmış, ağaçları eğmiş, kocaman bir bariyer oluşturmuş. O yemyeşil bahçeden geriye eser kalmadı. Çoluk çocuk hep birlikte o kadar da çok emek vermiştik ki… Hayvanlarımıza yem için ektiğimiz onlarca donum tarla bataklığa dondu. Seralarımız kimbilir nerelerdeler.
Komsu haradaki onlarca at boğuldu. Muhteşem atlardı. Hep birlikte koşmaya başladıklarında zemini zangır zangır titretirlerdi. Çocuklarımız, o atları küçücük boylarıyla çitin üstünden uzanarak,
bahçeden kopardıkları tutam tutam çimlerle beslerlerdi. Minicik ellerle atların koca koca dişlerini yanyana görmenin keyfine doyum olmazdı ... Baskalarina para kaynağı olan o atlar bizim neşe kaynağımızdı. Gitti gider canim atlar.
Tiyatro salonumuz tanınmaz halde. Şu anda içine bile girilemiyor.
Mutfağımız kullanılmaz durumda, içine zor giriliyor.
Çamaşır makinaları, bulaşık makinaları, kurutma makinası, buzdolapları, fırınlar, soğutma depoları, kalorifer kazanı... Medeniyet namına ne varsa yok oldu.

Et stoğumuz perişan. Kokuşmadan gömmek gerekiyor. Ama nereye? Her yer balçık. Su, elektrik, telefon, internet kesik elbet.
"Dereboyu"ndaki evime uzun süre ulaşamadık. Aziz Nesin'in en önemli notları oradaydı. Sel, ağaç kütüğünden karavana kadar, ne bulmuşsa önüne katmış tüm şiddetiyle akıyordu. Neyse ki ev yıkılmadı ve notlara bir şey olmadı. Mucize diyesim geliyor. Kullanılmaz hale gelen koltuk, kanape, yatak yorgandan ya da tamamen suya gömülen elbise depolarımızdan söz etmiyorum bile.
Bitirmek üzere olduğumuz "Sanatçı Evi" perişan. Yeni bastan yapacağız.
Kitap depolarındaki on binlerce liralık Aziz Nesin kitabi mahvoldu.
Aziz Nesin'in yıllarca biriktirdiği gazete koleksiyonunun büyük bir kısmını ciltletmiştik. Büyük ölçüde parasızlıktan ama bir miktar da ihmalkarlıktan ciltletemediğimiz binlerce gazete hamur oldu.
1976'nin Politika gazetelerini gördüm. İçim acıdı.
Mezunlar dahil bütün büyük çocuklarımız Vakf'a geldiler. El birliğiyle Vakf'ı temizlemeye çalışıyorlar.
Felaketin boyutunu anlamak için görmek, yaşamak lazım.

İki tesellimiz var:
1) Hiçbirimize bir şey olmadı.
2) Aziz Nesin'in bütün arşivi kurtarıldı. Çocuklarımızın ilk aklına bu notlar gelmiş. 3000 dolayında dosya... İnanilmaz bir surat ve imrenilecek bir işbirliğiyle çocuklar bütün dosyaları su basmadan kütüphaneden ikinci kata çıkarmışlar. Sabahın köründe uykularından fırlayıp...
Çocuklarımızın kimisi haylaz kimisi yaramaz kimisi söz dinlemez olabilir, ama hiç görmedikleri Aziz Dede'lerinin notlarının ilk kurtarılacak eşya olduğunu biliyorlar... Eğitim işte böyle bir şey olmalı.
Her şeye karşın iyimserliğimizi elden bırakmayacağız ama. Sürekli ileriye bakmaya and içtik.
Mücadeleye devam!
Sevgili Dostlar,
Nesin Vakfı'nın ana binasını depreme karşı güçlendirmek gerekiyordu. Bu sel felaketiyle birlikte binanın zemini daha da zayıflamıştır. Binayı güçlendirmenin maliyeti 350-400 bin lira arasında.
Sel felaketi dolayısıyla zararımızın da (insan gücünü saymazsak) en az 500 bin TL dolayında olduğunu sanıyorum. Bizim boyumuzu fersah fersah asan meblağlar bunlar.

En zor zamanlarımızda hep yanımızda olan sizlerden bütçenize göre bir katkı bekliyoruz.

İnternetten bagis icin: https://secure.cs.bilgi.edu.tr/nesinvakfi/bagis.php.
Banka hesap numaralarımız aşağıda.
Çok teşekkürler.

Sizlere ve geleceğe inancımız sonsuz.
Hepimizden sevgiler, saygılar.

Ali Nesin (http://www.nesinvakfi.org/ )

TL hesapları:

İş Bankası, Parmakkapı Şubesi Şube kodu 1042 Hesap no. 0714327
Ziraat Bankası, Çatalca Şubesi, Şube kodu 130, Hesap no. 952 22 32 - 5001
Vakıf Bank, Çatalca Şubesi, Şube kodu 237, Hesap no. 434 84 59
Posta Çeki no. 164 00 09
Euro hesapları:
Ziraat Bankası, Çatalca Şubesi, Şube kodu 130, Hesap no. 952 55 01 -- 5003 (IBAN: TR 80000 1000
1300 9525501 5003)
Vakıf Bank, Çatalca Şubesi, Şube kodu 237, Hesap no. 400 79 36
Dolar hesabı:
Ziraat Bankası, Çatalca Şubesi, Şube kodu 130, Hesap no. 952 55 01 -- 5001 (IBAN: TR 37000 1000
1300 9525501 5001)
Vakıf Bank, Çatalca Şubesi, Şube kodu 237, Hesap no. 400 79 37
CHF hesabı:
Ziraat bankası, Çatalca Şubesi, Şube kodu 130, Hesap no. 952 55 01 -- 5002 (IBAN: TR 10000 1000
1300 9525501 5002)
Swift Kodlar:
Ziraat Bankası, Çatalca Şubesi Swift kodu: TCZBTR2A
Vakıf Bank, Çatalca Swift kodu: TVBATR2A

04 Eylül 2009 Cuma

HOMUR BARIŞ KARİKATÜRLERİ SUSURLUK'DA

HOMUR BARIŞ SERGİSİ
Dikili'den sonra Susurluk'da açıldı
HOMUR'un SUSURLUK MERKEZİNDE açılan sergisi 1-4 Eylül tarihleri arasında izlendi.

31 Ağustos 2009 Pazartesi

HOMUR, DİKİLİ'DE


Devrim Demiral- Mustafa Yıldız


HOMUR Mizah ve Karikatür Gurubu

1 Eylül DÜNYA BARIŞ GÜNÜ'nde

DİKİLİ de açacağı " BARIŞ ÇİZGİLERİ" karikatür sergisi ile egemenlerin baskılarına maruz kalan DİKİLİ BELEDİYESİ ve dolayısıyla Dikili halkının yanında..

İNADINA DİKİLİ
İNADINA B A R I Ş
Diyerek BARIŞ ÇİZGİLERİ karikatür sergisi açıyor.
Tüm barış aktivistleri ile Homur okurlarını DİKİLİ'ye davet ederiz.

Saygılarımızla.
HOMUR Mizah ve Karikatür Gurubu
BARIŞ ÇİZGİLERİ KARİKATÜR SEGİSİNE KATILAN ÇİZERLER
Ahmet ERKANLI
Altan ÖZESKİCİ
Asuman KÜÇÜKKANTARCILAR
Atay SÖZER
Cabbar
Canol KOCAGÖZ
Cihan DEMİRCİ
Devrim DEMİRAL
Dinçer PİLGİR
Engin SELÇUK
Ergin GÜLEN
İlker EKİCİ
Lütfü ÇAKIN
Mustafa BİLGİN
Mustafa YILDIZ
Nuri BİLGİN
Oğuz MAKAL
Sait KAPICIOĞLU
Tayfun AKGÜL
Vahit AKÇA

17 Ağustos 2009 Pazartesi

DEPREMİ SALLIYORUZ




17 Ağustos 1999 depremi üzerinden 10 yıl geçti; Homur Mizah Grubu’yla aynı yaşta. Homur’un ilk faaliyeti deprem mağdurları için olmuştu… Bu yıl bölgede düzenlen 10.Yıl anma etkinliklerine Homur da katıldı.
TMMO İstanbul ve Koceli şubeleriyle birlikte Homur oradaydı.
DEPREMİ SALLIYORUZ/DEPREMİ SOLLUYORUZ ana başlığı altında üç etkinlik gerçekleşti.

1-DEPREMDE ÇARŞAFLAYANLAR
Karikatür Sergisi
Deprem temalı karikatürler büyük boy çarşaflarda sergilendi

SERGİDE YERALAN ÇİZERLER
Altan Özeskici
Asuman Küçükkantarcılar
Atay Sözer
Bas Mitropulos
Canol Kocagöz
Cemal Arığ
Cem Kenan Öngü
Cezmi Ermiş
Devrim Demiral
Dinçer Pilgir
Ergun Akleman
Halis Dokgöz
Mustafa Yıldız
Necati Abacı
Tayfun Akgül
Vahit Akça
Yaşar Babalık


2-DEPREME BİR ÇİZGİ
Deprem temalı karikatür atölyesi düzenlendi.

3-DEPREME BASKI
Katılımcıların oluşturacakları deprem konulu çizimler, linol baskı tekniğiyle çoğaltılıp dağıtıldı.

Homur ekibinden, Atay Sözer, Devrim Demiral, Vahit Akça, Cemal Arığ, Asuman Küçükkantarcılar, Kadir Yasa; İstanbul Mimarlar Odası’ndan Kubilay Önel, Koceli şubesi temsilcisi Nilgün Akçan, belgesel sinemacı Hilmi Etikan katılımcılar arasındaydı. Fotoğraf sergileri, açıkoturumlar dışında çeşitli sanatsal etkinlikler de yapıldı.




SERGİDEN ÖRNEKLER

(BÜYÜK BOYUT İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN)



Devrim Demiral

Vahit Akça





Cemal Arığ





Atay Sözer




Atay Sözer



Ergun Akleman




Canol Kocagöz



Asuman Küçükkantarcılar



DEPREMDE ÇARŞAFLAYANLAR SERGİSİ HAZIRLIKLARI

(BÜYÜK BOYUT İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN)
FOTOĞRAFLAR : Vahit Akça- Atay Sözer

















HOMUR STANDINDAN MANZARALAR

(BÜYÜK BOYUT İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN)

Çocuklar standımızdan hiç ayrılmadılar, karikatür çizdiler, linol baskı yaptılar




HOMUR standını birbirine katan Muharrem; geleceğin yaman bir Homurcusu olacağını şimdiden kanıtladı


Gölcük Belediye Başkanı Mehmet Ellibeş, standımızı ziyaret etti, gelir gelmez de Devrim, çizdiği karikatürünü eline tutuşturdu.



Devrim Demiral

Vahit Akça

Asuman Küçükkantarcılar

Cemal Arığ

Atay Sözer

Kadir Yasa, Linol baskı hazırlıyor

17 AĞUSTOS ETKİNLİKLERİNDEN GÖRÜNTÜLER

16-17 Ağustos anma etkinliklerine Homur ekibinden başka sanatçısından sporcusuna başka katılanlar da vardı, olanları unutturmamak için kendilerince haykırdılar...







Dilek ağacı: Binalar öldürmesin
Yorumsuz
Bisikletçiler fay hattı boyunca yaptıkları uzun yolculuktan sonra Gölcük'e ulaştı

TMMOB Depreme duyarlılık yürüyüşü


Saat 03.02

Ressamlar, heykeltraşlar halkın önünde eserlerini meydana getirdiler.

YÜZLEŞME:
Işık Özçelik (Heykeltıraş), Meliha Sözeri (Heykeltıraş), Ezgi Bakçay (Sinema), Uğur Çolak (Fotoğraf/Şehir planlamacısı), Evren Erol (Heykeltıraş), Serkan Yüksel (Heykeltıraş), Gökçe Türkmen (Yaratıcı Drama/matematik), Selim Erhan (Müzik) , Hilmi Etikan (Sinema), Necip Sevindik (Kamera) ; Yüzleşme adını verdikleri performans gösterisiyle depremi yeniden canlandırdılar



Üzerinde Coca-cola olan duvar birazdan yıkılacak
(Acaba bilinçli bir gönderme mi?)

Son hazırlıklar ve yıkım başlıyor




BÜYÜK RESİMLER İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN

11 Ağustos 2009 Salı

PİSUVAR TEDİRGİNLİĞİ

"Pisuvar tedirginliği" Gül Abus Semerci'nin bir kitabının adı, ama konumuzun bununla alakası yok. Geçtiğimiz günlerde bir vali bey tuvaletlerdeki pisuvarları dinen caiz değildir diye söktürdü. Bu olay bizi geçmişe götürdü, bu ilk kez yaşanmıyor, geçmişte de gördük aynı filmi.
12 eylül 2005 tarihi... Homur'un 58. sayısı, 12 eylül kazanımından bir örnek diye bu olayı işlemiştik.
Kamuran Yazarkasa imzasıyla çıkan yazıyı yeniden sizinle paylaşıyoruz, o zamandan bu zamana kaç arpa boyu yol gittiğimizi artık siz hesaplayın.

PİSUVAR SORUNU NASIL ÇÖZÜLÜR?*


Geçtiğimiz günlerde gazetede okuduğum bir haber başlığı, bünyemde öyle derin yaralara sebep olmuştur ki, uzun ve acılı bir tedavi geçirmeden yaşadığım şoku atlatabileceğimi hiç zannetmiyorum. Siz değerli okuyuculara bu haberi, kıssa ve özümsenmiş bir şekilde anlatmayı borç bilirim. Geçen haftalarda baş sayfaları varlığıyla onurlandıran bu destansı habere göre, memleketimizin pek güzel illerinden birinde belediye kararı ile umumi tuvaletlerdeki pisuarlar kaldırılmaya başlanmıştır. Bu önemli kararın sebebi ise, %99’u Müslüman olan halkımızın, “ayakta işeme” eylemini gerçekleştirerek günaha girmeleri olarak açıklanmıştır. Bu haberi okuduğum anda, kısa pantolonlu yıllarımdan beri büyük bir zevkle gerçekleştirdiğim, hakkında sayısız tekerleme dinlediğim, çocuk aklımla uğruna kafa patlatıp benim de tekerleme yazdığım bu lanetli eylemden ne kadar tiksindiğimi anlatmaya kelimeler asla yetmeyecektir, sevgili okuyucularım. Buna rağmen olayın gerçekleştiği bölgede halk benim kadar duyarlı olamamış, işlenen günah karşısında üzüntüden ağlayacakları yerde büyük bir mücadele örneği sergileyerek pisuarların umumi tuvaletlere geri takılmasını sağlamıştır.
Ben gene de, bu hayatımda dönüm noktası olarak nitelendirebileceğim gerçeği açığa çıkaran herkese teşekkür eder ve vatandaşlarımızın, masum bir hareketle tekrar günaha düşmemeleri için hükümetimize umumi tuvaletler konusunda birkaç tavsiye vermek isterim.


1- Umumi tuvaletlerdeki bütün kıbleye bakan alaturka tuvaletlerin içi çimentoyla doldurulmalı ve yeni tuvaletler üniversite, sendika ve sivil toplum örgütlerine bakacak şekilde inşa edilmelidir.

2- Tuvaletlere diyanet işleri tarafından mini televizyonlar konulmalı ve bu televizyonlarda günün belli saatleri ilahi okunmalıdır.

3- Özel sektördeki pek ilim ve irfan sahibi şirket, halkımıza yardımcı olmalı, “Alican iman gücüyle tuvalete gidiyor” gibi eğitici kitap ve kaset setleri çıkarılmalıdır.

4-Vatandaşlarımızın tuvaletteyken istem dışı gerçekleştirebilecekleri din dışı bir hareket karşısında anında müdahale için “aloTabakhane” hattı kurulmalıdır.

Vatandaşlarımızın nereye, nasıl ve hangi usulle şaapmaları gerektiğini öğrenmeleri ve hükümetimizin, bu konuda bize hep böyle örnek olması dileğiyle…


Dr. Kamuran Yazarkasa

*12 Eylül'ün binbir kazanımından bir örnek

10 Ağustos 2009 Pazartesi

CAN YÜCEL'İ ANIYORUZ

1927-12 Ağustos 1999

SAĞLIK OLSUN


Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al
derin derin

Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..

Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse,
aydınlık bir gün dile

Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini
tamamla,

Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi
duymak için alo de
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü,
hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil,
görerek bak

Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk
görürsen yanağından makas al..
Sonra, söyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.

Günün güzeldi değil mi akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları,bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..

Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!!

Can Yücel

02 Ağustos 2009 Pazar

HOMUR, CUMHURİYET'DE


Cumhuriyet Hafta Sonu ekinin 1.8.2009 sayısında HOMUR tanıtıldı... Gamze Erbil. yayın kurulumuzdan Canol Kocagöz ve Atay Sözer'le görüştü.

İŞÇİ VE EMEKÇİLERİN HOMUR'U

GAMZE ERBİL

Homur, her sayısı başka bir örgütün gündemine paralel olarak yayımlanan “emekçiden yana” bir mizah dergisi. Yeşil beyaz renkleriyle alışıldık sarı ve türevi mizah dergilerinden farklı olduğunu gösteriyor. Bugüne dek 71 sayısı yayımlanmış olan derginin içeriği, ilkeleri, çalışma tarzı ve ne yapmak istediğini Yayın Kurulu üyeleri Canol Kocagöz ve Atay Sözer ile konuştuk.


- Nedir Homur’un farkı?


C. Kocagöz: Homur’u diğer mizah dergilerinden ayıran temel özelliği “halk için siyasi mizah gazetesi” anlayışını çıkış ilkesi kabul etmesidir. Markopaşa mizah gazetesinin felsefesinden güç alan Homur, kapitalizmin saldırılarına karşı hiciv ve mizahın her biçimiyle emekçilerin mücadelesinin yanında yer alıyor.


A. Sözer: Markopaşa 1946’da CHP’nin tek parti döneminde çıkıyor. İktidarın eleştirisini yapan bir mizah dergisiydi. Ama mizah dergiciliğinin en kitlesel yayını diyebiliriz. 16 milyon nüfuslu Türkiye’de 60 bin satışa ulaşan bir dergi. Biz Türkiye’de mizahın bu kulvarından yol almayı tercih ettik.


- Peki Homur nasıl başladı?


C. Kocagöz: Homur 1999-2000 arasında mizah dergileri boyutunda ve Evrensel gazetesinin haftalık eki olarak çıktı. Gazete kapatılınca bugünkü boyutla çeşitli demokratik kitle örgütleriyle ortak çalışmalar biçiminde çıkarttık.


A.Sözer: Biz 20 kişiye ulaşan ama çekirdekte 5-6 kişinin bulunduğu bir çizerler topluluğu, düzenli toplantılar yapıyorduk. Farklı dönemlerde farklı organizasyonları gündeme getiriyorduk.
Sergiler, kartpostal çalışmaları, broşür denemeleri... Deprem olduğunda Tabipler Odası’yla bir çalışma yapmıştık, sağlık emekçileri için. “Küreselleşme, köleselleşme” diye bir sergimiz vardı, ülke içinde ve dışında defalarca sergilendi. Sonra 1999’da Türkiye’de basındaki bunalımları, mizah dergileri içindeki açmazları görünce bu işe koyulduk. Zaten bizim tarzımızda bir mizah da yoktu, Gırgır tarzı vardı, onu benimsemiyorduk. Diğer çizen arkadaşlar da çizdikleri yerlerde mutlu değillerdi. Bir de Kosova savaşı vardı, onu eleştirmemiz gerek diye düşünüyorduk. Böylece yola koyulduk.


- İsim nasıl netleşti?


A. Sözer: Kosova savaşını değerlendirirken NATO’nun buradaki rolü nedeniyle NOTA ismi üzerinde duruyorduk. NATO’ya NOTA verdik, gibi bir şey düşünüyorduk, sonra da Küreselleşmeye NOTA verdik, diye devam edecektik. Kafamızda böyle bir konsept dergisi vardı. Ancak Evrensel ile anlaşınca bunu değiştirme ihtiyacı ortaya çıktı. Grupta yaptığımız konuşmalar sonucu Homur’da karar kıldık. Bunun iki yönü var, hem İngilizce’deki “humor” kelimesine gönderme yapıyor, hem de homurdanmaktan gelen bir anlamı var.


- 44. sayıdan sonra, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, odalar, dernekler gibi kuruluşlarla birlikte Homur’u hazırlamaya başladınız. Bu nasıl oldu?


C. Kocagöz: Örgütlü toplulukların gücünden faydalanmak, onlara da mizahın olanaklarını sunmak. Bundan sonra belli bir sahibi yoktu, hep farklı bir kuruluşla çıktık. İşte en son 72. sayıyı hazırlıyoruz. Sloganımız “parayla satılmaz”, bu kuruluşların kendi üyeleri ve çevreleri üzerinden dağıtım yapılıyor.


- Bu durum ulaştığınız kesimlerin sınırlanmasına neden olmuyor mu?


C. Kocagöz: Aksine, Homur bu yolla çok geniş kitlelere ulaştı. Bunlara en eskilerden birkaç örnek vereyim: DİSK Dev Maden Sen için Bolu Mengen’de direniş yapan 60 işçi için bir sayı yaptık. Bolu köylerinde, bakkallarda ve işçilerin yerleşim yerlerinde Homur dağıtıldı. DİSK Genel Merkezi için savaş karşıtı bir sayı yaptık. Bu bütün eylem ve faaliyetlerde dağıtıldı. Aziz Nesin’in doğum yıldönümünde Nesin Vakfı için bir sayı hazırladık, o da kendi mecrasında dağıtıldı. KESK’e bağlı Eğitim Sen için çıkarttığımız sayı Edirne’den Kars’a tüm okullara gönderildi. 15-16 Haziran yıldönümünde çıkan sayı, barış sayısı, 1 Mayıs sayısı, Genel Sağlık Sigortası‘na karşı sayı ve suyun özelleşmesine karşı çıkan sayımız bunlar hep bizi daha geniş çevrelerle buluşturdu.


- Konuları nasıl belirliyorsunuz ya da hangi kuruluşla birlikte çıkacağınızı?


A. Sözer: Kuruluşlar bize öneri getiriyor. Konuyu benimsersek onlar bize brifing veriyor. En son Türkiye’de yapılan toplantı nedeniyle EMO ile birlikte çıkarttığımız su sayısı örneğin. Biz konunun detaylarını bilmiyorduk, ama onu öğrendikten sonra onu mizahlaştırıyoruz.


C. Kocagöz: Mümkün olduğunca az yanlış yapmaya çalışıyoruz. Profesörler, öğretim üyeleri, yazar ve çizerlerimizin böyle bir birikimi var. Homur bu haliyle emekçilerin olduğu kadar entellektüellerin de yayını. Gündemdeki bazı meselelere damardan girmek istiyoruz. Mücadele daha keskinleşiyor çünkü. Markopaşa savaş zenginlerine sataşan, o dönemin söylenemeyen şeylerini söyleyen bir dergiydi. Biz işçilerin ve emekçilerin sözünü doğrudan söylüyoruz.


- Peki biz Homur almak istesek nereye başvuracağız?


C. Kocagöz: Bize başvuracaksınız. Bize mail yolladığınızda sizi listemize alıyoruz ve yolluyoruz. Örgütler bulundukları illerdeki temsilciliklerine dağıtıyorlar. Oradan daha geniş bir alana yayılıyor. 15 bin dergiyi bu şekilde tüketiyoruz.


A. Sözer: ‘Siz homuru bulamazsınız, homur sizi bulur’ diye bir espri var.
Bu arada e-posta adresimizi

01 Ağustos 2009 Cumartesi

NECATİ'YE GÜZELLEME


Sevgili dostumuz Necati Abacı'yı anma yazımızdan sonra değerli araştırmacı-yazar Yusuf Çotuksöken'den bir yazı geldi; Necati için akrostiş bir güzelleme yazmış. Bize Necati'yi bir kez anma fırsatı verdiği için (zaten her zaman bizimle beraber) Yusuf Çotuksöken'e teşekkür ediyoruz.


Sevgili Necati,
Çok zamansız, hazırlıksız yakalandık ölümüne. Doyamadık dostluğuna, güzel insanlığına. Çizgilerin, hep gülümseyen fotoğrafların acımızı hafifletmiyor, inan. Ezeli yalnızlığımıza ebedi yokluğun eklenince daha da eksildiğimizi anladık. Tek avuncumuz, bir başka zamanda, bir başka evrende buluşabilecek olmamız.Merhaba! Güzel insan, sevgili dost! …

Yusuf ÇOTUKSÖKEN


NECATİ ABACI GÜZELLEMESİ

Ne güzel insandın sen Necati kardeş
En umutsuz gününde bile gülümserdi gözlerinin içi
Can dostun bilirdin sevdiklerini çevrende özüne özdeş
Alırdın iki avucunun içine dost ellerini, bırakmamacasına
Tutardın öylece, sıcaklığın sevginle bütünleşsin diye ...
İnce, kırık çizgilerle yaşama yepyeni anlamlar kattın,

Ardında yatanı sezip sezdirmeye çalıştın yaşananların
Baktıkça her bir karikatürüne gönderir insanı derin duygular denizine
Aydınlık bir gelecek çizerdin kopkoyu karanlıkların inadına
Cennetle Cehennemi bu yaşamda göremeyenlere
Işıktın, karanlığa mahkûm, insan kardeşlerine…

25 Temmuz 2009 Cumartesi

KAPİTALİZMİN KOMPLO-SU MALTEPE'DE

“Kapitalizmin Komplo-Su” karikatür sergisi bugün
Maltepe Nazım Kültürevi’nde açıldı 31 Ağustos 2009 tarihine kadar devam edecek


Karikatür :Ergun AKLEMAN

Maltepe Nazım Kültürevi, Su Platformu’nun "SU BİR İNSAN HAKKIDIR TİCARİLEŞTİRİLEMEZ" mücadelesini Beşçeşmeler Meydanına taşıyor.

Suyun ticarileştirilmesine karşı yapılan “Kapitalizmin Komplo-Su, Suyun Ticarileştirilmesi etkinliğinin açılışı, Türkiye'de ve Dünyada su tekellerine karşı verilen mücadelenin en yetkin isimlerinden olan, Yüksek Jeoloji Mühendisi Tahir ÖNGÜR'ün katılacağı Panel/Söyleşi ile,
24 Temmuz Cuma günü gerçekleşti.

Sergi 31 Ağustos 2009 tarihine kadar izlenebilecek.

Ayrıca sergi süresi boyunca Homur Mizah Dergisi’nin Su Platformu için hazırlanan özel sayısı da halka dağıtılacak.

23 Temmuz 2009 Perşembe

KEMAL TÜRKLER


22 Temmuz tarihinde yitirdiğimiz bir diğer değer de Kemal Türkler...

Devrimci sendika lideri 1980 yılında faşit kurşunlara hedef oldu, aradan 29 yıl geçmiş...

Katilleri mi ne oldu?

29 yıllık dava hala sürüyor, Homur'un mizah sayfalarına konu olacak kadar kara mizah örneğiyle.

Davanın sanığı tutuklu bulunduğu cezaevinden duruşma salonuna götürülebilirse mahkeme karar verecek.

Ama ödeneksizlikten bu gerçekleşmiyor.

Sanık benzin parası yüzünden mahkemeye götürülemiyor...

Eski bir tekerleme vardır:


Memiş mahkemeye gitmiş

mahkemelişmiş mi?

mahkemeleşmemiş mi?


Ama Memiş, İbişler yüzünden mahkemeleşemiyor bir türlü...


İşçiler aralarında para topluyormuş, sendika liderlerinin katiline yol parası olsun diye...

Hiç şaşırmaya gerek yok, çünkü:

BURASI TÜRKİYE

NECATİ ABACI'YI ANIYORUZ

Sevgili çizer arkadaşımız Necati Abacı'yı yitireli 5 yıl olmuş; zamanın bu kadar çabuk geçtiğini bir kez daha dehşet içinde fark ettik. 1958 doğumlu Necati, 22 Temmuz 2004 yılında aramızdan ayrıldı. 46 yaşında en verimli döneminde karikatür tarihi içindeki yerini aldı.


Portre : İlker Ekici

NECATİ'NİN BİZE BIRAKTIKLARI















19 Temmuz 2009 Pazar

ATAY SÖZER ÇİZDİ

BÜYÜTMEK İÇİN KARİKATÜRE TIKLAYIN

11 Temmuz 2009 Cumartesi

NAJİ-AL ALİ VE HANDALA AKŞEHİR'DE

Füsun Bandır (Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği Başkanı)
HANDALA


NAJİ-AL ALİ


Akşehir'deki Nasrettin Hoca şenliklerine Homur'la birlikte katılan ikinci bir sergi daha vardı. Filistinli karikatürcü Naji-al Ali ve sırtı dönük çocuk karakteri Handala karikatürleriyle oradaydı. Naji-al Ali 1987 yılında Mossat ajanları tarafından öldürülmüştü.

Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği Başkanı Füsun Bandır, Nasreddin Hoca Şenliği'nde Filistin'in sadece saldırılara maruz kaldığında değil sürekli hatırlanması gerektiğini belirtti.Uluslararası Akşehir Nasreddin Hoca Şenliği'nde Filistin'e destek olmak amacıyla stant açan Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği Başkanı Füsun Bandır, Akşehir'e de Filistin konusunu taşımak istediğini belirtti. Bandır, "Filistin sadece İsrail'in saldırı düzenlediği zamanlarda gündeme geliyor. İşgal altında olan bir ülke sürekli hatırlanmalı. Akşehir'de Filistin kültürünü buraya taşımak ve bilinmeyenleri anlatmak için bulunuyorum. Filistin'de sadece direniş yok, Filistin'de halkın eğlenmesi de gerekiyor, evlenmesi de. Filistin sadece tanklara taş atan çocukların bulunduğu bir yer değil" dedi.Karikatür sergisini açtıkları Naji-Al Ali'nin Filistin davası ile özdeşleşen karikatürler çizdiğini ifade eden Bandır, "Naji-Al Ali 1979 yılında Arap Karikatüristler Birliği Başkanı seçildi, 18. yüzyıldan günümüze kadar en büyük karikatüristlerden biriydi. İsrail ajanları tarafından karikatürleri nedeniyle 1987 yılının temmuz ayında öldürüldü. Sırtı dönük çizdiği karakterle özdeşleşti. Dünya halkının bizi anlayacağı güne kadar da yüzümüzü dönmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.


Aranıyor "ölü veya diri"
"vatanım vatanım, yüreğim sevgim sana"





Günaydın Beyrut




Tanrının 3 halkı
"tanrının seçilmiş halkı"
"tanrının arada kalan halkı"
"tanrının üçkağıtçı halkı"















Bayram tatlısı








Amerika-ABD









HOMUR AKŞEHİR'DE



HOMUR "Su" sergiyle 50. Akşehir Nasrettin Hoca şenliklerindeydi.

Dünyadaki su sorununa eğilmek istedik. 'Su Yaşamdır, Yaşamlarımız Satılık Değildir' sloganı ile su sorununa eğildik. Uluslararası Nasreddin Hoca Şenliği'nde de bu sorunun gündeme gelmesi için, karikatürlerimizi su üzerine yoğunlaştırdık. Akşehir'in mizahın merkezi konumunda olmasından dolayı buraya geldik" diyen Homur Mizah Grubu'nu Canol Kocagöz, Devrim Demiral, Ahmet Erkanlı, Mustafa Yıldız , Hande Dilek Akçam, Savaş Ünlü temsil etti...